|
Gül İnanç, DAÜ’de öğretim üyesi. Türk Dış Politikası ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine ilginç olarak nitelenecek çalışmaları var.
Resmi politika sınırlarını zorlayarak bazı gerçeklerin gün ışığına çıkmasını ustaca becerdiği kesin.
Gül İnanç’ın kısa bir süre önce İş Bankası Kültür Yayınlarında “Büyükelçiler Anlatıyor- Türk Diplomasisinde Kıbrıs (1970-1991)” isimli bir kitabı yayınlandı.
Kitapta Kıbrıs’ta belirtilen tarihlerde görev yapan TC Büyükelçileri Asaf İnhan, Candemir Önhon, İnal Batu ve Ertuğrul Kumcuoğlu ile yaptığı geniş söyleşilere yer veriyor. Bu dört söyleşiye ek benim Aydan Karahan’la yaptığım ve KIBRIS gazetesinde yayınlanan söyleşi de kitaba alındı.
* * *
Diplomatlar görev yaptıkları süre içinde pek konuşmazlar.
Ama onların anı dağarcığında çok önemli bilgiler mutlaka var. Bu nedenle diplomatların emeklilik sonrası anıları görev yaptıkları döneme ışık tutacak değerli bilgiler içerir.
Gül İnanç’ın kitabı da bu bağlamda özellikle Kıbrıs’ın yakın geçmişi bakımından oldukça ilginç...
* * *
Hiç yorum yapmadan kitaptan bazı alıntıları sizlere aktarmak istedim bu yazımda...
“...Birey olarak Kıbrıs Türkü yaşamında ve ilişkilerinde kapalı ve ihtiyatlıdır. Dışa dönük yaklaşımlarında zekasını ve tutumunu kendisine ve ailesine öncelik verme yönünde kullanmayı bilir ve bireyci davranışları yeğler. Çoğunluğu Türklüğüne, Türk aile hayatının geleneklerine ve anavatana bağlılık duygularını yaşatsa dahi kişisel ve günlük yaşamda bireyci, liberal ve kendini kollamada ihtiyatlı bir yapıya sahiptir. Bu özelliklerin kökeninde bir ada toplumu olmak, yüz seneye yakın İngiliz yönetiminin etki ve eğitimi gibi etmenler başlıca rolü oynadığı gibi mücadeleli ve çatışmalı yılların çok zor şartlarının ortaya çıkardığı kapalı, kısıtlı ve tehlikeli ortamı da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu çerçevede, şahıslar ve aileler arasında ve hatta zaman zaman yönetim kademeleri arasında yaşandığı görülen duygusal ve bazen tepkisel söylem ve davranışların günlük huzuru ve duruma göre siyasi ortamı etkilediği de olabiliyor. Bu gibi bireyci yaklaşımlar yeni nesillerde daha belirgin bir görüntü veriyor. Barış Harekatının otuz, KKTC’nin yirmi yılı arkada kaldı. Özgür bir zeminde ve güvenlik içerisinde bir nesil yetişti. Yanı başlarındaki Rum’un ve arkasındaki Yunanın daha ilk sınıflardan itibaren okullarda, kitaplarda, kiliselerde ve medyanın her çeşidinde, her an açıkça ortaya döktüğü Türklere karşı husumeti, dışlama hareketleri ve hiç sönmeyen düşmanlığı sahneleri doldururken Kıbrıs Türk toplumundaki bu yeni neslin, genel tarih eğitiminden uzak, muhtemelen kendi ailesinin de yaşadığı acılarla ve ezikliklerle dolu çok yakın tarih bilgisinden habersiz, günlük yaklaşımlar içersinde geleceği algılaması, Kıbrıs Türklüğü ve KKTC bakımından çok endişe verici bir gelişme görüntüsü vermektedir. Hiç şüphesiz her yerden daha çok Kıbrıs Türk okullarında ve yönetiminde tarihimizi ve Türk milletinin gerçeklerini özenle öne çıkaran ve Kıbrıs’ta Türk varlığının ve Devletinin sürdürülebilmesi için Atatürkçü ve ulusalcı yeni ve bilinçli bir eğitim sisteminin özlü bir yaklaşımla devreye sokulmasının zorunlu hale geldiği inancındayım. (Asaf İNHAN)
* * *
Benim Kıbrıs’ta görev yaptığım dönem ikiye ayrılıyor. Müsteşarken, Dr. Küçükçüler vardı, Denktaşçılar vardı. Dr. Küçük bir yerde semboldü, Denktaş bir yerde fonksiyondu. Denktaş sonradan geldi, benden sonra geldi. Adaya girmesini Rumlar yasaklamışlardı. Bunlar daha başka türlü yansırdı, günlük siyasete. Dr. Manyeracılar vardı, onlar daha ziyade Dr. Küçük’e yakındı. Şemsi Kazımcılar vardı, onlar da Denktaş’a yakındı. Bir de şunu söyleyeyim, o sırada efektif güç olan mücahit teşkilatı TMT, daha ziyade Denktaş’a yakındı. Ciddi bir muhalefet var mıydı? Ciddi bir muhalefet yoktu ama söylediğim gibi görüş farklılığı vardı. Muhalefet olması da mümkün değildi, çünkü Kıbrıs Türkü için bir felaket dönemiydi, siyaset bu çerçevede yapılırdı. Büyülkelçi olarak bulunduğum dönemde Kıbrıs’ta Türkler arasında Kıbrıs’ın Kıbrıs’ın realitelerini geride bırakan bir siyaset faaliyet vardı. Solcu partiler vardı, sağcı partiler vardı, oradaki partilerin bazıları Türkiye’deki bazı siyasi partilerle irtibat kurmuşlardı. Biz o siyasi partinin buradaki temsilcileriyiz diye dolaşırlardı. Evet bir siyasi partinin temsilcisiyim diye benden özel randevu isteyen, tanıdığım, her zaman da konuştuğum bir Kıbrıslı siyasi parti liderini hatırlarım. Yani böyle bir hava doğmuştu. Sağcısı, solcusu hepsi vardı. Ama bunlar da netice itibarıyla, biz ideolojik olarak siyasi parti kurduk, o ideolojinin takipçisi olacağız, onu uygulayacağız diyen insanlar değildi. Yine iş dönüp dolaşıp Dr. Küçük’ü mü destekleyeceksin, Denktaş’ı mı destekleyeceksine geliyordu. Bir de günlük siyasete mesafeli olup, “sırası gelince siyaset yaparım” diyen siyaset heveslisi gençler grubu vardı. Bu gençler grubu daha sonradan ben oradan ayrıldıktan sonra kendilerini siyaset sahnesinde belli etti. Bugünkü siyasi yelpazeyi tam anlamıyla bilemeyeceğim, onu siz daha iyi izliyorsunuzdur.Zira, Ada’da yaşamaktasınız. (Candemir ÖNHON)
* * *
Öncelikle Anadolu’dan Kıbrıs’a giden insanlarımız oraya milliyetçilik ya da yüksek idealler uğruna değil, ekmek parası kazanmak için gitmişlerdir. Kıbrıs’a giden insanlarımız oraya yarı aç, topraksız, ekmek parası için gitmiştir , ‘gideyim de ben Kıbrıslı kardeşlerimi kurtarayım’ diye değil. Osmanlı İmparatorluğu’nun 5 asır önce büyük bir başarıyla yaptığı iskan politikasını Cumhuriyet Türkiyesi yapamamıştır. Cumhuriyet’in iskan politikası son derece başarısız gerçekleşmiştir, bir anlamda, elimize yüzümüze bulaştırmışızdır bu işi. Bunu Almanya’ya ilk işçi göndermemizde de yaşadık, farklı bir politika uygulanmış olsaydı bugün Türkiye’nin kaderi bambaşka olurdu. Türkiye Almanya’ya, Avrupa’ya bilinçli bir işçi gönderme politikası yürütmüş olsaydı Türkiye’nin imajı da bambaşka olurdu. Aynı şekilde 1974’de Kıbrıs’a biraz vizyon sahibi, biraz kültürlü, biraz geçmişi okuyup geleceği görebilmiş insanlar gönderilseydi bugün oradaki sosyal tablo çok farklı olurdu. Oraya daha önceden belirttiğim gibi çoğunlukla çok dar gelirli insanlar gitmiştir. Kıbrıslıların kafasındaki Türkiyeli imajı da büsbütün darbe yemiştir. Kıbrıs’a taşı toprağı altın diye giden kişiler kısa zamanda anlamışlardır ki ne oranın taşı toprağı altındır, ne de Kıbrıs’ta yaşayan kardeşleri tarafından bağırlara basılacaklardır. Hatta tam tersi, bir çok haksızlıklara maruz kalacaklardır. Örneğin, hırsızlık ile ilgili aynı yasanın bir maddesi Türkiye’den giden birisi için farklı, bir Kıbrıslı için farklı uygulanmıştır. Türkiye kökenli göçmen bu yasa düzenlenmesi çerçevesinde aynı suçtan yargılanan bir Kıbrıslıdan daha ağır ceza almaktaydı. Bugün hala Kıbrıs’ın en fakir köyleri Anadolu kökenli olanların köyleridir. Mutsuzdurlar ve dönecek yerleri yoktur (İnal BATU)
* * *
Seçmen sandığa gittiğinde bazen sempatisine göre oy verir, bazen de antipatisine göre; yani birisine oy vermemek için gider öbürüne verir. Bazen de beklentilerine göre oy verir, yani hangi parti kazanacaksa ona oy verir. Mesela, son seçimlerden önce ben hem tatil yapmak hem de siyasi havayı koklamak için Kıbrıs’a gittim. Bazı güvendiğim insanlara sordum “Ne oluyor, ne bitiyor?” diye. Baktım bazı insanlar, özellikle Türkiyeli göçmenler CTP’ye oy vermeye eğilimindeler. Ben oradayken Türkiyeli göçmenlerin CTP’ye oy vermeleri düşünülemezdi. Şimdi neden yapıyor? CTP’nin politikalarını benimsediği için mi? Hayır. Çünkü, CTP iktidara daha yakın. Yarın hükümetten köyüne bir şey isteyecek, karşısındaki demeyecek mi “Kardeşim siz UBP’ye yüzde 64 oy verdiniz, benden ne istiyorsunuz?”. O zaman “Biz oylarımızın belli bir yüzdesini Talat’a verelim de, yarın su meselesi gündeme geldiğinde Talat ne verdiniz de ne istiyorsunuz diyemesin” diye düşünecekler. Türkiye’de, AKP iktidarı Sn. Mehmet Ali Talat’tan yana tavır koyunca, Türkiyeli göçmenler ve diğer Kıbrıslılar oylarını değiştirdiler. Çünkü Türkiye ile barışık olmayan siyasi bir iktidarın kendi gündelik beklentilerine cevap vermeyeceğini iyi biliyorlar. ( Ertuğrul KUMCUOĞLU)
|