20 Ağustos 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
Alman İstihbaratı "Derin devletin işi"
Genelkurmay Başkanı Başbuğ oldu
Talat "2009 başında çözüm bekliyorum"
Serap Tezcan barış ve kardeşliği yazıyor
Kolesterolü düşürmek için en yeni teknikler
Johnson canlı yayında sinek yuttu
Richard Barnes'tan destek sözü
DAÜ Yaz Kampı’na Londra’dan 12 genç katılıyor
ICAD: "Sadece Ergenekon'u Değil, Devlet Yapımı Kontrgerillayı Dağıtın"
Kraliçe yine Londra'dan

YORUMLANANLAR
Kıbrıslı Türklerin Londra'daki tarihi mahkemede gitti! [1]
Eğitim eşitsizliği dargelirliler aleyhine artıyor [1]
Döven dövene [1]
Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır [2]
200 bin sığınmacıya af! [1]



Londra'da Bizim Sanat

Besim Can ZIRH

besimcan_info@yahoo.co.uk

 

 

Yaşayanların değil yazanların tarihi her zaman sıkıcı ve tek düzedir. Bu tarihçelerde zaman, yer ve kişi birbirine monte edilmiş parçalar gibi durur. Örneğin James Ramsay MacDonald. 12 Ekim 1866’da doğmuş 9 Kasım 1937’de ölmüştür.

   13 Haziran 2008, Cuma 00:46 Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Mütevazi bir aileden gelen Britanyalı bir siyasetçidir. 1924 ve 1929 tarihlerinde iki kez Britanya’nın başbakanı olmuştur. İşçi Partisi’nin ilk başbakanıdır. Britanya siyasal tarihine ilişkin hemen her kaynakta bulabileceğiniz türden bir tarih anlatısına örnektir bunlar. Diğer yandan, son 20 yıldır yazanların değil yaşayanların tarihine vurgu yapan yeni bir anlayışın yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Biyografik tarihi romanlar, kişilerin deneyimlerini önplana çıkaran “tarihe tanıklık” sanat çalışmaları bu yeni anlayışın önemli örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Örneğin, MacDonald’ın kızı Susan’ın küçük bir çoçukken babasıyla birlikte katıldığı resmi bir gezinin görüntülerini Hackney’de küçük bir dükkana getirip emanet ettiğini hangi kitap yazar. Bu dükkanın 20 yıl önce bir Kıbrıslı tarafından şekerci dükkanı olarak açıldığını ama zaman içerisinde sahibinin dinmek bilmez sinema aşkıyla küçük bir sinema müzesine dönüştüğünü. Bu aşkın 1970’lerin sonunda Mustafa Hasan’ın Türkiye’den getirdiği filmleri gösterdiği Rio sinemasında başladığını. Geçtiğimiz Pazar günü Stoke Newington’daki Rio Sineması’nda özel gösterimi yapılan “Acı ve Tatlı Sinema Hakkında Herşey” isimli belgeseli izleyenler dışında kuşkusuz çok az insan bu tarihten haberdar. Dolayısıyla, bu belgeseli bu yeni tarih algısının göçle ilgili güzel bir örneği olarak görmek mümkün.

 

Melih Kançelik tarafından hazırlanan belgesel Kıbrıslı Ümit Mesut’un Lower Clapton’daki küçük şekerci dükkanından dijital teknolojiler ve sinemanın büyüsüne ilişkin tartışmaya kamera tutuyor. Kançelik’in ifadesiyle “içinde yaşadığımız bu büyük karanlıkta bir ışık” olan sinemanın geleceğine ilişkin kaygılar tartışılıyor. Ümit Mesut’un “eski” sinemaya olan tutkusuyla küçük bir sinema müzesine dönüşen bu dükkanın müdavimlerinden senarist Tony Grisoni ve eski boksör Sylvvester Mittee gibi Hackneyli ünlü simalar da belgeselde yer alıyor ve tartışma genişliyor

