







|
|
|
Prof Dr Mustafa Camgöz
|
|
|
|
| Yazı Dizisi 2
Bilim adamları için zirvenin ‘Kanser’ olduğunu ifade eden Prof Dr Mustafa Camgöz 1990’lı yılların başında kanser konusuna eğildi. Kanser bilim adamlarının en büyük everesti olduğuna göre Mustafa Camgöz de kanseri yenmek, deva bulmak ve kliniksel bir çözüm üretmek amacıyla kanser sahasında detaylı araştırmalar yapmaya başladı.
Dünyada ilk kez kanser hastalığında elektirik sinyallerini incelemeyi hedef noktası olarak seçtiklerini ifade eden Camgöz, bunun bir ihtilal niteliğini taşıdığını da vurguladı. Londra Üniversitesi’nin bir kısmı olan Imperial College’in dünyanın önde gelen okullarından biri olduğunu belirten konuğumuz, öğretim görevlisi olarak çalıştığı bu okulun yeni fikirleri desteklediğini ve yeni düşüncelere fırsat tanıdığını dile getirdi.
Imperial Colleg’de bir yandan ders verirken diğer yandan araştırmalarını sürdüren Camgöz, 1990’ların başında kanser alanında elektirik potansiyeli var mı yok mu ana sorularıyla bir araştırma başlattı. Bu alanda ilk makalesini 1995 yılında yayınlayan ve yazdığı yazının içeriğiyle inanılmazlık yaratan konuğumuz, araştırdığı sahanın ilk kez bu şekilde bir gelişme kaydettiğini vurguladı.
Prof Dr Mustafa Camgöz sinir bilimleriyle kanser sahasını biraraya getirerek fikir birliği ve konsept aktarımı yaptı. Sinir bilimlerine ve kanser sahasına böylece yeni teknikler getirdi. Laboratuarlardan insan vücduna açıldı. Bu açılımlar daha önce hiç görülmeyen kanser mekanizmalarının ortaya çıkmasına neden oldu. Kanser hastalığının ölüm sebebini kanserin dağılması olarak açıklayan Camgöz, kanserin dağılmasıyla sara hastalığı geçiren bir beyinin hiparaktivetisini özdeşleştirdiğini ifade etti. Bu konsept doğrultusunda hiperaktif sinyallerin beyni normalden çıkarmasıyla kanserde hücrelerin yayılması arasında doğru bir orantı oluşturdu.
Kanser sahasında kapsamlı ve geniş çaplı araştırmalara koyulan Prof Dr Mustafa Camgöz ilk olarak prostat kanseri alanına eğildi. Fikirlerini en doğru şekilde denemek için en uygun kanser türü prostat kanseriydi. Araştırmaları sonucunda elektirik sinyallerinin dokularda görüldüğünü kaydeden konuğumuz, düşünce şekilleriyle konseptlerinin genel kanser alanına yönelik olduğunu, doğrudan prostat kanseriyle alakalı olmadığını belirtti. Prostat kanserinden meme kanseri sahasına yönelen Camgöz, her iki kanser türünün de birbirine benzediğini kaydetti. Doku olarak her iki türün ayni hücre şekilinden yaratıldığını ve salgısal organlar olduğunu anlatan konuğumuz, ayrıca her ikisinin de hormonal ve hassas dokular olduklarını söyledi.Her iki doku kansere dönüştüğü taktirde kemiklere ve akciğere sıçrarlar.
Prostat kanserindeki araştırma sonuçlarının aynının meme kanserinde de gözlendiğini, meme kanserinin de aynı sinyaller verdiğini açıklayan Camgöz, son olarak akciğer kanserini araştırmaya başladığını belirtti. 2005 yılında akciğer kanserini inceleme altına alan konuğumuz, sigara ile ilişkili olan en agresif kanser türünün akciğer kanseri olduğunu vurguladı. Elektrik sinyallerinin yoğun olduğu yerlerde kanserin daha agresif bir özellik gösterdiğine inandıklarını belirten konuğumuz, kanserdeki genel mekanizmanın bu sinyaller olduğunu sözlerine ekledi.
Araştırmalar sonucunda meme kanserine ağırlık verilmesi gerektiği noktasına varıldı. Klinik potansiyele en yakın sahanın meme kanseri olduğunu ifade eden Camgöz, yeni teknik ve konseptlerin meme kanserinde kullanılmasına daha uygun olduğu sonucuna varıldığını dile getirdi. Yeni mekanizmaları kullanamk için en direkt yolun meme kanserinde olduğunu söyleyen konuğumuz kliniksel potansiyeli üç ana başlık altında topladı. ‘Yeni Teşhis Yöntemlerinin Temeli’, ‘Yeni Terapi ve İlaç Şekilleri’ ve ‘Aşı Yetiştirmek’ başlıkları altında kanser araştırmaları yapan Camgöz üç maddeyi kısaca aktardı. ‘Yeni Teşhis Yöntemlerinin Temeli’ kanser hastalığının dağılmasıyla ilgileniyor. Camgöz’e göre kanserin dağılması saralık gibi birşeydir. Kanserin dağılma potansiyelini elektirik sinyallerini kullanarak gördüklerini anlatan konuğumuz, erken teşhisin bu hastalıkta önemli olduğunu vurguladı. Günümüzde meme kanserindeki teşhis topağın büyüklüğü, şekli ve hareketliğiyle yapılabilir. Meme kanserinde %25-30 arası iyi sayılan meme kanserleri daha sonra agresif olarak ortaya çıkabiliyor. Sinyalleri geliştiren genin memede bulunması koşuluyla kanserin saralık gibi dağılabileceğini savunan Prof Dr Mustafa Camgöz ikinci olarak ‘Yeni Terapi ve İlaç Şekilleri’ni açıkladı.
