|
LEFKOŞA- Bu hafta sizleri çok farklı bir
konuyla buluşturmak istedim.
Kuzey Kıbrıs'ın küçüklüğüyle ters orantılı, Kuzey,
yaşayan insanlar bakımından çok renkli bir dokumuz var.
Yurt dışından birileriyle karşılaşıyorsunuz...
Eğer Kıbrıs'ı biliyorsa, daha sohbetin başında Kıbrıs bağınızın statüsünü
sorgular.
"Kıbrıslıyım" dersiniz ikinci soru
geliyor, "Esas Kıbrıslı mısınız?"
Bir defasında İstanbul'da Atatürk Hava
Limanı'na giderken taksici ile sohbet ediyoruz... İkinci soruyu Karadenizli ilk
kez duyduğum bir soru cümlesiyle sormuştu: "ORJİNAL KIBRISLI
MISINIZ?"
Orijinal ve orijinal olmayan sanayi ürünü gibi
bakmıştı bizim esas Kıbrıslı olup olmamamıza...
***
Doğruya doğru KKTC vatandaşlığına sahip olmak,
uzun yıllar çarşıdan hıyar, domates almaktan daha kolaydı.
Hayatında Kıbrıs'a gelmeyen bazı kişiler
vatandaş yapılmıştı.
O gün yapılan bu tür vatandaşlıkların kötü
kokusu şimdi çıkıyor. Ama o vatandaşlıkları yapanlardan tıs yok...
Son yıllarda vatandaşlık konusu ciddi anlamda
kontrol altına alındı. Bu kararı alıp uygulayanlar iyi de yapıyor.
Ancak söz vatandaşlıktan açılmışken kamuoyu
adına bir küçük istekte bulunayım... Son beş yılda yani CTP döneminde kaç
kişinin yurttaş yapıldığı kadar bunların kimliği ve statüsü da merak
edilebilirdir.
Sayıları az olabilir ama bu kişiler arasında
yurttaş yapılmanın yasal koşullarına uygun olmayanlar var mı yok mu? Madem ki
saydamlık, açıklık ve hesap verebilirlik ilkesi çalıştırılıyor liste tam olarak
açıklanmalı ve kafalardaki soru işaretleri silinmeli.
Az sayıda vatandaş yapılması, yapılan
vatandaşlıkların yüzde yüz doğruluğunu göstermez.
***
Kuzey Kıbrıs'ta vatandaş olmadan çalışma izniyle
yıllardır yaşayanlar var.
Bu grubun içinde adada bir gündür yaşayanlar
yanında on-on beş hatta daha fazla yaşayanlar da bulunuyor.
İşte bu konumda olanları bir arada bulup
konuşmak istedim.
Lefkoşa’nın Yenişehir semtinde Etem Usta'nın
elbise tamir atölyesi tam da istediğim gibiymiş meğer.
Etem Usta dahil, dokuz çalışandan, dördü
Hataylı, üçü Adanalı, biri Mersinli, biri de Karadenizli... Hiçbiri de KKTC
vatandaşı değil... Tümünün de adadaki varlığı ve çalışma koşulları yasal...
İşyerini ziyaret edip bence çok verimli bir
sohbet yaptım. İçlerinden birinin Kuzey Kıbrıs'ta ilk çalışma günüydü... On beş
yılın üzerinde burada olanlar da vardı...
Kuzey Kıbrıs'ı çalışma hayatı için
tercihlerini sordum öncelikle... Çok samimi yanıtlar aldım... Tümü aynı noktaya
çıkıyordu: "KKTC'de hayat ucuz değil. Ama kazanç Türkiye'den iyi. Asgari
ücret Türkiye'ye göre iki kattan fazla, hatta üç kat kadar... Biraz da fazla
çalışırsanız elinize güzel para geçiyor."
Peki kazanç çok hayat pahalı, kazanılan para
yetiyor mu Kıbrıs'ta?
