|
LEFKOŞA- Bir nedenle okuma fırsatı bulamayanlar için geçen haftaki yazımın bazı bölümlerini bu hafta buraya yeniden almak istiyorum. Çünkü o yazım okunmadan bu yazımı tam olarak sizlerle buluşturmak zor olacak bence.
“...Bu satırların yazarı olarak genellemeye karşıyım. Genellemeleri ırkçı yaklaşımlar olarak nitelerim.
Yaptığım bu ara saptamadan sonra devam ediyorum.
Kıbrıslı Rumlar, yüz yılları aşıp gelen bir kanaatin beslemesiyle Kıbrıslı Türkleri her bakımdan orta ya da alt kültür grubunda gördü yıllarca.
Ekonomik hayatta ciddi bir konumumuz olabileceğini düşünemediler, kabul edemediler...
... Adadaki varlığı Kıbrıslı Türklerden eski olan Rumlar, bize göre adayı yönetme, adanın kaderinde söz sahibi olma konusunda daha istekli, daha iddialı oldu.
Bunu özellikle İngiliz Sömürge döneminde net bir şekilde ortaya çıkardılar.
Rumlar adanın bağımsızlığından önce ENOSİS'i yani adanın Yunanistan'a bağlanması talebini yükseltti.
Kıbrıslı Türklerin ortaya çıkan siyasal önderleri sağlıklı bir alternatif ortaya koyamadı.
Lozan Anlaşmasıyla Türkiye için Kıbrıs bir başka ülke toprağıydı. İşte o koşullarda Kıbrıslı Türkler, İngiliz'e adeta yama politikası izledi.
O duruş en yalın tanımlamayla kişiliksiz bir duruştu.
... Siyasi anlamda yalpalayan ve kişilik bakımından kırık not alan duruşa paralel ekonomik hayatta da fark edilir olamadı atalarımız. Öyle olunca Kıbrıslı Türkler, "Lokma ve şamişi işi yapan alt kültür grubu" olarak tanımlandı.
... Kıbrıslı Rumlarla kıyaslandığımız zaman sayısal azlığımız ve bunun abartılı psikolojik etkisi kendi ayakları üzerinde duran bir toplum yaratma hedefini de engelledi.
Rumların Yunanistan’la bağı yok muydu? Vardı ama adada kendi başlarına mücadele yükseltme konusunda Kıbrıslı Türklerden daha kişilikliydiler.
... KIBRISLI TÜRKLER ADADA EN AZ RUMLAR KADAR EŞİT HAK TALEP EDİP İLERİ GÖTÜRECEK AYRI BİR TOPLUMSAL KİMLİĞİ ORTAYA YILLARCA KOYAMADI.”
* * *
Rumlar, bizi tanımadan tanımladı.
Rumlar, bizi kendileriyle eşit görmedi. Hiç kuşku yok bu eğilimlerinde bizim tarihin derinliklerinden gelen KİŞİLİKSİZ duruşumuzun önemli payı var.
Bizim adımıza konuşanlar yıllarca zafiyet gösterdi, Rum tarafının liderliği de bunu istismar etti.
Uluslararası kimliği olan pek çok toplantıda Rum arkadaşlara açık bir şekilde şunu söyledim:
“Sizler Kıbrıs Türkü’ne adam muamelesi yapmak için Türkiye’nin tokadını beklediniz. 1974’e kadar Kıbrıs Türkünü adanın geleceğinde eşitliği boş verin ciddi bir taraf olarak gördünüz mü? 1963 Aralık ayında Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasal kimliğini kaybetti. Kıbrıslı Türkler çok zor koşullar altında yıllarca ezildi. Şimdi Kıbrıs’ta yeniden yakınlaşma barış ve çözüm için çok sayıda iki toplumlu proje var. 1963-1974 arası bir tek benzer örnek oldu mu?”
Özetlediğim Bu anlayış Rum toplumunda yukarıdan aşağıya aktı. En samimi ortamlarda bile Kıbrıs Türk insanı bir basamak aşağıda algılandı.
Bunun üstüne bir de 15 Temmuz Yunan Darbesi’nin Türkiye’nin müdahalesine neden olup bugünlere gelinmesi Rumların sağlıklı karar vermesine duygusal zorluk çıkarıyor.
Bazı Rum arkadaşlar açık açık söylüyor: “ 15 Temmuz kendi dünyamızda büyük hata. Elimizle yaptık boynumuzla çekiyoruz.”
* * *
Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarında barış, çözüm ve adayı birlikte yönetme konusunda içten bir inanç eksikliği varsa bunun nedeni budur.
Siyaseti çok yüzeysel bilen sıradan bir Kıbrıslı Türk’ten şunu çok rahat duyarsınız: “Rumlar bu adayı bizimle birlikte idare etmek istemez.”
