|
Bazılarımız kuru bir çeşme gibiydi...
Doğurganlığını yitirmiş yüreklerdi bunlar.
Oysa yaşamak susamaktı!
Bir kaç damlaya hasretti yarınlar...
Doymaya, duyumsamaya ve doğurganlığa gebeydi 'çemberimiz'.
Alınteri ve emek şarttı; kuru çeşmelerin tazyikli akması için.
Emeğin keşfi için üretmek lazımdı!
Hayat üretmeden geçmez ki!
Hayat O'ndan geçse, O hayattan geçmezdi.
Bolluk lazımdı.
Bereket şarttı.
Bolluktan ve berekketten kastım maddi değil kesinlikle.
İçsel bir huzur gibi gerekliydi çokluk!
Ama çokluk karşısında nacizane olunmalıydı; acizane değil!
Tevazu her yerde ve her daim gösterilmeliydi.
Alçakgönüllülük kurtarıcı bir miğferdi.
Büyüklük ancak içimizde başlayan 'dev'leşmeyle anlam kazanabilir.
Boy aynaları güvensizler içindi.
Ürkekler içindi şık kıyafetler.
Tanrı insanı çıplak yaratmıştı.
Önemli olan sadelikti, duruluktu, yalınlıktı...
Taş taş üstüne koyarak çoğalabilrdik belki!
Ama artmazdık.
Yükselirdik...
Görünüş itibarıyle yücelebilirdik!
Göğü delen bir göktelen bile olabilirdik.
Herkesin gözü önünde ve ulaşılmaz.
Yan yana ve arka arkaya devasa kurgular.
Evet ilk bakışta böyle birşey heybetli görünüyordu!
Ne de olsa yükseklik cazip geliyor...
Sonra aşina oluyor tüm bakışlar.
Ve nihayetinde sıradanlaşıyor.
Görünüş ikinci, üçüncü, dördüncü plana düşerek önemini yitiriyor.
Göğü delen gökdelenler gözümüze bile görünmüyor.
Maalesef içi gazla doldurulmuş balonlar gibiydi bazılarımız.
Kuru bir çeşme olmaya davetiye çıkaran rengarenk gaz odaları.
Elinizden bıraktığınız an gözden yitiyor.
Bir yerlerde kayboluyor...
Birden ne kadar 'tekil' olduğunuz aklınıza geliyor.
Bir o kadar da yalnız.
Tüm yüksek binalarınız bir savunma mekanizmasıyla kurgulanmış hayatınıza.
Ürkekliğinizi ve güvensizliğinizi gökdelenlerle örtmeye çalışıyorsunuz.
Ne yazık ki hayat kurgudan ibaret değil.
Acı gerçekler de vardır bir gölge gibi yaşamınıza düşen...
Yaşamınızdaki 'susamışlık' fiilini darmadağın eden...
Kurgularla bezenmiş hayatınızı yıkıp, tüm yüksekliğinizi yerle bir eden...
Ve geriye kuru bir çeşme bırakan.
İçsel üretim hakkınızın elinizden alınması çok kötü gerçekten de!
Düşüncesi bile korkunç!
Heybetli görünüşlerle meşgulken bir anda tepe taklak dünyanızın başınıza yıkılması acı!
İnsanoğlu görünüşe o kadar önem veriyor ve değer biçiyor ki, yaşarken üretimin ne anlama geldiğinin farkına varamıyor.
Bir anda bütün bir hayat düz bir arazi olunca kişi avuçlarını açıp bakıyor bugüne kadar ele ne geçti diye.
Sıfıra sıfır elde var sıfır sonucu yaralıyor elbet!
Bu sonuç yolunda başında olduğunuzu ya da hiç adım atmadığınızı gösteriyor.
İşte bu noktada emeğin keşfi için üretimin sart olduğunu hatırlatmalısınız kendinize.
Emek, üretim ve ardından gelen bolluk, bereket kavramları kuru çeşmeler olmamak için önemli!
Büyümek için içimizden yol almalı ve emek harcamalaıyız.
Unutmayın büyüklük ancak içimizde başlayan 'dev'leşmeyle anlam kazanabilir.
|