|
Türkiye ile ilgili Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nun açıklanması ertelendi.
Sebep olarak AB’nin yeni reform paketi için Türkiye’ye zaman kazandırmak istemesi gösteriliyor.
Bunun yanısıra,Türkiye-AB ilişkilerinde çok önemli bir mesele olarak duran Kıbrıs konusunda olası ilerleme sağlanmasına ilişkin umutların devam ediyor olması da önemli bir faktor olarak belirtiliyor.
Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin yaklaşımı belli. Kuzey’e yönelik izalasyonların bir biçimde kaldırılması ya da hafifletilmesi süreci başlamazsa Türkiye katma Protokolü uygulamayacak.
Buna karşılık AKP’nin Kıbrıs meselesi nedeniyle AB sürecinin askıya alınmasından yana olmadığını da söylemek gerekiyor.
AB’nin bazı ağır topları da – başta İngiltere olmak üzere- Ortadoğu’nun bu netameli ortamında Türkiye’nin dışlanmasından yana olmadıklarını ifade ediyorlar. ABD de bu yaklaşımı savunuyor.
Öyleyse Türkiye’ye de kabul ettirilebilecek bir orta yol aranıyor. Bunun nasıl olacağı henüz netleşmiş değil.
İşte böyle bir ortamda Kuzey’de Serdar Denktaş’ın lideri olduğu DP ile koalisyonun bozulması ve CTP’nin AKP güdümünde kurulacağı söylenen yeni partiyle yeni bir hükümet kuracağının açıklanması meseleyi izlemeyenler için tam bir sürpriz oldu.
Bu açıklamalar bile Kuzey’de pek hoş karşılanmayan bazı gelişmeler olduğunu göstermeye yetiyordu.
Başından beri Kuzey’den gelen haberlerden ben de rahatsız oldum.
Ortada ciddi bir etik mesele olduğunu tahmin ettim.
Rahatsızlığımın asıl nedeni, Kuzey’de Denktaş ve UBP devri iktidarı zamanında bu tür olaylara etik nedenlerle tepki koymuş ve bu tepkilerle çözüm yolunda halkın beklentilerini oya tahvil ederek iktidar olmuş CTP gibi kendisine ‘sol’ diyen bir partinin bu kirli olayın içinde oluşuydu.
Tabii bu kanaate öyle hemen varmadım. Kuzey Kıbrıs’tan birçok insanla konuştum, gelişmeleri yakından izledim. Meselenin kökeni Türkiye’de olduğu için AKP’nin bu gelişmedeki sorumluluğunu da araştırdım.
Ortada kirli bir tezgah olduğu anlaşılıyordu.
Bu konuda benim yaptığım araştırmalar ve değerlendirmelerime en yakın değerlendirmeyi, kendisine özellikle Kıbrıs meselesiyle ilgili yaklaşımlarında çok güvendiğim bir Kıbrıslı gazeteci arkadaşım, Metin Münir yaptı:
“Parayla milletvekili ayartma geleneğinin Kuzey Kıbrıs’a ithal edildiğini” yazdı.
Aşağıda onun bu konuda Milliyet’te çıkan 20 Eylül tarihli yazısının özetini bulacaksınız.
“Demokrat Parti Başkanı Serdar Denktaş'ın Kıbrıs'taki koalisyondan elenmesiyle AKP hükümeti KKTC'de iradesini hiçbir engelle karşılaşmadan yürütebileceği bir pozisyon elde edecek. Tayyip Erdoğan önce Kıbrıs sorununun idaresi konusunda kendisiyle anlaşmazlığa düşen baba Rauf Denktaş'ı eledi. Serdar'ın seçimlerden en büyük parti olarak çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi ile hükümete girmesine ise rıza gösterdi. Ama Serdar, kısmen babasının verdiği ilhamla, Kıbrıs sorununda şahin bir tutum alınca hem AKP hem de CTP ile arası bozuldu. Serdar'ın kendi deyimiyle, "Buradakilerin rahatsızlığı oradakilerin rahatsızlığıyla örtüştü ve düğmeye basıldı. Talep buradan gidince onlar da açıkça devreye girdi." Koalisyon bozuldu. Bundan sonra Erdoğan'ın Kıbrıs sorununda atacağı adımlara hükümetten muhalefet gelmeyecek. Yeni oluşum Ankara ne derse onu yapacak. Bu, Kıbrıs sorununu Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğunda engel görenler için iyi haber. CTP iktidarda yoluna Erdoğan'ın kendisine hediye edeceği, milliyetçi-İslamcı-AKP klonu bir partiyle devam edecek. Bu parti Erdoğan'ın yakınları tarafından ayartılan oportünist dört milletvekili tarafından kurulacak. Parti AKP hükümeti tarafından finanse edilecek. DP ile koalisyonunu bozan Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in tamamen AKP yörüngesine girmesi kaçınılmazdır. DP'den kurtulmanın Soyer için kişisel bedeli Erdoğan'ın emir kulu olmak olacak. Eğer partide bir isyan çıkmazsa. Türkiye'nin alışkın olduğu "parayla milletvekili ayartma" politikasının Kıbrıs'a ithal edilmesine karşı CTP tabanında bir infial var. CTP sözde laik, sol bir partidir. Kendisi başbakanken Serdar Denktaş'la arası çok iyi olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat koalisyonun bozulmasından mutlu değil. Yakınlarına "Diyalogla çözülebilirdi" dediğini öğrendim. Konunun bir boyutu daha var. AKP iktidara geldikten sonra Kıbrıs'ta birçok camide Türkiye'den yollanan imamların gözetiminde yasa dışı Kuran kursları başladı. Diyanet işlerine ayrılan bütçe eğitim bütçesine yaklaştı. AKP'ye şirin görünmek isteyen CTP susmayı tercih etti. Öğrendiğime göre CTP şimdi el altından Kuran kurslarını yasallaştırmaya çalıştırıyor. Ankara'nın Kıbrıs'taki Türk hükümetleri üzerinde egemenlik kurması yeni bir olgu değildir. Türk askerlerinin 1974'te adaya çıkmasından bu yana kurulan bütün hükümetler şu veya bu şekilde Ankara'daki iktidarın kontrolünde oldu. Önemli konular gündeme geldiğinde Lefkoşa'daki büyükelçiler ve barış kuvvetleri komutanları perde arkasından devreye girip Ankara'nın istediklerini yaptırdılar. Ancak bu yapılan işin müptezelliğini ne mazur gösterir ne de hafifletir.”
Öyle anlaşılıyor ki bundan sonra CTP’nin yeni koalisyon partneri yeni kurulacak uydu parti değil bizatihi AKP olacak.
İşin başında şaibe taşıyan böyle bir işbirliğinden CTP’nin yara almaması düşünülemez.
Dileğim, bu politik oyunlardan ve müdahaleci yaklaşımlardan çözüm sürecinin bir zarar görmemesi.
|