İlkeli Sohbetler sayfasında bu hafta küçük kareleri biraraya getirerek kafasında büyüttüğü öyküleri olgunlaştıran ve daha sonra onları fotoğraflara dönüştüren bir sima yer alıyor; Celal Teber. Toplum Postası'nda gerçekleştirdiğimiz söyleşimizde konuğumuzun geçmiş hayatını, planlarını ve fotoğraf sanatına olan ilgisini konuştuk.
Celal Teber annesine göre 1973, resmi olarak 1972 yılında Türkiye'nin Tokat kentinde hayata merhaba dedi. Kütüğe erken kaydedilen konuğumuz, askere erken gidip çabuk yol almak maksadıyla bunun yapıldığını dile getirdi. İstenildiği gibi askerliğini yapan Teber, Tokat'ta dünyaya gelmesine rağmen Tokat'ı pek bilmiyor. Daha doğrusu iki yaşında iken ailece İstanbul'a göç ettiği için doğduğu topraklara dair hiç bir şey hatırlamıyor.
Dört kardeşli bir ailenin çocuğu olarak kozmopolit kente adım atan Teber'in İstanbul'la ilgili ilk aklına gelen, kendisine verdiği yabancılık hissi oldu. Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan İstanbul, büyük ve kalabalık bir şehir olarak yabancılık hissini doğurdu Teber'in dünyasında. İstanbul ayrıca 1970'li yılların sonunda yükselen silah sesleri ve sokaklarda özgürce oynayamayan çocukları evlere yöneltti. Teber bu çocuklardan biri olarak 1980 olaylarına tanık oldu. Yaşadığı mahallenin karşı tarafındaki tepenin üzerinde devrimle ilgili kireçle yazılan yazılara bakarak ve 1980'de yükselen silah seslerini duyarak o yılların Türkiye gerçeğini kavradı.
Herşeye rağmen çocukluğunun güzel anılarla dolu olduğunu dillendiriyor Celal Teber. Gecekonduda büyüyen dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak kalabalık bir arkadaş listesine sahipti. Gönlünce oynayabildi, koşturabildi ve paylaşabildi güzellikleri. Küçük yaşta olmasına rağmen sorumluluklarını da bildi. İlk ve orta eğitim döneminde başarılı bir öğrencilik hayatı oldu. Çok fazla sorgulayan birisiydim diyen Teber, sürekli bahsi geçen din kavramını sorgulamaya başladı. Küçükken en çok sahip olmak istediği şey bir bisikletti; ailesinin kendisine bisiklet alacak kadar maddi durumu iyi değildi. Bisiklet sahibi olmayı Allah'tan beklediğini, dersleri iyi olduğu taktirde bisikletine kavuşacağını ama bir türlü arzusunun gerçekleşmediğini söyleyen konugumuz, inanç duygusunu yitirdiğini vurguladı.
Celel Teber Kabataş Erkek Lisesi'nde abisinin kendisine aldığı fotoğraf makinasıyla çekimler yapmaya başladı. Arkadaşlarının istekleri üzerine fotoğraflar çekti. Kabataş Erkek Lisesi'nde yatılı olarak okuyan arkadaşları ailelerine göndermek için Teber'den fotoğraflarını çekmelerini istiyordu. Bu istekler konuğumuzu fotoğrafçılığa yöneltti. Derken lise sona erdi ve Teber, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nin İşletme Bölümü'nde öğrenim görmeye başladı. Üniversite devresinde derslerine yoğunlaştığı için fotoğraf aynı yerde saydı. Eğitimi boyunca Çanakkale'de kalan konuğumuz, doğanın ve doğal hayatın güzelliklerinin farkına vardı. Üniversite tercihi pek yerinde olmasa da Çanakkale sayesinde 'gezmek' kavramının büyüsüne kapıldı. Üniversitenin ardından İstanbul'a döndü ve kalabalığa alışmak için bir geçiş dönemi yaşadı. Bu dönem içinde iş hayatına atıldı. Muhasebeci olarak çalışmaya başlayan Teber, muhasebeciliğin kendisine göre olmadığını anladı. Ne yapması gerektiğini bir türlü kestiremedi. Muhasebe işlerinden sıkıldıkça fotoğrafa sarıldı. Fotoğrafçı bir arkadaşının sayesinde siyah beyaz dünyanın kapılarını araladı ve o dünyanın tutkunu oldu.
