28 Ağustos 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
ICAD: "Sadece Ergenekon'u Değil, Devlet Yapımı Kontrgerillayı Dağıtın"
Londra’da İran karşıtı eylemler devam ediyor
“Kaliteli muhasebecilik bizim işimiz”
Pegasus ile haftada 5 uçuş!
Hayat TV geri döndü
Sorunların çözümü için destek sözü
Hackney’e yeni toplum merkez
Haringey’de polise internetten ulaşabilirsiniz
Dursun Karataş öldü
Ölüm saçan tersane

YORUMLANANLAR
Kıbrıslı Türklerin Londra'daki tarihi mahkemede gitti! [1]
Eğitim eşitsizliği dargelirliler aleyhine artıyor [1]
Döven dövene [1]
Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır [2]
200 bin sığınmacıya af! [1]



Melankoliyle savaşmak yerine barışmayı deneyin

Ilke SUSUZLU
ilke@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Şubat 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sanırım melankoli denen ruh hali hiç bırakmayacak bizi...

Hiç çekmeyecek ellerini üzerimizden.

Usulca okşamak yerine hep sert darbelerle yaralayacak!

Ah melankoli!

Küçük tebessümler ve dinmeyeceğini sandığınız gülüşme sesleri hep yenik düşüyor melankoli rüzgarlarına!

Zaman o kadar planlı programlı ki, hiç bir dalgınlığa izin vermiyor.

Sanki insanın pişmesi için melankoli rüzgarlarıyla savrulması şart!

Olgunluğa erişmesi için acı çekmek şart!

Nedense mutluluk denilen üç heceli sözcüğün tadına doyamadan kara çatılar altında alıyoruz soluğu.

Nasıl oluyor birdenbire de dünya başşaşağı dönüyor bilmiyorum...

Ama oluyor işte!

Alaşağı oluyoruz.

Yüzümüzün orta yerine bir hüzün çöküyor.

Yediğimiz yemeğin tadını alamıyoruz.

Kalbimizde inceden bir sızı...

Hiç bir koşulda rahat hissetmiyoruz kendimizi.

Melankoli köşeye sıkıştırıyor bizi.

Ve arsız bir düşman gibi üstümüze üstümüze geliyor.

Melankoli bağımlılık yaratıyor!

Bağımlı yaşamak ise tatsız tuzsuz bırakıyor insanı işte.

Zincirlenmiş bir şekilde kısa mesafalerde dönüp duruyoruz!

Ya da kelepçelerimiz ellerimizi acıtıyor; en çok da yüreğimizi.

Bağımlılık halinde melankoli devleşiyor.

Vazgeçemediklerimiz sağdan soldan tokatlıyor.

Şamar oğlana dönüyoruz.

İşin ilginç yanı siz karşılık veremiyorsunuz.

Bağımlısınız neticede, hem de melankoliye!

Susuyorsunuz.

Bu suskunluk içinizdeki melankoliyi daha da büyütüyor.

O kadar büyüyor ki, koca bir devle savaşamaz duruma geliyorsunuz.

Ezilip büzülüyorsunuz.

Eğrilip doğrulamıyorsunuz.

Nefes alıyorsunuz boyuna.

Lakin içinizdeki kızgınlık bağrınızı acıtıyor.

Havanın rengine bakıp ağlamak istiyorsunuz.

Radyoda çalan bir şarkıdan bir anda nefret edebiliyorsunuz.

Kırmamak için hassasiyet gösterdiğiniz tüm inceliğiniz yok oluveriyor.

Melankoliye karşı sessiz bir devinimle dur demeyi ihmal etmiyorsunuz yine de.

Ne yazık ki nafile...

Tüm dur deyişler birer yenilgi olarak dönüyor size.

Daha da içinize kapanıyorsunuz.

Melankoli, içinizdeki diğer insan olarak büyüyüp yerleşiyor.

Öyle bir yerleşiyor ki dışınızda bile hüküm sürmeye başlıyor.

Çıkarıp atamıyorsunuz...

Kararlarınızı ele geçiriyor.

Hayatınızın dizginlerini elinde tutuyor.

Fesleğen kokularını duvarlarınızdan bir bir yok ediyor.

Kendinizi çırılçıplak hissediyorsunuz.

Bir anda üşüyor, bir anda donuyorsunuz.

Ruh halleriniz inişli çıkışlı farklılıklar sergiliyor.

İçinizden hiç birşey yapmak gelmiyor.

Oturmak, uyumak, boşluğa bakmak... O kadar!

Melankoli öyle bir ruh hali ki, geçmişle sizi yüz yüze getiriyor boyuna.

Sırf canınızı acıtmak için.

Oysa giden gitmiştir...

Biten bitmiştir.

Melankoliyle savaşmak yerine barışmayı denemek lazım!

O zaman sizi istediği gibi ele geçiremez.

Melankoliyi hayat duvarlarınızdan ne kadar uzak tutarsanız, yaşamdan o kadar zevk alabilirsiniz.

   904 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
28 Ağustos 2008, Perşembe   Alışmakla alışmamak birdir!
31 Temmuz 2008, Perşembe   Beklentiler, beklenilmeyenleri getiriyor bir bir.
25 Temmuz 2008, Cuma   Yargılamak yerine anlamaya çalışmak önemli!
17 Temmuz 2008, Perşembe   Hayat, hiç birşeyi hafife almayacak kadar ciddidir!
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Hayat bu işte, her an herşey olabilir.
03 Temmuz 2008, Perşembe   Bulunamadığınız an unutuluyorsunuz!
19 Haziran 2008, Perşembe   Neden bu bana necilik; niçin bu hep banacılık?
13 Haziran 2008, Cuma   Poyrazın hışmına uğrarsanız, savrulup sürüklenirsiniz!
06 Haziran 2008, Cuma   Dünü getiremeyiz belki ama şimdiyi kurtarabiliriz!
29 Mayıs 2008, Perşembe   Gözden geçirilmeli geçmiş denen geçen giden şey!



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital