30 Ağustos 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
ICAD: "Sadece Ergenekon'u Değil, Devlet Yapımı Kontrgerillayı Dağıtın"
Londra’da İran karşıtı eylemler devam ediyor
Pegasus ile haftada 5 uçuş!
“Kaliteli muhasebecilik bizim işimiz”
Hayat TV geri döndü
Sorunların çözümü için destek sözü
Hackney’e yeni toplum merkez
Haringey’de polise internetten ulaşabilirsiniz
Dursun Karataş öldü
Ölüm saçan tersane

YORUMLANANLAR
Kıbrıslı Türklerin Londra'daki tarihi mahkemede gitti! [1]
Eğitim eşitsizliği dargelirliler aleyhine artıyor [1]
Döven dövene [1]
200 bin sığınmacıya af! [1]
Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır [2]



Mülteci kamplarında insanlık dışı uygulamalar devam ediyor

Ali KESKİN
ali@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Aralık 2006, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Campsfield, Colnbrook, Dover, Dungavel, Harmondsworth, Haslar, Lindholme, Oakington, Tinsley ve Yarl’s Wood’da olup bitenlerle ilgili olarak daha önce de yazmıştım.  Söz konusu ‘Detention Centre’lar veya ‘Mülteci Kampları’ kısa bir süre önce Harmondsworth’ta ve Campfield’de yaşanan olaylardan sonra yeniden gündeme geldi.

Bu kamplara İngiltere’ye iltica talebinde bulunan sığınmacılar yerleştirilmekte. Kamplarda mülteciler insanlık dışı yaşam koşullarıyla karşı karşıya. Buralarda tutulanlar neredeyse bütün yasal haklardan mahrum edilmiş, dışarıdaki toplumla tamamen bağları koparılmış ve soyutlanmış bir şekilde yaşamaktadır. Mültecilerin ihtiyaçları o kampı işleten özel şirketler tarafından karşılanmakta ve mülteciler besin değeri düşük gıdalarla beslenmekte. Kamplarda kalanların anlattıklarına göre yine tıbbı ihtiyaçları da en asgari oranlarda karşılanmakta ve hasta olan sığınmacılara temel sağlık hizmeti dahi götürülmemekte.

 

Bazı insan hakları örgütleri tarafından da zaman zaman eleştiri konusu olan ve gündeme getirilen mülteci kamplarında  30 Eylül 2006 itibarıyla 1455 kişinin kaldığı belirtiliyor. Bu rakam, polis karakollarında ve hapishanelerde tutulan sığınmacıları kapsamıyor. Geldikleri ülke itibarıyla ise en fazla Sri Lanka’dan, Türkiye’den, Nijerya’dan, Hindistan’dan, Pakistan’dan, Eritria’dan. Çin’den, Cezayir’den, Sudan’dan ve Afganistan’dan tutuklu sığınmacı bulunuyor. Bunlar arasında bazıları 12 aydan fazladır bu merkezlerde bekletiliyor.

Kamplarda tutulan sığınmacılardan isminin İ. Olduğunu söyleyen ve Oxford yakınlarındaki Campsfield Kampı’nda tutulan bir Türkiyeli sığınmacı gazetemizi arayarak sorunlarını anlattı. İ. “3 gündür 100 kişiyle birlikte açlık grevindeyiz. Bunlardan yaklaşık 50 kişisi Türkiye’li sığınmacı. Aramızda Hindistanlı, Pakistanlı, Çinli, Afganistanlı, Iraklı olanlar var. 2 haftadır burada tutulan da var 12 aydır tutulanda.  Bazıları ülkelerine dönmek istediği halde aylardır burada bekletiliyor. Evli olanlar, çocuklarından ayrı olanlar, hasta olanlar var… Kefaletle bırakılma hakkı olduğu halde burada tutulanlar bile var. Burada insanlık dışı koşullarda yaşıyoruz. Bir çoğumuz psikolojik olarak bunalımdayız. Sığınmacıları adli suçlularla bir arada tutuyorlar. Açlık grevimizi sonuna kadar götüreceğiz… Toplumun duyarlı olmasını istiyoruz…” diye konuştu. İ.’nin anlattıkları birinci elden yaşananlara tanıklık eden bir sığınmacının anlattıklarıydı ve gerçekten tüyler ürperticiydi…

Sığınmacılar bu merkezlerde herhangi bir suç işlemeden, yargı önüne çıkarılmadan ve ne zamana kadar orada kalacaklarını bilmeden bekletiliyor. Üstelik bunların arasında çocuklar ve kadınlar da bulunuyor. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili, yarı açık cezaevini andıran ve özel eğitilmiş güvenlik görevlileri tarafından korunan merkezlerde tutulan bu kişilerin tek suçu savaş, işkence, ölüm tehlikesi, yoksulluk gibi nedenlerden  dolayı ülkelerinden kaçıp, İngiltere’ye sığınmacı olarak başvurmuş olmaları.

