|
Çerçeveler...
İçinde yaşamak zorunda olduğumuz gerçekliğimiz.
Kaçamama noktamız!
İşte bu noktada barışçıl tavırlar sergiliyoruz.
Farkında olmadan kendimize yeni çerçeveler çiziyoruz.
Cazip alanlar.
Yepyeni dünyalar...
Zaman'da keşfe çıkıyoruz.
Yarattığımız Harikalar Diyarı'nda yol alıyoruz.
Çerçevemiz çok renkli; bir o kadar da geniş!
An oluyor, nereye bakacağımızı şaşırıyoruz.
Düne yarını ekliyoruz.
Eskiyi yenilerle eskitiyoruz.
Doludizgin koşturuyoruz.
Derken çerçeveye bir haller oluyor.
O dayanılmaz gelen çerçevemiz giderek cazibesini ve haşmetini kaybetmeye başlıyor.
Bizi bir korku, bir telaş alıyor.
Aynı döngüye girmek istemiyoruz.
Her şey başka olsun istiyoruz ama olmuyor.
Elimizi attığımız her şey eskiyor.
İçinde yer aldığımız tablolar tanındık oluyor.
Of ne sıkıcı diyoruz.
Bunaltıcı.
O geniş çerçeve daralıyor.
Boğmaya başlıyor.
Nefessiz kalıyoruz!
O ihtişamlı çerçeve boyuna hüküm veriyor.
Sarıp sarmalamıyor.
Alanımız daralıyor.
Yolumuz kısalıyor.
Tek yönlü bir sokağa sapıyoruz.
Aynı evler, aynı kaldırımlar...
Çerçevemiz yaptıklarımızı tayin ediyor; yaptıklarımız çerçevemizi.
Ama dar alanlarda daha fazla şey yapamama azizliğini yaşamaktan kurtulamıyoruz.
Karşılıklı veya karşılıksız bir hesaplaşma içinde buhran dolu saatlere yelken açıyoruz.
Dalgalı bir denizde durağanlaşıyoruz.
O heyecanla doldurmaya çalıştığımız çerçeveden, uzaklaşmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Kısır döngünün baş kahramanı olmamak için cebelleşiyoruz.
Ne yazık ki 'ömür' böyle bir şey!
Kendimize yeni çerçeveler çizmek, sonra da o çerçevedeki donmuş tablonun dışına çıkmakla geçiyor hayatlarımız.
İstesek de değiştiremiyoruz.
Bırakıp kaçamıyoruz.
Hükmü dolmadan bir şeylerin değişmesi imkansız çünkü.
Anlayacağınız gemilerin yanması lazım.
Ancak o zaman yeni gemilerin kaptanı olabiliriz.
Yeni rotalar belirleyebiliriz.
Sonuç olarak yaşamak için yeni alanlara ihtiyaç duyarız hep.
Alanımız daraldıkça başka yollara saparız!
Ve biraz cesaret, biraz şans, biraz da bağlılıklarımızla eski çerçevenin içinden sıyrılıp çıkarız.
Dönüp geriye baktığımızda ardımızda bir sürü donmuş tablo bıraktığımızı görürüz.
İşte orada bir kez daha anlarız eskiye yeniler eklediğimizi.
Ve sonra da yenileri bir bir eskittiğimizi.
Eskiciler ve yenilikçiler olarak tür değiştiriyoruz belki.
Belki de elimizi attığımız her şey eskiyiveriyor!
Ama olsun.
Yenilemek de elimizde işte.
|