|
Karanlıktı gökyüzü...
Siyahın hüküm sürdüğü saatlerdi.
Düşünceler siyahiliğe çalmakla çalmamak arasında gidip geliyordu.
Aydınlığın yaşadığı bocalama boşuna çıkmıştı yine.
Parlak ışıklar elini ayağını çekmişti üstümüzden.
Ahmet Haşim’in kol gezdiği zaman dilimlerine açılır olmuştuk bizler...
Tıpkı karanlığı seven şair Ahmet Haşim gibi kaybolur olmuştuk gecede.
Duygularımız ne alemdeydi her birimizin kimbilir!
Düşüncelerimize puslu nefesler çöküvermişti.
Kimilerimiz hoşnuttuk bu durumdan.
Kimilerimiz ise aydınlığın yeniden elini uzatmasını bekliyorduk.
Değişmeyen bir döngüydü bu!
Karanlık el veriyordu...
Sonra aydınlık!
Ve sonra karanlık...
Yine yeniden...
Onlar birbirlerine düşman değillerdi.
Sadece yorulup yerlerini bırakıyorlardı birbirlerine.
Oysa bizler bazen düşman oluyorduk gereksiz yere...
Hesapsızca sözcükler sarfediyorduk.
Aydınlıktan kaçanlara küfürler savuruyordu kimileri...
Kimileri ise karanlığa yapışıp kalanlara serzenişte bulunuyordu.
Bir hezeyan haliydi herbirimizinki.
Gizemlilik ve netlik el eleydi oysa!
Bayrak yarışıydı onlarınkisi.
Birininin bittiği anda diğeri başlıyordu.
Hatta içiçe geçiyorlardı.
Bir bizler geçemiyorduk.
İlla ki sınırlarla ayırıcaktık birşeyleri.
Sınırsız olmamlıydı hiç birşey...
Ve aynı döngüyü yaşamamalıydık; bu sıkıcıydı!
Farklılık lazımdı...
Oysa biz aynı gökkubbenin çocuklarıydık.
Karanlık da mirastı bize, aydınlık da...
Her ikisi de lazımdı.
Onları ayıramazdık.
Birlikte sevmesini öğrenmeliydik...
Karanlık da aydınlık da hayatımızın parçalarıydı!
Hepimizin bir yanı karanlıkta iken diğer yanımızla parlak ışıklar yayabiliyorduk etrafımıza...
Aydınlıkta ise karanlığın sükunetini sürdürüyordu bir yanımız.
Bu nedenle karanlık korkutucu, ürkütücü ve yalnızlaşırıcı olmamalıydı.
Kendimizi dinleyeceğimiz bir zaman dilimiydi.
Aydınlığa kavuşmadan önceki bir iç hesaplaşmaydı.
Kişinin kendisini yargıladığı saatlerdi...
Sıcak saatlerdi!
Gün içindeki yoğun tempo buna elverişli değildi.
Bu yüzden karanlık da şarttı.
Aydınlığa açılmak için şarttı hem de!
Madalyon iki yüzlüydü.
Yerküre iki eşit parçaya bölünmüştü.
Ayın aydınlık yüzünü görürken bizler, birileri bir yerlerde karanlık yüzüne şahit oluyordu.
Karanlık da aydınlık gibi şartt!
Zaten karanlığın sol eli aydınlıktı.
Çek ti mi çıkarabilirdi bizleri aydınlığa...
|