Yeni İşçi Partisi hükümeti tarafından son çıkarılan göçmenlik yasası bu kişilerin ‘Nazi Kampları’nı aratmayan tutukevlerinde kalmalarına yol açtı.

Türkiyeli sığınmacı İ.’nin de anlattığı gibi bu kamplarda yaşananlar pek çok sığınmacının psikolojisini bozmuş, bazıları intihar girişiminde bulunmuş ve onlar arasında da ölenler de olmuştu. Bereket Yohannes da bunlardan biriydi. Yohannes, Harmondsworth Kampı’nda kalan Eritrea’lı bir sığınmacıydı. 19 Ocak 2006 tarihinde saat 5.25’te duşta kendini asmış şekilde bulundu. Yohannes, İngiltere’de Mülteci kamplarında kendi elleriyle kendi hayatına son veren Manuel Bravo, Ramazan Kamluca, Kenny Peter, Tran Quang Tung, Sergey Barnuyck, Mikhail Bognarchuk, ve Robertas Grabys’den sonra sekizinci sığınmacıydı.  26 yaşındaki Yohanna intihar ettiğinde Harmondsworth’a henüz yeni getirilmişti. Yohanna Eritriea’ya geri gönderilme korkusundan ve kamptaki insanlık dışı koşullardan dolayı intihar etmişti.

Harmondsworth’ta tutuklu bulunan sığınmacılar da defalarca ve günlerce süren açlık grevlerinden sonra seslerini duyuramayınca, 28 Kasım günü yaşadıkları kötü koşulları protesto etmek amacıyla bir isyan çıkarmış, kampı ateşe vermiş ve daha sonra çıkan olaylar sonucu pek çoğu yaralanarak, başka kamplara aktarılmışlardı. Harmandsworth Heathrow Havaalanı yakınlarında bir kamptı ve 2001 Eylül ayında açılmıştı. Sodexho isimli özel bir şirket tarafından işletiliyordu. Burada da 550 erkek, kadın ve çocuk sığınmacı kalıyordu.

 

Günümüzde göçmenler ve sığınmacılar, Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da, İngiltere’de, hemen hemen tüm Avrupa’da yasal oturum hakları için çetin mücadeleler vermekte ve kampanyalar yürütmekte. İngiltere’nin Yeni İşçi Partisi’yle ivme kazanan göçmenlik yasası, Avrupa’daki diğer ülkelerdeki gibi, küresel bir sistemin zincirlerinden biri olarak, kontrollerin ve yasaların her geçen gün zorlaşmasıyla hayata geçmişti. Aslında bu yaşanan sadece sığınmacıları İngiltere dışında tutmayı değil, özünde ‘seçici’ bir şekilde içine alma koşullarını da oluşturmaktaydı. İngiltere bu yönüyle de genç, kalifiye ve işe yarar göçmenleri sömürmeyi, diğerlerini de kapı dışarı etmeyi hedeflemekte.

Bu insanlık dışı, evrensel insan haklarına aykırı ve aynı zamanda da adaletsiz olan göçmen politikalarına karşı başta kitle örgütleri olmak üzere tüm dernekler ve göçmen örgütleri bir an önce mücadele yöntemleri geliştirmek ve bu konuda somut, ses getirecek çalışmalar yapmak zorunda. Göçmen mücadelesi, İngiltere’de yaşayan Türkiyeli ve diğer göçmenleri temsil eden örgütlerin önünde önemli bir  görev olarak duruyor.  Yeni kampanyalarla İngiltere’nin bütün siyasi kurumlarını muhatap alıp ülke çapında yasal oturum hakkı kabul ettirilmesi ve tüm göçmenlerin koşullarının düzeltilmesi için bu mücadeleyi yükseltmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

   1390 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
28 Ağustos 2008, Perşembe   1 Eylül Dünya Barış Günü’nde barış çağrısı: Çocuklarımız ölmesin
13 Ağustos 2008, Çarşamba   İngiltere’de yeni dönem
08 Ağustos 2008, Cuma   Önce yeryüzü
01 Ağustos 2008, Cuma   Kanlı Tarih
25 Temmuz 2008, Cuma   "Erkeklerin sesi"
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon dedikleri
03 Temmuz 2008, Perşembe   Burası Türkiye
08 Mayıs 2008, Perşembe   Bir karşı kültür pratiği olarak squatçılık
01 Mayıs 2008, Perşembe   Günlerin bugün getirdiği
24 Nisan 2008, Perşembe   Yaklaşan seçimler ve göçmenler



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital