|
Gönlü gamlıydı.
Gözleri yaşsız.
Elleri titrekti ama hala sıkıca kavrayabiliyordu sahip olduklarını.
Bilinçliydi.
Korkulu bir rüya yaşıyordu.
Bu bir ilk değildi.
Birazdan uyanacaktı uykusundan.
Rüya soan erecekti; belki de bir süre devam edecekti.
Belli bir süresi vardı elbet.
Limitini doldurmak zaruriydi.
Bu zorunluluk dört duvara mahkum ediyordu zaman mefhumunu.
Ah bu rüyalar yok mu?
Bazen gitarın en güzel nağmeleri; bazen de keskin bir bıçak darbesi.
Bu yüzden başıboş olamıyordu hiç kimse ve hiç birşey!
Gözlerini açsa kapatsa ne fayda insanoğlu için...
Önünden geçiyor dizi dizi bilinçaltı korkuları!
Büyük bir taaruza ramak kalmak üzereyken yarıda kalıyor zaferler.
Olmadı bu şimdi dedirtiyor.
Olmadı!
Ümitler suya düştü.
Kar fayda etmez artık diye düşündürtüyor o anki ruh hali.
Bozuk para gibi harcanmaya başladığını sanır günlerinin ve düşlerinin.
İçine bin pişmanlık çöker.
Yüzünü buruşturur.
Birşey yapmak istemez.
Başını evinin dışına çevirir.
Papatyalar soluk.
Bahçedeki çiçekler donuk!
Gülleri vardı, artık kurumaya yüz tutmuş.
Zavallı bir sokak kedisi bile anlamazdı şimdi O'nu.
Oysa O nicelerini kurtarmıştı.
Kaçını söküp almıştı karanlıktan.
El vermişti kim olduğunu, ne olduğunu düşünmeden.
Bulutlara, karanlığa zafer ilan etmişti bir zamanlar.
Evet evet eski zamanlar...
Ayakta alkışlamışlardı O'nu.
Oysa şimdi biçare olmuştu.
Titrek bir mum ışığına dönmüştü.
Üfleseler sönecekti.
Her an siyah bir tülle kuşatılabilirdi.
Boğulabilirdi renksizliğe.
Sokakları yavandı.
Önünden akıp giden nehirler yalancıydı.
Haber getirmez olmuştu güvercinler.
Yalanla yanlışla ve yanmışlıkla bir başınaydı.
Ama o kanmıyordu.
DEdim ya bu ilk değildi diye...
Hem kolay değildi inanmak.
Turnalar misali sevgisinin yarıda kalmaması için yüzünü bahara dönen biri için kabullenmek de zordu.
Derken rüyaları ikiye ayrıldı.
Zaten uzun süre bir bütün yoktu hayatında.
Parçalar vardı; birleştirilmeyi bekleyen.
Zerrelerden ibaretti yaşadıkları.
Daha doğru bir ifadeyle kendisine yaşatılanlar.
Başkaları için acı bir durumdu bu.
Kendisi için değildi.
Hayatın ne anlama geldiğini her defasında sil baştan öğrenir gibi dinliyordu yaşamın sesini.
Kulak veriyordu.
Duyuyordu çevresindekileri.
Rüyalar gelip geçiciydi.
Yaşarken de görüyorduk, gözlerimiz kapanikken de...
Uykudayken gördüklerimiz pek etkilemiyordu bizi...
Oysa bire bir yaşadıklarımız yüzünden unufak oluyorduk.
Neticede hepsi geçip gidiyordu, tıpkı diğerleri gibi.
Geriye soğuk deneyimlerimiz kalıyordu.
Peki neye yarıyordu bu deneyimler?
Aynı şeyleri aynı şiddetle yaşamamaya!
Bir de siyah bir renksizliğe bulanmamaya...
|