23 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Bir rüya gerçek oldu
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Özker Hoca'yı yaşatmak yurtseverlik görevidir....

Hasan HASTÜRER
hasturer@kibris.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   23 Kasım 2006, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ölümünün üzerinden bir yıl geçen Özker Özgür’ü ya da yurtseverler arasındaki yaygın ismiyle Özker Hoca’yı çocukluk yıllarımdan tanırım.

Uzun yıllar siyaset yapmanın doğal sonucu olarak Özker Hoca’nın de eleştirilecek siyasi yaklaşımları mutlaka olmuştur.

Ama elinin vicdanına koyan her yurtsever farklı düşünce sahibi olsa da Özker Hoca’ya saygısını korur ve Özker Hoca’yı yaşatmayı bir yurtseverlik görevi sayar.

Dost acı söyler.

Sırası geldi mi, “Bir birimizi sokakta bulmadık be arkadaşlar” diyerek kader, yoldaş sahiplenmesini savunanların bir kısmı etkili bir görev elde etmek ya da yakalanan mevzileri korumak için insan harcamada çok gözü kara davranmışlardır.

Özker Özgür, işte böylesi bir operasyonla siyasi hayatında yeni bir sayfa açma noktasına itilmiştir.

Özker Özgür, barış ve demokrasi mücadelesinde deneyimli olurken ayak oyunlarında deneyim ve beceri sahibi değildi. Öyle olsaydı belki ölene kadar bir “koltuk” sahibi olacaktı ama bugün ki kadar saygıyla anılmayacaktı.

*                *              *

Özker Özgür’le çok yakın siyasi bir yoldaşlığım olmadı. Ama yan yana kulvarlarda, ilerici saflarda siyasi kimliğimi bulmaya başladığım ilk gençlik yıllarımdan başlayarak hep yürüdük.

Özker Hoca, farklı düşünceler ortaya koydu ama bu düşünceleri soldan sağa sapma özelliği hiç bir zaman taşımadı.

Bir yıl önce bu günlerde yine Londra’daydım. Ölüm haberini Londra’da öğrenmiştim.

Özker Özgür’ün kanserle savaşını yakından izlemeye çalışıyordum.

Aramızda elektronik postayla bir iletişim vardı.

2 Ekim 2005 tarihinde yolladığı elektronik postada yazdığı şu cümleler beni umutlandırmıştı.

“ Sevgili Hasan,

Beşinci kemo bugün bitti. Altıncıdan sonra ara verecekler. Tümör olduğu gibi duruyor. Ne büyüdü ne de küçüldü. Bu iyiye belirtiymiş. Direnmeye devam."

Umutla karışık o sevinç kısa sürmüştü. 8 Ekim’de yolladığın mail kanser savaşında yenilgiye yakınlığın habercisiydi.

"Sevgili Hasan,

Kanser hücreleri beyinin dış tabakasına ulaştı. Objeleri ikili görmeye başladım.

Okuyup yazamıyorum. Pazartesinden itibaren beyne radyoterapi uygulayacaklar. Her şeye karşın direniyorum.

Objeleri ikili görmeye başlamadan önce bir değerlendirme kaleme almıştım.

Okurlarının ilgileneceklerini düşünür müsün? Özlemle kucaklarım. Esenlikler dilerim. Özker."

*              *             *

Özker Özgür, kansere karşı savaşırken Kıbrıs ve dünya sorunlarına karşı duyarlılığını hiç yitirmemişti. Özker Hoca, son ana kadar canının derdinde olmadı, son ana kadar düşünceleriyle toplumsal mücadeleye, toplumcu dünya görüşüyle katkı koymaya çalıştı.

Bu çerçevede bana ilettiği değerlendirme yazısını anısına saygımla sizlerle paylaşmak istedim:

"  Akel-CTP ilişkileri ile ilgili olarak yerel basında yayınlananlara ayrıntıda açıklık getirecek güç ve takatim yoktur. CTP'nin yetkili organlarında yapılan saptama ve üretilen stratejileri anımsatmakla yetineceğim. CTP'nin özü, kuzeyde ve güneydeki partilere nasıl yaklaştığı bu saptama ve stratejilerde açıkça vardır.

10 Mayıs 1979 tarihinde toplanan Parti Meclisi, CTP'nin niteliğini aşağıdaki gibi saptamıştı:

"- Partimiz, emekçi halkın kitle partisidir. Bu niteliğini değiştirmesi için de hiçbir tarihsel, ideolojik ve politik neden de yoktur. Ancak, kitle partisi niteliğimiz bilimsel sosyalizmin öngördüğü bir çizgi izlememize de engel değildir. Kısaca, kendimize bilimsel sosyalizmi kılavuz edinen bir kitle partisi gözüyle bakmaya devam etmeliyiz. Sınıf partilerinin örgütlenmedeki üstün özelliklerine sahip olmasak bile örgütlenmeyi daha da yaygınlaştıran örgüt modelleri geliştirmeliyiz.

İdelojik yapımıza gelince, bir uzak hedef olarak sosyalizmi stratejimize almamız bu alandaki fukaralığımızın giderilmesinde bir başlangıç olacaktır.

Kıbrıs sorunu, barış sorunu, gericiliğe ve gerici güçlere karşı mücadele, emekçi halkın kavgasına sahip çıkma gibi ana politik meselelerde ciddi bir yalpamız ya da sapmamız olduğu söylenemez. Yalnız, ulusal sorun konusunda, somut çözümlemelere gidemeden ürettiğimiz tavırların bizi toplumdan soyutlamak isteyenlerce çok iyi kullanıldığı dikkatimizi çekmiş olmalıdır. Ülkenin iki toplumlu karakteri ve bizim bu toplumlardan biri içinde faaliyet yürüten bir parti olduğumuz hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır."

CTP Parti Meclisi, bu saptamayı yaptığı 10 Mayıs 1979 akşamı aşağıdaki parti stratejisini benimsemişti:

" CTP, toplumlar arası barışı, emperyalizimin adadan kovulmasını, demokratik düzenin kurulmasını, emekçi sınıf ve katmanların bilinçlenip örgütlenmesini ve yaşam düzeylerinin yükseltilmesini kendine temel amaç kabul etmiştir.

CTP, bu temel amaçlarına ulaşabilmek için işçi sınıfını temel ve öncü güç olarak kabul eder. Parti, işçi sınıfının öncülüğünde, barıştan yana, demokratik güçlerin güç ve eylem birliğini sağlamaya çalışır. Kuzey Kıbrıs'ta tüm demokratik güçleri, barış, bağımsızlık ve demokrasi asgari müştereğinde buluşturmak ve faşizan güçleri iktidardan uzaklaştırarak toplumlar arası barış yolundaki engelleri kaldırmak için gerekeni yapar."

CTP yönetim kadroları, CTP'nin Akel ve diğer partilerle ilişkilerini, benim genel başkan olarak görev yaptığım dönemde, yukarıdaki saptama ve strateji ışığında yürüttü.

Denktaş'ın, KKTC'nin ilanına 'hayır' diyecek partileri kapatma tehdidi karşısında CTP, KKTC'nin ilanına 15 Kasım 1983'te Meclis'te 'evet' demek zorunda kaldı. Parti Meclisi, yeni durum ışığında 30 Mayıs 1988 tarihinde toplanarak parti stratejisini gözden geçirdi ve dedi ki:

"- Parti Meclisi, saptanan parti stratejisine uygun olarak KKTC'nin Kıbrıs'ta bölünmüşlüğün devamına, ayrılıkçılığa ve entegrasyona araç kılınmasına karşı mücadele etmeğe, işbirlikçi ve ayrılıkçı burjuvazinin dışındaki tüm toplumsal sınıf ve tabakaları, güncel yakın hedefimiz olan bağımsız, bağlantısız, iki bölgeli, iki toplumlu, egemen, toprağı bütün, iki toplumun siyasal eşitlik temeline dayanan Federal Kıbrıs Cumhuriyeti için seferber etme görevini sürdürmeye, Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Rum toplumu ile Kıbrıs'ın tümünde var olan ortak egemenlik hakkını savunmaya ve KKTC yerine federal çözümü amaçlayan demokratik yönetimi halkın özgür istenci ile oluşturmaya, bu amacı benimseyen bütün siyasal parti, kuruluş ve siyasal gruplarla diyalog oluşturmaya, güç ve eylem birliği yapmaya karar verir."

Merkez Yönetim Kurulu kararı ile yargılanmadan partiden ihraç edildiğimde CTP'nin stratejisi buydu. Mehmet Ali Talat Genel Başkan olarak görevi devraldıktan sonra yeni bir strateji üretilip üretilmediğini bilmiyorum.

Yalnız CTP Merkez Yönetim Kurulu, 22 Temmuz 2005 akşamı bana geçmiş olsuna geldiğinde Genel Başkan Ferdi Sabir Soyer bana verdiği mektupta, "- 1970 yılında kurulan CTP'nin Kıbrıs'ta kalıcı bir barışın temel unsurunun federal çözüm olacağı tesbiti, halkımızın 24 Nisan'da belirttiği irade ile de toplumsal bir tez haline dönüşmüştür. Bu gerçek ışığında, mücadelemiz her zaman sürecektir." demekteydi.

CTP'nin kuzeyde en büyük parti konumunda bulunduğu şimdiki koşullarda da kalıcı barışın temel unsurunun federal çözüm olacağının yetkili kurul tarafından yeniden teyit edilmiş olması beni mutlu kılmaktadır.

Bu bağlamda Akel-CTP diyaloğunun öneminin altını önemle yeniden çizmekte yarar görüyorum."

*             *             *

Kıbrıs Türk demokrasi tarihi bir gün yazılırsa Özker Özgür, o tarih sayfalarında çok özel yere sahip olacak bir demokrasi savaşçısıydı.

Bedensel varlığı bir yıldır aramızda yok. Bundan sonra da bedensel olarak aramıza dönemeyecek. Tabiatın en katı ve değişmez kuralı çalıştı ve onu aramızdan aldı. Ama verdiği mücadele, yazdıkları ve söyledikleriyle sonsuza dek artacak bir değerle hep yaşayacaktır.

   1165 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Bunun adı olsa olsa KKTC demokrasisi
22 Ekim 2008, Çarşamba   Kuzey Kıbrıs'tan çeşitleme
15 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs'ta görüşmleler devam etmesine ediyor da...
20 Eylül 2008, Cumartesi   Kıbrısımız adına, endişe duyuyorum, korkuyorum...
04 Eylül 2008, Perşembe   "Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?" diye, diye...
28 Ağustos 2008, Perşembe   “Ya Taksim, Ya ölüm” el değiştirdi.....
13 Ağustos 2008, Çarşamba   Yüz değil, bin fırın ekmek da yetmez...
08 Ağustos 2008, Cuma   En kötü barış en iyi savaştan iyidir
31 Temmuz 2008, Perşembe   Bir yanda Kıbrıs görüşmeleri, öte yanda CTP’nin sancıları...
25 Temmuz 2008, Cuma   "Türkiyelileri ve Türkiye'yi en çok Denktaş seviyor"



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital