|
LEFKOŞA- Kıbrıs’ın yakın tarihi acılarla
doludur. Dünyanın değişik köşelerinde bizim yaşadıklarımıza göre çok daha derin
yaralar açan olaylar mutlaka yaşandı. Onlarla kıyaslayıp pozitif düşünelim ama
kendi dünyamızda bu yaşadıklarımızın derin izleri olduğu gerçek.
Şöyle bir düşününce fark ediyorum ki anıların
acı olanları hiç unutulmuyor.
Yarın 1964 Erenköy Savaşlarının
yıldönümü...
Kıbrıs’ta her zaman barışı ve çözümü savundum.
Bundan sonra da savunmaya devam edeceğim. Barışın değeri, barışın gerekliliği
savaşın acı yüzüyle daha iyi anlaşılır.
Kıbrıs Türk toplumunun tarihinde Erenköy’ün
yeri özeldir.
Erenköy dendi mi genelde kahramanlık
hikayeleri anlatılır. Büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi, bir kısmı da
İngiltere veya başka yerden beş yüz dolayında genç Kıbrıslı Türk neredeyse
savaşın s’sini bilmeden 1964 yılında Erenköy’e çıkarılmışlardı.
Erenköy’ü arkadaşlardan dinledim hep.
Erenköy’ü görmek bana 2002, 8
Ağustos’unda nasip olmuştu.
O günden anı dağarcığımda olanları bu hafta
sizlerle paylaşmak istedim.
Sabahın
beşinde Yedidalga için yola çıkmıştık Lefkoşa’dan. Gün ağarmaya başlarken
Yedidalga’daydık.
Bir çıkarma gemisiyle yol çıktığımızda güneş
hafif hafif yükseliyordu.
Denizin dalgası bizi istediği yönde sallarken,
sahilden birkaç yüz metre içerden batıya, Erenköy’e doğru yol alıyorduk. Bir
önceki yıl Rum deniz kuvvetlerinin tahrik olarak nitelenen yakınlaşmasına
karşılık o yıl KKTC Güvenlik Kuvvetleri özel önlem almıştı.
Yolculuk ve yol önemli değildi..
Yeşilırmak, Pirgo, Mansura derken Erenköy’ün
tepelerindeki nöbet noktaları görüntü. Orada da tepelere KTTC ve Türk
bayrakları işlenmiş taştan.
Çıkarma gemisi güneye burun kırıp tarihi
Erenköy’ün sahiline kapak attı.
Gemide basın mensuplarıyla birlikte eski Erenköy
mücahitleri ve yakınlarını yitirenler de vardı.
Erenköy mücahitleri içinde 38 yıl sonra
Erenköy’e ilk kez gidenler heyecanlıydı.
Şehit aileleri ise kovalar dolusu çiçekle
canlarından yıllarca önce kopanların mezarlarına hüzünlü yürüyüş için gemiden
sahile ayak basmıştı.
Erenköy, birkaç kilometre karelik bir alan.
Askeri birliklerin kullandığı binaların dışında sağlam bir tek bina yok.
Erenköy savunmasında önemli yeri olan
mağaralar yerinde.
En büyük olanın yanında geçerken orasının hem
cephanelik hem de sıkışık anlarda hastane olarak kullanıldığını söylediler.
İçerisine yürüdüm, oda gibi bölümleri olan bir mağara.
Eski mücahitler tepeleri isimleriyle gösterip
o savaş günlerini anlatıyorlardı
* *
*
Savaşın üzerinden geçen zaman ne kadar uzun
olursa olsun kahramanlık hikayelerinde düşüş olmaz. Savaş anlarında korkanı
bulamazsınız, herkes korkusuzdur, herkes ölüme meydan okumuştur.
Erenköy savunmasını küçümseme düşüncem yok.
Ancak anlatılanları dinlediğim zaman çok iyi anlamıştım ki, hiçbir savaş
bilgisi ve ciddi eğitimi olmadan Kıbrıs’a çıkarılan çocuk yaştan gençlik
dönemine geçen öğrencilerin Erenköy topraklarını değil, kendi canlarını
korumaları büyük başarıydı.
Eğitimsiz olarak öğrencilerin Erenköy’e çıkarılmasının
doğruluğu yanlışlığı bir gün ciddi ciddi tartışılırsa çok ilginç sonuçlara
ulaşılacağı kesindir.
*
* *
Erenköy şehitliği sahile hakim noktada. Hasan
Yusuf, Ali Hasip, Mehmet Mustafa, Fevait Ali, Aydın Veleddin, İlmiye Şakir,
Özel Ali, Ahmet Altan, Kenan Münür, Zeki Bayram, Osman Ali, Hüseyin Cemal ve
Mehmet Eray’ın mezarı Erenköy Şehitliği’nde.
Törenin başlamasından önce şehitliğe
gitmiştik. Şehit ailelerinin yakınlarının mezarı başındaki davranışları insanın
duygu pınarlarını gözyaşına dönüştürecek kadar duygu yüklüydü
Davranışlarda nutuk yok. Orada sözler değil,
bakışlar konuşuyor.
Gülcan Karabiber, Babası OsmanAli’nin mezar
başında... Önce çiçekleri bırakmış, ardından mezar taşındaki resmi siliyordu.
Duygularını sorduğumda şunları söylemişti: “Babam şehit olduğu zaman altı
aylıktım. Zeki Bayram’la aynı yerde şarapnel parçasının boğazına saplanmasıyla
22 Temmuz 1974’te şehit oldu babam. 12 yaşıma kadar beni babamın ziyaretine
getirmediler. Nedeni belirlenemeyen rahatsızlıklarım oldu, yürürken ayaklarım
dolanıyordu. Sonunda doktorlar içimde bastırılmış bir duygudan kuşkulandılar.
Babamı ziyarete geldikten sonra daha iyi oldum. Babamın mezarını ziyaret
ettiğim zaman acı anıların hiç unutulmadığımı anlarım.”
*
* *
Mehmet Eray, Eczacılık Fakültesi öğrencisiyken
1964 yılında 22 yaşında şehit olmuş. Annesi 82 yaşındaki Vacibe Eray, dokuz
evladına karşılık Mehmet Eray’ın acısını aradan geçen 38 yıla karşılık
unutmadığını anlatıyordu.
Mezar üzerindeki çiçekleri oğlunu sever gibi
yaşlı gözlerle severken, eline bir çekirge geçmişti Vacibe Teyze’nin.
Ne yapacağını merakla izlemiştim.
Yakında duran birine seslenip, “Al kızım bir
kenara bırak. Biri yanlışlıkla basıp öldürmesin” demişti.
Küçük çekirge çekirge yere düştü. Yaşlı kadın
o çekirgeyi bir kenara bıraktırana kadar izledi.
*
* *
Altı yıl önce Erenköy’de deniz dalgalıydı.
Girne’den kalkan gemi çok az yolcusunu indirebilmiş, büyük çoğunluk onca uzun
yolculuğa karşılık Erenköy’e ayak basmadan geri dönmüştü.
Tören yapıldı. Konuşmalar yapıldı. Tören
nedeniyle orada bulunabilen toplam 123 kişi farklı duygularla geri Yedidalga’ya
dönmüştü.
İnsanların bakış açısı üzerine bu köşede
haftalarca yazabilirim. Bu satırların yazarı olarak duygu sömürüsü asla yapmam.
Ancak çok iyi bilirim ki EN KÖTÜ BARIŞ,
EN İYİ SAVAŞTAN İYİDİR.
* *
*
O gün Erenköy şehitliğine çiçekler konulurken
hoparlörlerden yükselen şarkıyı hiç unutmam. “Yaslı gittim, şen geldim/ Aç
koynunu ben geldim/ Bana bir yudum su ver/ Çok uzak yoldan geldim.”
Sanki da Vacide Teyze, oğlu Mehmet’e okuyordu,
ya da Gülcan Öğretmen, Babası Osman Ali’ye... Hissedilenler ne olursa giden
geri gelmezken, ateşte düştüğü yeri yakıyordu...
|