Bu sorunun yanıtını sohbetin içinde aldım...
Çoğunluğu doğu ve güney doğulu olan bu
insanlar parayı Kıbrıs'ta kazanıyor ama harcama kültürleri Kıbrıs'a göre değil.
Çok azı sağlıklı beslenip, sağlıklı koşullarda
yaşıyor. Çoğunluk beslenme yerine karnını doyurup, açlığını gideriyor... Ve
yine evli olanların çoğunun ailesi Türkiye'de. Baba, Kuzey Kıbrıs'ta
çalışıyor... Kazandığı paranın ucundan bir miktarla asgari gereksinimlerini
karşılayıp geri kalanını Türkiye'deki eşi ve çocuklarına yolluyor.
***
Çalışma koşullarından memnuniyetlerini de
merak ettim.
Meğer en hassas noktası orasıymış... Daha ben
sorumu sorup, konuyu eşelemeden görüş ve tepkiler gürül gürül geldi:
"Kaçak çalışmanın önüne geçilmesi güzel.
Artık sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı paralarımızın yatırılması zorunlu.
Ancak her şey kağıt üzerinde yazılı olduğu gibi tıkır tıkır çalışmıyor. Meşhur
bir söz var İŞÇİ KARDEŞ, PATRON KALLEŞ... Bizim patronumuz işçi gibi, çok şükür
kalleşliğini görmedik ama başka arkadaşların başına gelenleri duyuyoruz.
İşçiden habersiz patron daireye gidip o işçiyle bağının bittiğini ihbar ediyor.
İhbar ediyor ama işçinin haberi yok. Uzun süre öyle çalışıyor. Çalışma izni
bitmiştir ve artık yasağa girmiştir. Yasağa girdi ama haberi yok. Patron,
ilgili daireye ihbar yaparken aynı anda işçinin de bundan haberi olması
gerekir. Aksi halde işçi patronun kalleşliğinin cezasını niye ödesin?"
***
Sordum. "Mevcut konumuzda Kıbrıs
sorununun çözümüne nasıl bakıyorsunuz?"
İlginç bir yanıt aldım: "Vatandaş olsak
şimdi başka bakarız. Çözüm olursa Kuzey Kıbrıs'ta Avrupa Birliği'nin sözü
geçecek. O zaman bizim buralarda kalıp çalışmamız daha da zor olabilir. Bu
nedenle bu halimizle çözümden korkarız. Ama vatandaş olursak, herkesle birlikte
hareket edip, topluca çıkarlarımıza bakacağız ki o zaman barışı, çözümü
isteriz."
***
CTP, ağırlıklı hükümete bu işçiler nasıl
bakıyordu acaba. Merak edip bu konuda görüşlerini almak istedim... İçlerin
biri, "Ben koyu solcuyum" dedi önce ve ekledi: "Koyu solcu olsam
bile CTP hükümetini sevmiyorum ve desteklemiyorum. Çünkü CTP, Türkiye'den gelen
işçilere sevgiyle yaklaşmıyor. Beni sevmeyeni ben de sevmem."
Tam bu noktada Kuzey Kıbrıs'ta oy hakları olsa
hangi partiye oy vereceklerini sordum.
Dokuz kişiden dördü net yanıt vermekten
kaçındı. Net yanıt veren beş TC'li işçinin beşi de "Demokrat Parti"
dedi.
Bana çok ilginç geldi. Bu tercihin altında
yatan nedeni ortaya çıkarmak istedim. Nedenini çok yalın bir şekilde
anlattılar:
"Türkiyelileri ve Türkiye'yi en çok
Denktaş seviyor. Denktaş'ın sözü geçtiği zaman biz Kıbrıs'ta istediğimiz gibi
gelir giderdik. Ne izin vardı ne de ceza..."
İlginçtir aynı güven UBP ve ÖRP için
seslendirilmedi...
|