 

Belgeselin işaret ettiği bir diğer önemli noktaysa dükkana hayran kalan kimi müşterilerin “niye Camden’a ya da Soho’ya taşınmıyorsun” sorularına Ümit Mesut’un “Ben Hackneyli bir delikanlıyım” diyerek cevaplamasında gizli. Göçmen bir ailenin çocuğu olarak “entegre” olmuş mudur bilemem ama verdiği cevaba bakılırsa Ümit Mesut çoktan “yerelleşmiş.” Ve yerelleştiği Hackney’de aşk duyarak uğraştığı hobisiyle MacDonald’ın kızı Susan, Tony, Sylvvester ve Melih gibi onlarca Hackneyliyi de etkilemiş ve bir araya getirmiş. Bu bir araya geliş Hackney’in bambaşka bir tarihe ışık tutmuş. O küçük dükkanın yerelliğinden sinemanın evrenselliğine erişmiş.

 

Demem o ki, günümüz göçmen yaşamına bakarken göçle ilişkin tartışmalara egemen olan negatif dili bir kenara bırakıp, göçmenin yerelleştiği bu pozitif deneyimlere odaklanmak gerek. İşte bu gibi sanat çalışmaları bir şekilde doğduğu topraktan uzaklara savrulmuş göçmenin yaşadığı toplumu yeniden yurtlaştırma çabasının ürünleri olarak gördüğümüzde “entegrasyon” adına asıl desteklenmesi gerekenlere de işaret etmiş oluyoruz. Bu minvalde anılması gereken bir başka etkinlik ise bir diğer Hackneyli Elif Cenar’ın 14 Haziran başlayacak “Oynamak İstediğim Tek Kir Kil” seramik sergisi. Göç yolculuğunun hayat yolculuğuna dair olduğu fikri etrafından onlarca göçmenin seramikten ayak izlerini çıkaran Cenar, tüm bu göç hikayelerini Turna kuşunun göçebeliğiyle birleştiriyor sergisinde.

 

Arcola Ala-Turca Tiyatrosu’ndan bir arkadaşın anısı tüm bu yazılanları özetliyor. İngiltere’de doğmuş büyümüş bir Türkiyeli gencin Türkiye-İngiltere arasındaki futbol maçından endişe etmesine gerek yok aslında. Sonuçta maçın skoru ne olursa olsun kazanan kendisi olacak. “Acı ve Tatlı” göç hakkındaki bu hikayelere bakınca bizim sanatın Londra’da yeşermesi ve yerelleşmesiyle hayatı başka türlü yaşamanın da mümkün olduğunu göreceğimizi düşünüyorum.  

Diğer Aktüel haberleri
08 Ağustos 2008, Cuma   00:05   Kolesterolü düşürmek için en yeni teknikler
08 Ağustos 2008, Cuma   00:03   Serap Tezcan barış ve kardeşliği yazıyor
08 Ağustos 2008, Cuma   00:02   DEM Radyo tanıtıldı
31 Temmuz 2008, Perşembe   23:20   Londra Jazz Festivali Şenlen'ecek
31 Temmuz 2008, Perşembe   23:18   Fed-Bir ve Halkevi yetkilileri GLA'deydi
31 Temmuz 2008, Perşembe   23:07   Sufi müziğin usta ismi Kudsi Ergüner Barbican Hall'de
03 Temmuz 2008, Perşembe   01:49   İdamla yarguılanan sanatçının resimleri
03 Temmuz 2008, Perşembe   01:39   Celal Perk 'Londra'ya nenemizi getirdi!
26 Haziran 2008, Perşembe   23:23   Kültür ve sanatta Day-Mer'in 19'uncu festival gururu
19 Haziran 2008, Perşembe   01:50   Day-Mer Meydan Sahnesi Londra'ya nenemizi getiriyor!
   618 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder


  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital