|
Avustralya’da bulunduğum yirmi dört günlük süre içinde zamanımın neredeyse tümünü Kıbrıslı Türklerle görüşerek değerlendirdim. Ancak çok iyi biliyorum ki Avustralya’da yüz binlerce Yunanlı ve 50 binin üzerinde Kıbrıslı Rum da yaşıyordu. Yunanlıların ne düşündüğünü bu aşamada çok merak etmem. Ama Kıbrıs’tan çok uzaklarda yaşayan Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs’a bakış açısı merak alanım içinde. Melbourne’de böyle bir imkanı buldum. Aslında Avustralya’daki Rumlardan üç isimle birlikte, aynı masa etrafında yine Avustralya’da yaşayan Salih Çelebioğlu ve Tümer Mimi’yi de buluşturup mini bir yuvarlak masa toplantısı yapma fırsatı yakaladım. Sohbete katılan Rumlar, sol kökenliydi. AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına seçilmesi onları mutlu etmenin ötesinde heyecanlandırdı. *** O sohbete 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğine uygun yeniden hayat bulması da konuşuldu. Sohbete katkı koyan Kıbrıslı Türk Salih Çelebioğlu ve Tümer Mimi, bunun olabilirliğini irdelemeyi denediler. O noktada Kıbrıslı Rumların yorumlarını dikkatle izledim. Gördüğüm şu oldu. Kıbrıs’ta köprülerin altında çok su geçti. Kıbrıs Cumhuriyeti, 1963 Aralık olaylarından sonra Kıbrıslı Türklerin ortaklığından yoksun, bir anda Kıbrıslı Rumların tek yanlı etkinliğinde uluslararası kabul görerek varlığını sürdürüyor. Kıbrıslı Türkler bireysel bazı haklarını kullansa da Kıbrıslı Türkler siyasi anlamda Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yok. Bazı Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne siyasi dönüşü seslendiriyor. Melbourne’daki sohbette de bu seslendirildiği zaman Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne siyasi dönüşe paralel özellikle 1974 sonrası adada toprak ve nüfus yapısındaki değişimlerin ne olacağını ince bir anlatımla sorgu gündemine bıraktılar. Üstüne basa basa söylenmese de söylenen şuydu: “ Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasama ve yürütme organına dönmek istiyorsunuz. Peki bunun yanında Kıbrıslı Rumların taşınmaz mallarının iadesi, herşeyin 1963 öncesine dönüşünü sağlamak nasıl olacak?” Çok net olarak gördüm ki bir yandan 1974’e ve sonuçlarına karşı çıkılsa da öte yanda Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün 1974 sonrası oluşan durum üzerine bina edilmesi kabul ediliyor. *** Melbourne’deki La Trobe Üniversitesi bünyesindeki Diyalog Merkezi’nin davetlisi olarak akademisyen ve Melbourne’deki Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sivil toplum örgütü temsilcileriyle de bir araya geldim. Öne bir sunuş yaptım, ardından da sorularu yanıtladım. Orada da gördüm, Hristofyas’ın Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlığına seçimi çözüm için umutları tetikledi. Ancak yuvarlak laflarla çözümü tanımlamak ve de istemek çözüme ulaşmaya yetmiyor. Bunu anlattım. Kıbrıs’ta farklı forma ile sahada topun peşinde koşan iki takımın gol attığı tek kale olması nedeniyle tüm golleri Kıbrıslıların yediğini seslendirdim. *** Rum toplumunda barış ve çözüm isteyenler Kıbrıs Türk toplumunda kendileri gibi düşünen insanlar ister. Tek tek Kıbrıs Türk insanlarının haklarını teslim etmekle birlikte, topluca eşit siyasi hak talebi ileriye götürülme noktasına gelince, bu talebi ileri taşıyanlar kim olursa olsun Denktaş benzetmesiyle karşı karşıya kalır. Bunun da altını çizdim. Kıbrıs adasında iki toplumlu siyaset üreten parti ya da siyasi lider yok. Böyle olduğu için Güneyin en soldaki partisi AKEL dahil Rum siyasi partileri Rum toplumunun çıkarlarını savunurken Kıbrıs Türk Toplumundaki siyasi partiler de Kıbrıs Türk Toplumunun çıkarlarını savunacak. Taraflar katı bir savunma anlayışına girdiği zaman da ortak ve kabul edilebilir biz çözüm zorlaşıyor. *** Kıbrıs sorununda sorun genellikle Kuzeyde, çareyi etkileyecek karar vermesi gereken unsurlar ise Güneyde. Bunu ifade ettiğim zaman dinleyenlerin yüzünde bir merak duraksaması fark ettim. Anlattım ne demek istediğimi. Rum tarafındaki siyasi oyuncular 1974’ten günümüze üç noktayı kırmızı çizgi içinde tuttu. Bir... Türk askerinin adadan gitmesi. ‹ki... 1974 sonrası Türkiye’den adaya gelenlerin geri gönderilmesi. Üç... Tüm göçmenlerin evlerine dönmesi... Bu talepler hep seslendirildi ama bunların pazarlıkla bir noktaya kadar getirileceği kabul edilmedi. Örneğin Türkiye’den adaya gelip otuz kusur yıldır adada yaşayanların adada kalma hakları olduğunun konuşulması bile tabu sayıldı. Bir anlamda kestirilip atıldı. Bu konuda bir soruya muhatap oldum. Bu insanların çocuklarının kendilerini Kıbrıslı gördüğünü, tatil için gittikleri Türkiye’ye uyum sağlayamayıp geri geldiklerini anlattım. ... Ve bu konuda bir hususun altını da şu sözlerle çizdim: “ Siyasi anlaşmazlık noktaları aşıldığı zaman yan yana ya da iç içe yaşama sorunu olmayacak Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için milyonlarca dolar harcanırken, yaklaşık 30 yıldır adada yaşayan TC kökenli insanların rehabilitasyonu ve Kıbrıs Türk insanı ile kaynaşmasına bir kuruş harcanmadı. Halbuki bu insanlar adada vardır, referandum da oy kullanarak adanın geleceğinde söz hakları olduğu kabul edilmiştir.” Rumların, “yerleşik” dediği insanlarımızla ilgili söylediklerim genelde kabul gördü. Ve bir Rum katılımcı şunları söyledi: “ Kıbrıs soruna çözüm bulmak istiyorsak tabuları yıkmayı kabul edip yıkmalıyız. Tabular yerinde durduğu sürece sağlıklı, verimli diyaloğ kurup sonuç almak mümkün değil.” *** Avustralya, Kıbrıs’tan 18 bin kilometre uzak. Altmış yıl önce oralara giden insanlarımızın sayısı bugün on binleri aşmış. Hiç kuşku yok, çağdaş toplum örgütlü toplumdur. Avustralya’da devlet politikası da örgütlülüğü teşvik ediyor. Farklı etnik grupların örgütlenmesi hem iletişimi kolaylaştırıyor hem de önem verilen kültürel değerlerin korunmasını sağlıyor. Kıbrıslı Türklerin Melbourne ve Sydney’de örgütleri var. Bunların tümü genel kurullarını düzenli yapan, canlı üyelerini olan örgütler mi? Yanıtım açık... Demokratik yapısı çalışan az sayıda örgüt yanında pek çok örgüt sadece yöneticilerden oluşuyor. Bu yazımda eleştirim genel kurullarını bile toplamayan, üyeleri belli olmayan tabela örgütlerinedir. Toplumun dinamik bir örgütlenme konusundaki duyarlılık çıtasının düşüklüğü örgütlenme kirliliğini kolaylaştırıyor. Çalışan örgütler belli oluyor. Genel Kurulunu toplayan örgütler de belli. Bu durum üstüne üstlük bir de Kuzey Kıbrıs bağlantılı çok yönlü müdahalelerle birleşince ortaya bir birine kırgın “örgüt” temsilcileri çıkarıyor. *** Avustralya’da yaşayan Kıbrıslı Türkler, örgütlülük bakımından dağınık. Örgütlerde benzetme yerindeyse kumandan çok ama asker yok. “ Ordusuz gumandanlık” bazılarını rahatsız etmiyor. Ama onlar rahatsız olmazken Avustralya’da yaşayan Kıbrıslı Türkler sağlıklı çalışan örgütlere sahip olmamanın bedelini ödüyor. Onlar bunun yeterinde farkında olmayabilir, ama dışarıdan bakıldığı zaman bu durum çok net olarak kolayca görülebiliyor.
|