Camgöz, günümüzde radyoterapi ve kemoterapi gibi vücudu zehirleyen çok sert ve hoş olmayan; aksine yan tesirleri olan yöntemlerele kanser hastalığının tedavi edildiğini söyledi. Bazı meme kanserlerine horman tedavisi uygulanabileceğini ama bunun belli bir süre yapılabileceğini belirten konuğumuz, bütün dünyanın yan tesirleri az olan ya da hiç olmayan, daha kesin sonuçlar verecek ilaçların geliştirilmesini istediğini ifade etti.
2004 yılında Amerika’da Fortune Magazine isimli dergi yayınlandı. Bu dergide kanser konusunda tüm dünyayı ilgilendiren bir yazı yer alıyordu. Kanser hastalığının milyonlarca dolar harcanan bir saha olduğunun belirtildiği yazıda yeni nesil ilaç geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu da ifade edildi. Camgöz ve arkadaşları bu noktadan hareketle belirledikleri yeni hedefe ilaç yönünden nasıl varılacağının muhakemesini yaptılar. Camgöz ve arkadaşlarının düşündüğü ilaçlar sara hastalığında kullanılan yan tesirleri az ve vücudu yatıştırıcı ilaçlar oldu. Hem ilaç hem de antikor üzerine çalışmalar yapan ekip şu anda bir antikor geliştirmekle ilgileniyor.
Aşı yetiştirmekle meme kanserine büyük yardımlar yapılabileceğini söyleyen Camgöz ‘Yeni Teşhis Yöntemlerinin Temeli’ adı altında üçüncü maddeyi bizlerle paylaştı. Camgöz meme kanseri mekanizmasının aşı yolu ile kontrol edilebileceğine inandığını söylerken meme kanserinin bir kısmının genetik olduğunu ve genin aktif olduğunu dile getirdi. Meme kanseri olan bir kişiyi muhakkak aşılayıp hastalığın önünü kesmek lazım. Meme kanseri oluşumunda meme dokusu vücutta olmayan bir protein yaratır. Camgöz bunu aşı ile nasıl engelleyebiliriz sorusunu sorduktan sonra sıkı bir araştırma devresine girdi. Hedeflerinin vücudu aşılayarak vücutta antikor yaratıp proteini yemesini sağlamak olarak belirleyen konuğumuz aşı ile antikorun meme kanserindeki proteini yediğini sözlerine ekledi.
Kanserin normal bir doku olmadığını ve kanserin içindeki genlerle proteinlerin de normal olmadığını, vücudun bunları yabancı olarak tanıdığını vurgulayan Camgöz gelecek hafta Londra’daki Pro-Cancer Research Fund’ın oluşumunu sizlerle paylaşacak.
Devamı Haftaya
|
|
| 30 Mayıs 2007, Çarşamba |
23:42 |
ÜLGEN GENÇ |
| 24 Mayıs 2007, Perşembe |
15:06 |
RAMAZAN GÜVELİ |
| 17 Mayıs 2007, Perşembe |
22:40 |
ELÇİN NURİ |
| 10 Mayıs 2007, Perşembe |
20:27 |
OSMAN FIRAT |
| 03 Mayıs 2007, Perşembe |
11:15 |
REHA ARAR |
| 26 Nisan 2007, Perşembe |
16:49 |
YILDIZ ÇİTÇİ |
| 18 Nisan 2007, Çarşamba |
21:32 |
BİROL TOPUZ |
| 12 Nisan 2007, Perşembe |
09:32 |
NİLGÜN SONAY |
| 05 Nisan 2007, Perşembe |
09:07 |
HAKAN ALPİN |
| 29 Mart 2007, Perşembe |
10:52 |
EMİNE SÖNMEZ |
| Yorum Sayısı: 2 |
|
Ali Ak - bursa |
04 Ekim 2006, Çarşamba |
01:11 |
| Şu hastalığın çaresi ne zaman bulunacak yada bulunabilecek mi |
|
ayşe demir - van |
01 Temmuz 2006, Cumartesi |
10:59 |
ileri derecede mide kanseri
ismi yüzük taşı
karunda şimede var
ve karındaki sıvıda hastalığa uyumlu
doktorlara göre kemoterapiye bile gerek yomuş çok geçmiş demişler yorumunuzu öğrenebilirmiyim saygılarımla |
|

|