Benzer durum sıradan Kıbrıslı Rumlar için de, Kıbrıslı Türkleri eşit siyasi ortak olarak kabullenmeme şekliyle somutlaşıyor.
* * *
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeni Cumhurbaşkanı Hiristofyas’ın iyi niyetinden kuşku duymak istemem. Ancak mutlaka farkındasınız Hiristofyas, çözüme destek davetiyesini TAKSİM KORKUTMASI temelinde şekillendirdi. Yani, “Biz Kıbrıslı Türklerle eşit koşullarda ortaklık yapımızı yeniden şekillendireceğiz” demek yerine, “Anlaşamazsak adanın yarısı gider ha!” dedi.
Masaya Talat’ın karşısına oturduğu zamanda Kıbrıslı Türkleri ciddi bir siyasi ortak görmeyen geleneksel duruşun sıkıntısını taşıyor.
Bu açık olarak itiraf edilmese de var olan bir gerçektir. Ve işte bu nedenle masada Hristofyas’ın sıkıntısı Talat’tan çok fazladır.
Türkiye’nin görüşme sürecinde etkili olduğu yönündeki abartılı yaklaşımlar ve de siyasi kulisler aslında Rum tarafının kendi sıkıntısını örtmeye yönelik yaklaşımlar olarak algılanabilir.
Türkiye, Kıbrıs’ın garantör ülkelerinden biridir. Yolun sonuna gelindiği zaman tıpkı İsviçre’nin Burgenstock kasabasında olduğu gibi gene taraf olarak bir ayrı bir masanın arkasında olacak.
Talat, görüşme sürecinde teknik komite ve çalışma gruplarına tam hakimdir. Ankara ile iletişimi var. Ama bu iletişim “gumanda” alma şeklinde değil. Denktaş Bey’in zamanına göre Kıbrıs Türk tarafı şimdi müzakere sürecinde çok daha etkilidir. Talat’ın Türkiye’den görevlendirilmiş anayasa danışmanı da yoktur...
Ama bu durum Talat’ın Türkiye’yi devre dışı tutması anlamında da algılanmamalı. Olması gereken kadar eşgüdüm içinde çalışma mutlaka vardır ve olmalıdır.
* * *
Kimse unutmasın Talat’ın en büyük güç kaynağı referandumda EVET diyen % 65’lik destektir.
Annan Planı ismiyle masada olmasa da özüyle, ruhuyla masadadır. İki bölgeli, iki toplumlu, eşit siyasi ortaklığa dayalı, eşit kurucu devletleri olan çözüm tanımlaması Annan Planı’nı da anımsatmıyor mu?
Hiristofyas’ın en büyük sıkıntısı kendisinin de parçası olduğu % 75 HAYIR ve Rum tarafında varlığını, baskı grubu özelliğini sürdüren kilise dahil derin unsurlardır.
Talat, Hiristofyas’ın sıkıntılarını biliyor ve müzakere masasında çok ciddi bir anlayış gösteriyor.
En son 23 Mayıs 2008 Cuma günü. Ortaya çıkan açıklama ciddi bir siyasi uzlaşı metnidir. Bu arada Talat’ın anlayış ve katkısının yadsınamayacağı bir sonuçtur. Talat, Hiristofyas’ın sıkıntılarına karşı tahrik edici olmadı. Tam tersi adeta elinden tutarak orta yolun bulunmasına ciddi katkı koydu.
Hiristofyas, liderler düzeyinde görüşmelere başlamak için zaman istiyor. Talat ise komite ve çalışma gruplarından çıkan sonuçlarla sürecin hızlandırılmasından yana açık tavır içinde.
Bu arada ortak dil konusu da vardı.
İkisine de özellikle Talat’ın inisiyatif koyarak somutlaştırdığı yaklaşımlarıyla çare üretildi.
Görünen o ki Eylül ayına kadar KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hiristofyas, Eylül ayına kadar ilki Haziran ayının ikinci yarısında olmak üzere en az iki kez daha bir araya gelecek. Eylül ayında da Talat – Hristofyas görüşmesi törenle başlayacak.
... Çeşitli biçimlerde dışa yansıtılmaya çalışıldığı gibi çözüm sürecinde sıkıntı Kıbrıs Türk tarafında ve Talat’ta değil, Kıbrıs Rum tarafında ve Hiristofyas’tadır. Hiristofyas, Kıbrıslı Türklere karşı kronikleşip geleneksel özellik kazanan bir anlayış sıkıntısını kötü miras olarak kucağında buldu. Bu mirastan hem kendi hem de Rum toplumu kurtulduğu an çözüm çok daha yakın olacak.
|