Muhasebeciliği, işten atılınca sona eren Teber, bir süre işsiz kaldı ve o sürede vatani görevini yaptı. Askerliğin ardından hayatına daha bilinçli yaklaşarak planlar yapmaya koyuldu. Fotoğrafa yönelmenin yollarını aradı. Bu yönelmenin Türkiye'de olamayacağına kanaat getirdi. Yeni yerleri aklından bir bir geçirdi. Başka ülkelere gitmek için para gerekliydi. Para kazanmak için iki yıl boyunca bir bankada çalıştı. Arzularına kavuşmak için gerekli olan parayı kazanınca, iki yılın sonunda bankadan ayrıldı. Sadece çalıştığı yerden değil, yaşadığı ülkeden de ayrılarak yüzünü İngiltere'ye çevirdi.
Celal Teber 2002 yılında Londra defterini açtı. Bu defteri açtığı için pişman değil. Hatta çok mutlu. Hedeflerine her şeyiyle ulaşamadı ama ulaşmak yolunda ilerliyor. Fotoğrafın kolay bir sanat dalı olmadığını, emek sarfetmek gerektiğini ve yeterli zaman harcamanın şart olduğunu belirten konuğumuz; fotoğrafla gündelik hayatı yaşayabilmenin önemine dikkati çekti. Büyük paralar kazanıp zengin olmak kaygıları yok. Londra'ya gelirken profesyonel bir fotoğraf sanatçısı olmak ideali vardı; bu idealine gittikçe kavuşuyor.
Celal Teber için fotoğraf sanatında asıl önemli olan ortaya ciddi ve başarılı projeler koymak. Uzun zamandır kafasında olgunlaştırmaya çalıştığı 'çingeneler' projesini hayata geçirmek için çalışmalar yapıyor. Konuğumuz, Avrupa'da hatta dünyada 'çingeneler'in yaşam tarzlarını sergilemeyi, görüntülemeyi ve gerçekçi bir şekilde yansıtabilmeyi çok istiyor. Celal Teber fotoğraf adına ne yaptıysa hepsini kendi emekleriyle gerçekleştirdi. Okudu, araştırdı, insanlarla konuştu, ustalara sordu. Fotoğraf anlayışı edinmek için sürekli çalıştı. Konuğumuzun fotoğraf anlayışı şu an belgesel tarzı bir noktada. Sosyal olaylara ilgi duymasından ötürü belgesel tarzı şeylerden haz alıyor. Fotoğraflarında anlattıkları kuru bir gerçeklik değil; kendi gerçekleriyle bakış açısını da karelere ekliyor. 'İnsanların gördüklerimi görmelerini istiyorum' diyen Teber, herkesin bir hikayesinin olduğunu ve bu hikayeleri anlatmak için sözcükler yerine görüntüleri tercih ettiğini dile getirdi. Ticari işler yapmak için renkli fotoğraf tarzının daha çok kullanıldığını ama kendisinin siyah-beyaz fotoğraf tarzından daha çok zevk aldığını söyleyen konuğumuz; teknolojiden uzak durmadığını, bilgisayar tekniğini de kullandığını vurguladı.
İlk kişisel sergisini geçtiğimiz yılın son günlerinde Londra'da fotoğrafseverlerin beğensine sunan Celal Teber'in en büyük arzusu başarılı projeler ortaya koymak. Yığınlar tarafından tanınan meşhur bir adam olmak kaygısı yok. Kalıcı, iyi ve köklü işlere imza atmak istiyor. |