|
LEFKOŞA Kıbrıs sorunu nedir?
Bu
soruya eminin binlerce farklı yanıt verilebilir. Her yanıt kendi özünde
farklılıklar taşır ama sonuçta üç aşağı beş yukarı ayrı yere çıkar.
Kıbrıs
sorununda bir perdenin ön tarafı bir de arka tarafı var. Perdenin ön tarafı
görünendir, Ama görünen kısım iyice görüp sorunu çözmeye yöneldiğiniz zaman
perde gerisinin çok dah geniş ve çok daha önemli olduğu ortaya çıkar.
Kıbrıslı
Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’ı birlikte yönetmek konusunda ne kadar
istekli, ne kadar hazır olduğu konuşulabilir, tartışılabilir.
Güzel
sözler bir yana Kıbrıs tarihi, Türkler ve Rumların ortak iş yapma konusunda
zengin örnek üretemediğini de gösteriyor.
Dış
güçlerin etkisini inkar etmek mümkün değil.
Tüm
bunlara rağmen Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar’ın belirli bir sürecin
ardından Kıbrıs’ı birlikte yönetebileceğine samimiyetle inanırım.
Yeter
ki niyet olsun.
Yeter
ki bu niyetle uyumlu olarak atılması gereken sinerji yaratacak adımlar atılsın.
* * *
Kıbrısla
ilgili yazı yazmak hem çok kolaydır hem de çok zordur.
Kolaydır,
çünkü “Ne olacak bu Kıbrıs meselesiyle” doğduk, “Ne olacak bu Kıbrıs
meselesiyle” yolun yarısını çoktan geçtik...
Kıbrıs
sorunuyla doğdum.
Kıbrıs
sorunuyla, Cahit Sıtkı Tarancı’nın ünlü şiirinde yolun yarısı olarak işaret
ettiği 35 yaşı 22 sene önce geride bıraktım.
Hayat
tek düze değil.
Hayatın
tadı da tek değil.
Ancak
çok net olarak ortadadır ki geride kalan yaşamın tadını en çok Kıbrıs sorunuyla
bağlantılı yaşadıklarımız kaçırdı.
Pek
çok insan gibi ne çocukluğumu, ne gençliğimi yaşadım.
1963’te
göçmen olduk. Evimiz yerimiz geride kaldı. Mutsuz olduk.
1974’te
tekerleğin ters döndüğünü sandık. Rumun ganimetine konduk toplum olarak. Ama bu
defa adaletsizliğin kralını en çıplak haliyle gördük. Gene mutsuz olduk.
Belirsizlik
her zaman ruhumuzun dinamitledi.
Hayatımızda
depremler hiç eksilmedi.
***
Nutuklarla
avutulduk.
Kıbrıs
sorunu her zaman, her türlü pisliğin, başarısızlığın kılıfı oldu.
Belki
de bu nedenle “Bitsin bu Kıbrıs sorunu da kurtulalım” dedi insanlarımızın çoğu.
Bir
beden için en ağır yük bastığı yeri bilmeyen baştır.
Biz
hep öyle başlar taşıyarak geldik son yıllara.
Kendi
dünyamıza kapalı yaşadık.
Tanınmamışlık,
dünyaya gerçek anlamda entegre yaşamı engelledi.
Tanınmamışlıktan
şikayet ederken aslında için için tanınmamışlığın “kanunsuz yaşama” izin veren
yanını kullandık.
Aynı
duyguyla hem adaletsizlikten şikayet edildi hem de gerçek adaletin gelmesinden
korkuldu.
Hem
partizanlıktan şikayet edildi hem de partizanlığın nimetlerinin geleceği gün
için çaba harcandı.
Kısacası
çözümsüzlük, mandra düzeni bizim tarafı her bakımdan kirletti.
Bütün
değerlerimiz iğfal edildi.
Kendi
adıma çok açık söyleyim. K. Kaymaklı’da çocukluk günlerimde tokmağın üzerine
oturup yıkandığım, modern banyosu olmayan evimizdeki hayatımızda bugünlere göre
daha mutluyduk. Bu mutluluk özlemi asla çocukluk günleriyle bağlantılı
algılanmasın.
Ne
demek istediğimi dünleri ve bugünleri yaşayanlar çok iyi anlamıştır.
***
Kimse
ama hiç kimse Ruma teslim olacağımız bir çözüm istemez.
Ancak
olası çözüme, şuur altında saklı gizli hesaplarla karşı çıkışı gözlüyorum. “Ne
anlaşması aha böyle devam etsin, eyidir” diyenler az değil.
Ancak
herkes şunu bilmelidir ki Rumun rahatsız edici her türlü yaklaşımından
kurtulmuş olsak da mevcut şartlarımız sürdürülebilir değildir.
İki
bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, dünyanın da destek verdiği çözüm
bizim için da en iyi olandır.
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristofyas, doğrudan
ayrıntılı görüşmeleri dün başlattı.
Hiç
kuşku yok iki liderin sorumluluğu öteki toplum bireylerinden fazla.
Yaşayabilir
bir çözüm için herkes elinden gelen katkıyı koymalıdır.
Ancak
Mevcut durumun Kıbrıslı Rumlar için de ciddi riskler ve tehlikeler taşıyor.
Kıbrıs’ta
çözüm yolunda ilerlerken en önemli eksik, tarafların çözümle bağlantılı çıkar
analizlerinin yapılmamış olmasıdır. Gerçekçi çıkar analizi yapılıp sonuçları
toplumların önüne konulsa çözüm yolunda pek çok tıkanma riski ve toplumların
kullanılma olasılığı ortadan kalkacak.
Zorluk
var mı? Var.
Sıkıntı
var mı? Var.
Ama
barışa ve çözüme gereksinim de var...
Bütün
mesele çözüm isteyim istenmediğine yönelik kesin kararı vermek... Buna
tepediklerin değil sokaktakilerin de karar vermesi gerekir. Öyle ayak sürüyerek
barış ve çözüm yürüyüşü olmaz.
* * *
Kıbrıs
sorununun uzun yılları aşıp gelen, çözümsüzlükte Keşmir sorunuyla yarışan bir
sorun olması çözüm umutlarını ortadan kaldırmamalı. Tam tersi bunca yıl yapılan
müzakereler ve elde edilen deneyimler sorunlu noktaların daha kolay görülmesini
sağlamıştır.
İşte
bu noktada Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs sorununu birkaç ay içinde çözebiliriz”
yaklaşımına katılırım.
Neden
katılırım?
Çünkü
bunca yıllık tartışmadan sonra taraflar hangi noktalarda çözüme doğru adım
atması gerektiğini biliyor. O adımlar ortak bir vatan ve ortak bir gelecek için
atılırsa Kıbrıs sorunu birkaç ay bir yana birkaç gün içinde bile çözülebilir.
|