Yazı Dizisi 1
AYŞE HARİKA GÜL
- Soğuk hava ve karanlık kendisini kötü hissetmesine neden olurdu. Lise yıllarına kadar kış korkusu ve mutsuzluk devam etti. Şimdi böyle birşeyden söz etmek imkansız çünkü konuğumuz kendisini güçlü hissediyor. Hatta “İçimde güneş var” demekten de çekinmiyor.
- Gül aslında iki kültür arasında yaşamanının yaratığı ‘kısıtlılık’ kavramını uzun süre hissetti. Ailesi tarafından Kıbrıs Türk kimliğiyle yetiştirildi. Evin dışında ise kültür değil kültürler vardı.
İlkeli Sohbetler sayfasında bu hafta ilhamla gelen aşk şiirlerini mısralaştıran, birçok kişiye mesleki kariyerlerinde yardımcı olan ve sufizm felsefesine ilgi duyan bir sima yer alıyor; Ayşe Harika Gül. Kıbrıs Türk Toplum Merkezi’nin Haringey’de bulunan binasında konuğumla uzun uzun sohbet ettim.
Ayşe Gül 1950’li yılların sonunda 17 Mart günü Lefkoşa’da hayata merhaba dedi. Kedilere ve yunuslara büyük bir sevgiyle bağlı. Bunun yanında Haski köpek sahibi olmak istiyor. Sanatçı ruhlu birisi. Bir balık burcu ve boğalarla çok iyi anlaşıyor. Astrolojiye oldukça meraklı. Su ve Toprak grubu burçlarıyla Hava ve Ateş grubu burçlarının iyi anlaştığına inanıyor. Kendisinin burcu su grubundan. Toprağın gıda üretimi yapabilmesi için suya ihtiyacı vardır; aynı şekilde su da kendisini belirleyebilmesi için toprağa gereksinim duyar. Su ve toprağın iletişimiyle etkileşimini bu şekilde açıklayan Gül’ün hayal gücü çok geniş. Kimi zaman bulutların üzerinde dolaştığını ve bazen de uçabildiğini söyledi. Enerjisi zaman zaman değişse de yaratıcı kişiliği hergün biraz daha gelişiyor.
Ayşe Gül’ün çocukluğu en ince ayrıntısına kadar hatırlanacak güzellikte geçti. Herkes O’nun için çok yaramaz, hareketli ve akıllı diyordu. Annesi yaramazlığının hareketli olmasından kaynaklandığını açıklarken Gül’ün sevimli bir çocuk olduğunu söylemeden de geçmiyordu. Çok soru soran konuğumuz Lefke’de yaşayan ailesini ziyarete gittiği günlerde bilmiş davranışlarıyla Lefke’nin maskotu olduğunu da itiraf etti. Bunun yanında yedi yaşına kadar çok mutlu bir çocukluğunun olduğunu belirten Gül, İngiltere’ye geldikten sonra mutlu günlerin sayısının azaldığını dile getirdi. Babasının avukat olmak istemesinden dolayı önce anne ve babası İngiltere’ye adım attı. O yıllarda iki yılda öğrenimini tamamlayıp Kıbrıs’a dönme fikrinde olan aile dokuz ay geçtikten sonra çocuklarına duydukları özleme dayanamadılar. Gül’ün annesi Kıbrıs’a gidip önce konuğumuzu yanına aldı. 1963 olaylarından hemen sonra da red cross vasıtasıyla Gül’ün kızkardeşi İngiltere’ye getirildi.
Ayşe Gül İngiltere’de dil bakımından hiç bir sorun yaşamadı ve çevresine hemen adapte oldu. Kıbrıs’ta küçük bir çocukken ilk İngilizce derlerini babasından aldı. Anneleri İngiliz olan dört tane kuzeniyle anlaşabilmek için İngilizce öğrenmeye koyuldu. Bu yüzden İngiltere’ye gelince okuma ve yazma bakımından pek bir zorluk yaşamadı. Okuldaki öğretmenleri tarafından sevilmesi nedeniyle sınıflara ve sıralara erken adapte oldu. Sayısız arkadaş edindi...
Yine de yedi yaşından sonra Londra günleri Gül’ün neşesini biraz dağıttı.Babası hukuk öğrenimi gördüğü için ya ders çalışıyordu ya da okuldaydı. Annesi de işe gidiyordu. Kıbrıs’ta kendisine elbiseler diken ve hikayeler okuyan anne Londra’da yorgun argın eve gelince konuğumuz istediği ilgiyi göremiyordu. Gel zaman git zaman Ayşe Gül içindeki dans tutkusunu ve isteğini dışarıya çıkardı. Ailesine dans, bale ve jimnastik derslerine gitmek istediğini söyledi. Ailesi O’nun hukuk öğrenimi görmesini tercih ediyordu. Bir de o yıllarda Kıbrıs Türk halkının kız çocuklarına kısıtlama getirmeleri söz konusuydu.
