|
Nisan 2005’te Ermenistan’da Erivan kentinde bir konferansta tanışmıştık Hrant Dink’le. Çok kısa da olsa ayak üstü konuşma şansına sahip olmuştum. O ‘Türkiye’de sorun sadece Ermeni sorunu değil. Türkiye tamamen demokratikleşmesi, Kürtlerin, Alevilerin, diğer azınlıkların sorununun, ekonomik sorunların halledilmesi gerekiyor, Yoksa sadece Ermenilerin sorunu çözülmüş ne fark eder?’ diye konuşuyordu. Sonra aynı gün konferansta konuşmasını dinledim. Bazı Ermeni milliyetçileri tepki göstermişti. ‘Diyalogtan’, ‘karşılıklı anlayıştan’ ve ‘affetmekten’ bahsediyordu…
Ve onlar hep bir ağızdan bağırıyorlar: Saldırı hepimize! Kurşunlar tüm ulusumuza. Kurşunlar tüm Türkiye’ye! Ulusal onurumuza darbe! İtibarımız küçüldü! Tüm dünyada küçük düştük!
Bir gazeteci, bir aydın, bir demokrat, bir insan hakları savunucusu, bir sosyalist, bir dost, bir İNSAN, bir ERMENİ olan Hrant Dink’i kalleşçe öldürdüler. Ve onlar için önemli olan yine ulusal onurları, yine ulusal çıkarları.. Ne varsa ne yoksa ulusal çıkarları. Ne varsa ne yoksa ulusal itibarları… Üstelik hiç utanmıyorlar. Üstelik hiç yorulmuyorlar. Üstelik hiç sıkılmıyorlar. Hiç.Hiç. Hiç….Üstelik bu güne kadar kaç aydını, kaç gazeteciyi, kaç insan hakları savunucusunu, kaç çocuğu, kaç genci öldürdüklerini, kaçını sakat bıraktıklarını, kaçını kaybettiklerini, kaçını diri diri yaktıklarını, bu ülke insanını nasıl birbirine düşürdüklerini, farklı milliyetten insanları nasıl birbirine kırdırdıklarını bir kenara atmamızı, hatırlamamamızı, unutmamızı istiyorlar…
Üstelik 17 yaşında bir çocuğun eline silah vererek halkların ortak yaşama umuduna kurşun sıktırırken, bizlerden 17 yaşındaki Erdal Eren'i nasıl yaşını büyüterek astıklarını unutmamızı istiyorlar...
Bizi aptal sanıyorlar!!!
Sonra… Haykırıyorlar… Bir gayrimüslümin ardından "Allah rahmet eylesin" denilebilir mi? Diyanete göre rahmet okumak caiz mi? diye.. Utanmıyorlar. Öldürdüklerinin herşeyden önce bir insan olduğunu bir kez daha unutuyorlar.
Konuşuyorlar. Çok konuşuyorlar. Ama yeryüzündeki tüm devletlerin katliamlar üzerine kurulduğu gerçeğini söyleyemiyorlar. Konuşuyorlar... Durmadan konuşuyorlar. Ama Ermeni toplumundan geçmişte yaşananlardan dolayı tarihiyle, bugünüyle özür dilemekten, gerçekleri kabul etmekten, Türkiye tarihiyle yüzleşmekten, Kürt coğrafyasında sürdürülen savaşın getirdiği acıları görmekten, bu kanı samimi olarak temizlemekten hiç bahsetmiyorlar.
“Hrant Dink bizim vatandaşımız” diyorlar... “O bu ülkeyi seviyordu” diyorlar. “Ermeni çeteler bizi arkadan hançerledi” diyorlar. “Dış mihraklar diyorlar, iç mihraklar..” diyorlar. Ve onlara yine en güzel cevabı Londra’da yaşayan bir Ermeni aydını Prof. Hovhaness Pilikian, “Türkler ve Ermeniler düşman değil. Türk halkı bizim düşmanımız olamaz” diyerek verdi.
Türk değil, Türkiyeli bir Ermeni olduğunu’ söylediği için öldürüldüğü halde onlar cenazesi Türk bayrağına sarılsın! diye haykırıyorlardı. Bazılarının don olarak kullandığı bir bez parçasını insan hayatından daha üstün tutuyorlar.
Ve yine onlara en güzel cevabı Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan ''bu gibi suikastlardan sonra, maktulün kefeni üzerinden siyaset yapmak, evrensel ahlak kurallarına ne kadar sığar? Acı hepimizindir. Kayıp hepimizindir. Taziye, acıyı paylaşmak, acıyı hafifletmek demektir” sözleriyle verdi.
Sorgudaki ifadesinde sözde azmettirici Yasin Hayal, “bu iş bana 500 YTL'ye patladı. 250 YTL ile tabanca aldım. 200 YTL Ogün'e verdim. 50 YTL'de ıvır zıvır masraf çıktı. Böylece toplam masraf 500 YTL oldu” diye haykırıyordu. Ve yine onlara en güzel cevabı yine Hrant Dink’in kızı Sera “Artık kanınız daha mı temiz?” diye sorarken, bu ülkeye büyük acılar çektiren ırkçılığı sonsuza kadar mahkum ederek veriyordu.
Onlar, 301. maddeyi kaldırmayı reddediyorlardı. Cinayetten sonra ise adeta birbirleriyle mesaj yarışına giriyorlardı. Yine onlara en güzel cevabı Hrant Dink’in eşi Rakel Dink adeta insanlığı öğreterek veriyordu: "Sessizlikle büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. Yaşı kaç olursa olsun. 17 veya 27. Katil kim olursa olsun. Bir zamanlar bir bebek olduğunu biliyorum. Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim. Onun dürüstlüğü, şeffaflığı, sevgisi onu buraya getirdi. Diyorlar ki, ‘O büyük bir adamdı’. Soruyorum size, ‘O büyü mü doğdu’, ‘Hayır, o da bizim gibi doğdu’. Gökten değildi, o da topraktandı. Yaptığı iş, kullandığı üslup, yüreğindeki sevgi, onu büyük yaptı. Büyük oldu çünkü, büyük düşündü, büyük söyledi. Siz de buraya geldiğiniz için büyüksünüz. Ama bununla kalmayın, bununla yetinmeyin! Nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutmakla, büyük gelecek olmaz. Yükseliş karşındakini kendin gibi sayarak olur. "
Onlar cinayetin siyasi bir boyutu ve örgüt bağlantısı olmadığını, zanlının “milliyetçi duygular”la cinayeti işlediğini haykırıyordu.
Ve onlara yine en güzel cevabı ülkelerinden binlerce kilometre uzakta, soğuk bir Londra akşamında sokaklara çıkarak, ''Dink'in idealleri için, ve onun hayalini kurduğu dünya ile Türkiye için mücadele edeceğiz“ diyerek, hep bir ağızdan “Sarı Gelin Aman” türküsünü söyleyen ve halkların kardeşliği için haykıran, Türkiyeli göçmenler verdi.
|