6 Eylül 1966'da İstanbul'da hayata merhaba dedi. Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan İstanbul şehrinin henüz beton kente dönüşmediği yıllarda arkadaşlarıyla arsalarda oynama şansı bulduğu bir çocukluk geçirdi. Dut ve incir ağaçları tepelerinde, bir zamanların meşhur dizisi 'Uzay Yolu' sahnelerini canlandırarak, top oynayarak doya doya geçirdiği bir çocukluğu oldu.
Hakan Alpin'in öğrenim hayatı liseyi terk etmesiyle son buldu. "Bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi özel kurslar yoktu. Öğretmenler sınıfta kalan öğrencilere sene sonu ikmal sınavları için okulda kurs verirlerdi. Onlar için ek bir gelir kapısıydı bu. Ancak bunu kötüye kullananlara denk geldim. 5 ile sınıfı geçecek notlar almama rağmen, sırf benim ikmal kurslarına katılmam için 4 verilerek iki dersten sınıfta bırakıldım. Üzerimden rant sağlanmasına ve bu kafadaki eğitmenlerden öğrenecek hiçbir şeyin doğru olmayacağına o an karar vererek eğitimimi noktaladım." şeklinde konuşan konuğumuz bu olaydan kısa bir süre sonra profesyonel çizerlik teklifi aldı ve çizerlik kariyerine start verdi.
Konuğumuz kendini bilmeye başladığı dönemlerde yani ilkokul yıllarında çizgiromanla tanıştı. Dünyasını okumaya başladığı çizgiromanlarla şekillendirmeye başladı. Bu şekillendirme sayesinde çizgiromancılıkta bayağı yol kateden Alpin,1986 yılında ‘Conan’ın okur sayfalarında yayınlanan birkaç illüstrasyonunun fark edilmesiyle profesyonel kariyerine adım attı. Ali Recan’ın teklifiyle ‘Yüzbaşı Volkan’ başlığını çizmeye başlayan konuğumuz, daha sonra çeşitli gazetelere ve dergilere yoğun bir şekilde çizmeye devam etti. Bu dönemde çizgiroman koleksiyonculuğu da iyiden iyiye kendini göstermeye başladı. Böylece Alpin'in evinde kitaplarla dergilerinin işgal ettiği yerlerin sayısı
giderek arttı.
Konuğumuza göre bireysel uygulamalı görsel sanat dallarından en zoru çizgiromandır. Batıdaki uygulamalar genelde yazar-çizer ekipleriyle gerçekleşiyor olsa da, Türkiye'de bunun böyle olmadığını; çizilen bantın veya öykünün hem yazar, çizer, hem de gerekirse renklendirmeci ve kaligrafistliğini de aynı kişinin üstlendiğini açıkladı. "Tüm bu kategorilerde belli bir kıvama gelmeyi başarırsanız ortaya kaliteli sunuma sahip işler koymaya başlarsınız." diyen Alpin şöyle devam etti:
"Suat Yalaz'ın Fransa'dayken yakaladığı ve kullana geldiği 'Kağıt üstündeki sinema' tanımı çizgiroman için uygun aslında. Zira kamera açıları, renk kullanımı, kadrajlama ve kurgu tekniğini kullanarak beyaz çizim kağıdı üstünde bir öykü anlatıyorsunuz çizgiroman yaparken. Ancak elbetteki teknik ve sanatsal tanımı biraz farklı: Çizgiroman, birbiri ardına sıralanan çizilmiş karelerin metin desteği eşliğinde bir öykü anlatmasıdır. Çizgiromanın olmazsa olmazı çizgi ve onun kurgusudur. Metni çok az olan, hatta hiç metin kullanılmadan yapılan çizgiromanlar da vardır.
Peki Alpin neden çizgiromanı seçti? Bunun cevabını vermek için düşünmeye gerek yok aslında. Konuğumuza göre
insan sevdiği işi yapıyorsa, kendini hayatta çalışıyormuş gibi hissetmez. Çizgiroman sanatı konuğumuzun hayatının
anlamı neredeyse. Kâh bir macera çiziyor, kâh onun üstüne bir makale veya kitap yazıyor. Hemen yayınlanıyor, üstüne bir de para veriyorlar. Bu Alpin için keyif verici birşey.