Bazı kısıtlamalar ve dans konusundaki kabiliyetini başka alanlara yönlendirme zorunda kalışı Gül’ün zaman zaman mutsuzluk yaşamasına neden oldu. Özellikle uzun süre kış mevsimini hiç sevmedi. Soğuk hava ve karanlık kendisini kötü hissetmesine neden olurdu. Lise yıllarına kadar kış korkusu ve mutsuzluk devam etti. Şimdi böyle birşeyden söz etmek imkansız çünkü konuğumuz kendisini güçlü hissediyor. Hatta “İçimde güneş var” demekten de çekinmiyor.
Ayşe Gül’ün öğrenim gördüğü yıllarda çok kültürlü bir yapı yoktu aksine asimilasyon felsefesi vardı. Yabancı arkadaşlarının inançlarına hayranlık duyan konuğumuz kimi zaman “İsa’ya inanabilsem” sözcüklerini bile mırıldanıyordu. Hıristiyan inançlarının kendisinde de olmasını isteyen Gül’ün, bu istekleri özgür bir ruh anlayışına dönüştü.
On altı yaşında Barnet College’e gidip İngilizce Tarih ve Siyasal Bilgiler üzerine A-Level’lar yapan konuğumuz, okulun çok farklı bir yapısının olduğunu ifade etti. Öğrenim görenlerin zengin, özgür, medeni ve profesyonel kişiler olduğunu belirten Gül, O’nların kendisini cezbettiklerini dile getirdi.
Gül aslında iki kültür arasında yaşamanının yaratığı ‘kısıtlılık’ kavramını uzun süre hissetti. Ailesi tarafından Kıbrıs Türk kimliğiyle yetiştirildi. Evin dışında ise kültür değil kültürler vardı. O yıllarda Kıbrıslı Türk bir kız olarak renkli ve yaratıcı bir yaşam tarzını benimsemek kolay değildi. Çok zordu! Sanatçı, tiyatrocu, film yıldızı olmak isteyen Gül için aşılması güç olan bir zaman dilimi yaşanıyordu. Liseyi bitirinceye kadar kısır bir döngü içinde yaşamını idame ettiren konuğumuz on yedi yaşında gitar dersi almayı büyük mücadelelerden sonra ailesine kabul ettirdi. Tiyatrocu olmayı kendisinin başaramadığını söyleyen konuğumuz en azından kızı Buket’in sahnelerin büyülü dünyasına karışmayı başardığın ve O’na sonuna kadar destek verdiğini dile getirdi.
Ayşe Gül orta okul yıllarında öğretmenleri tarafından çok seviliyordu. Özellikle İngilizce öğretmeni Miss Young Gül’e çok ilgili davranıyordu. Konuğumuzun yazdığı kompozisyonları sınıftaki diğer öğrencilere okuyan Miss Young Gül’ü edebiyat alanına yönlendirdi. Aşırı ilgiden kendini baskı altında hisseden konuğumuz okuldan ayrılıp edebiyat ve tarih okumak için Barnet College’e gitti. Kolej’de siyasal bilgiler öğretmeni Mr Hender’in bir ‘mentor’ olarak kendisine üniversiteye gitmesi konusunda yardımcı olduğunu ifade eden Gül, şimdi yaptığı ‘Mentoring’ projesinden dolayı Mr Hender’in ne kadar önemli bir kişi olduğunu daha iyi anladığını kaydetti.
Konuğumuz Barnet College’de A-Level’larını tamamladı; daha sonra Canterbury kasabasında University of Kent’te İngiliz ve Amerikan Edebiyatı ile Tarihi alanında öğrenim gördü. Ardından ‘post graduate certificated of education’ yani öğretmen olmak için Sussex İnstitue of Education’da bir yıl eğitim aldı. Eğitiminin ardından orta ve lise öğretmeni olarak çalışma hayatına atılan Gül, yüzünü Londra’dan Kıbrıs’a çevirdi. 1978 yılında Lefkoşa’ya gidip Türk Maarif Koleji’nde öğretmenlik yapmaya başlayan konuğumuz, ancak bir yıl bu görevini devam ettirdi. Kıbrıs’ta bulunduğu süre içinde çeşitli çalışmalar yapan Ayşe Gül öğretmenlik görevini niçin bir yıl gibi kısa bir süre yaptı? Öğrtemenlikten ayrılan konuğumuz daha sonra kendisine nasıl bir rota çizdi? Yeniden Londra sayfasını ne zaman açtı? Şiirle hayatını ifade etmeye nasıl başladı? Tüm bu soruların cevabını haftaya İlkeli Sohbetler sayfasında bulabilirsiniz.
Devamı Haftaya
|