Hakan Alpin yirmi bir yıldır hayatını sadece çizgiroman çizerek veya illüstrasyonlar yaparak kazanıyor. Bu işi bu şekilde yapan çok fazla insan yok Türkiye'de. Bu nedenle karikatüristlere de bu açıdan gıpta edilir. Alpin doya doya çizdi. Bazılarına sonradan baktığında içine sinmese de tüm çizimlerini seviyor. Yirmi bir yılda elli civarı basın-yayın organında çizim yaptı. Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi üç büyük hariç hemen tüm gazete ve çeşitli mizah dergilerinde çizgiroman maceraları hazırladı. Ancak son iki yıldır çizime biraz ara verdi. Bu yılın programı içinde üç kitap
daha yazacak olan Alpin'in 2002-03 yılında yayınlanan 'Çizgiroman Ansiklopedisi'nden önce iki kitabı daha çıkmıştı. Kitaplardan biri yolda, yakında okurla buluşacak.
Konuğumuzun ilgi ve keyif alanları arasında bilimkurgu, fantastik edebiyat ve sinema gibi türler de yer alıyor. Onlarla ilgili bazı çalışmalar yapıyor ve yayınlar hazırlıyor. Türkiye'de yayınlanan son bilimkurgu dergisini de çıkaran Alpin, şimdilerde eğlenebileceğimiz yeni bir bilimkurgu dergisi hazırlıyor.
Konuğumuz en çok neyi çizerken ya da karikatürize ederken zorlanıyorsunuz sorumuza "Benim çizgi stilim realize. Bu nedenle karikatürizasyon becerim zaten hiç yok. Denemedim değil, yıllar öncesinde Çarşaf Karikatür Okulu'na birkaç kez gitmişliğim var. Ancak rahmetli Semih Balcıoğlu abi bana, 'Nasıl, sevdin mi karikatürü' diye sorunca, 'Pek değil, ben çizgiroman çizeri olmak istiyorum' demiştim. Çizgiroman çizerken zorlandığım birşey yok diyebilirim, ya da daha doğru bir tanımla henüz olmadı. " cevabını verdi.
Mehmet Barlas'ın senaryosunu Cemil Demli takma ismiyle yazdığı ve Alpin'in Yeni fiafak için çizdiği 'Kayıp Yıllar' başlığı konuğumuzu başka bir açıdan oldukça zorlamıştı. Zira belgesel bir çizgiromandı ve Türkiye'nin çok partili hayata geçiş tarihi olan 1950'li yılları ele alıyordu. Siparişle çizdiği ama hazırlarken ve çizerken inanılmaz keyif aldığı bu çalışma, kronolojik olarak akan senaryoya konuk olması gereken siyasi kişilere ait görsel malzeme bulma konusunda konuğumuzu zorladı.Herşeye rağmen Alpin bu çalışmanın altından başarıyla kalktı.
Hakan Alpin çizgiler dünyasında üretirken, O'nun bu üretkenliğini artırmasında neler etkili olur? Y a da konuğumuza en çok ne keyif verir? "Bana en çok ailem ve sevdiklerimle vakit geçirmek keyif verir. Onları az önce saydığım uğraşılarım takip eder." diyen Alpin konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü: "Tarih, arkeoloji, sanat tarihi ve felsefeyi çok severim. Okumayı ve izlemeyi de. Çizgiroman sanatıyla ve tarihiyle ilgili araştırmalar yaparken Osmanlı döneminden
başlayarak çıkan hemen tüm mizah dergilerini taradım diyebilirim. Kalanları da fırsat buldukça taramayı sürdüreceğim. Tarih konusundaki bilgimin ışığında incelediğim, analiz ettiğim mizah dergilerindeki espriler arasında Gırgır, Limon ve
Leman'dakiler beni en çok güldürenler. Espri yükü olarak Bülent Arabacıoğlu'nun 'En Kahraman Rıdvan', Selçuk Erdem'in karikatürleri ve Hasan (Kaçan) abinin 'Eşek Herif' bantını unutamam. "
Sulu esprilerden ziyade, derinliği olan ve akılda kalıcılıkları fazla olanları daha çok beğendiğini ve Türkiye'de gelmiş
geçmiş en büyük çizer olarak Turhan Selçuk'u kabul ettiğini söyleyen Hakan Alpin'in son kitabı olan ‘Çizgiroman Ansiklopedisi’ kısa süre önce okurla buluştu. |