|
Sadece son günlerdeki açıklamalarına, muhalefet partileri ve silahlı kuvvetleri eleştirmek cüretinde bulunanlara yönelttiği ağır hakaretlere, “Hain’ suçlamalarına bakarak değil genel olarak yaptığı her harekete, söylediği sözlere bakarak Türkiye’nin gerçek ‘Başkan’ının kim olduğunu anlayabilirsiniz. O başkan tahmin ettiğiniz gibi bir başkandır, Genelkurmay Başkanı’dır. Yalnız görünümü ve etkileri itibariyle devletin başı gibi konuşmakta, devletin başı gibi muamele görmektedir. Üstelik de bir devlet başkanından çok daha fazla korkutucudur. Güçlüdür. Çünkü elinde devletin ona ülke savunması için verdiği silahlar, bu amaçla oluşturulmuş silahlı kuvvetler vardır. O nedenle silahlım kuvvetlerden Türkiey’de herkes korkar. Zaten geleneksel olarak ülke savunmasını üslenmek itibariyle insanların aynı zamanda saygı da duyduğu bir güç olan silahlı kuvvetlerin isteyip yapamadığı, yaptramadığı herhangi bir şey olamaz. ‹ster legal anlamda, ister –örneklerini bol gördüğümüz ve görmeye devam ettiğimiz- illegal anlamda silahlı kuvvetler pratikte ülkede her istediğini yapar. Görece olarak yasalara bağlıymış gibi görünse de ve yasal davrandığını her vesile ile ileri sürse de yasalar bir yanda kalır, silahlı kuvvetler öte yanda. Yasalar silahlı kuvvetlerin taleplerine ve belirlediği koşullara göre istenildiği gibi eğilip bükülebilir, şu veya bu şekilde uyguılanır ya da uygulanmaz. Bir devlet başkanını eleştirebilirsiniz. Bu serbesttir. ya da demokratik ülkelerde, hukukun üstünlüğü olan ülkelerde serbesttir diyelim. hatta isterseniz hakaret bile edebilirsiniz. Yine o ülkede kanunlar geçerliyse ve siz bu hareketinizle bir kanunu çiğnemişseniz ona göre cezalandırılsınız. Bu, yine demokratik ülkelerde hafif bir ceza, muhtemelen de para cezasından ibarettir. Hatta o ülkelerde genelkurmay başkanlarını bile eleştirebilir, onlara hakaret edebilirsiniz. Bu konuda eğer bir kanun varsa bu kanun size o ülkenin diğer vatandaşlarına nasıl uygulanıyorsa aynen uygulanır. Türkiye’de bir devlet başkanını, bir başbakanı eleştirebilirsiniz. ( Gerçi Başbakan Erdoğan’ın bu eleştirilere pek tahammülü yok. Karikatürlere ve mizahcıların eleştirilerine bile hemen dava açarak karşılık veriyor) Dediğim gibi iş, genelkurmay başkanlarına, silahlı kuvvetlerde üst düzeydeki komutanlara gelince başkalaşır. Bir kere silahlı kuvvetlerin geleneksel olarak demokrasiyle, hoşgörüyle pek bir ilişkisi yoktur. yapılan her eleştiri silahlı kuvvetlere yönelik saldırı olarak düşünülür. Böyle bir saldırının askeri literatürdeki tanımı ise, ‘hain’liktir. Ve arkasından hemen bazı mekanizmalar çalıştırılır. Bu amaçla konulmuş yasalar, yasa maddeleri vardır. Silahlı kuvvetlerin talebi üzerine hemen savcılar harekete geçer ve eleştiriyi yapan her kimse, yazar, bilim insanı, politikacı vb. hakkında davalar açılır. ‹nsanlar mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürülür. Amaç, silahlı kuvvetlerin dokunulmazlığının zedelenmemesi, eylemlerinin, kararlarının tartışılmasının engellenmesidir. Hele genelkurmay başkanlarının Türkiye’de apayrı bir dokunulmazlıkları vardır. Anayasaya göre Başbakan’a karşı sorumludurlar ama başbakanlığa bağlı değillerdir. Sonra genelkurmay başkanlarının dokunulmazlıkları vardır. Öyle ki bu dokunulmazlık cumhurbaşkanın dokunulmazlığından bile daha güçlüdür. Cumhurbaşkanları yalnızca vatana ihanet suşlamasından yargılanabildikleri halde genelkurmay başkanının böyle bir suçu ya da başka suçları işleyebileceği ihtimali bile düşünülmemeiştir. Genelkumay başkanları mutlak dokunulmazdır. Üstelik onları yargılayacak bir yargı mercide bulunmamaktadır. Anayasada bu konuda herhangi bir madde yoktur. Bilindiği gibi Avrupa Birliği’ne üye olan ve üye olmak isteyen üğlkelerin hiçbirinde genelkurmay başkanlığının özerk bir yapısı ve olağanüstü yetkileri bulunmamaktadır. Hemen hepsi savunma bakanlığına bağlıdır ve parlamentoların silahlı kuvvetler üzerinde denetimi esastır. Ayrıca silahlı kuvvetler kamuoyunun ve medyanın da her türlü eleştirisine ve denetimine açıktır. Demokratik ülkelerde vergi veren vatandaşın verdiği vergilerin nereye harcandığına ilişkin soru ve hatta hesap sorması sisitemin temel taşlarından biridir. Hele parlamento halkın görevlendirdiği vekiller eliyle böyle bir denetyim yapamıyorsaü denetimden vazgeçtik eleştiri dahai yapamıyor ve soru soramıyorsa böyle bir rejimin demokrasi ile bir ilişkisinin olmadığını söylemek için anayasa uzmanı olmaya gerek yoktur. Bunları niçin anlattık? Bunları Türkiye’de son günlerde yaşanan rezaleti dile getirmek ve vehametini gösterebilmek için anlattık. Silahlı kuvvetler muhalefetin sınırötesi operasyonla ilgili sorularını ( O sorular ve eleştiriler ayrı bir rezalet ve CHP ile MHP bildiğiniz gibi askere niçin Kuzey Irak’ta daha fazla kalmadınız, niçin daha fazla insan öldürmediniz, niçin Kandil’e gitmediniz türünden askerden daha fazla militarist sorular ve eleştiriler yönelttiler. Ayrıca askeri, ABD’nin talimatı ile zamanından önce harekatı bitirmekle suçladılar. Diyelim ki bunlar sert eleştiriler ama demokrasilerde muhalefetin buna hakkı olduğunu da kabul etmek gerekiyor) Genelkurmay başkanı günlerdir esip gürlüyor. Devamlı konuşuyordu şimdi daha da konuşuyor. Muhalefeti ve o muhalefetin bulunduğu Meclis’i hainlikle suçluyor. Daha önce 27 Nisan 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle AKP’yi, 22 Temmuz’dan sonra Meclis’e girmeyi başaran DTP’yi hainlikle suçlamıştı. Dolayısıyla hainlik suçlamasından payını almayan hemen hemen hiçbir parti kalmamış oldu. Düşünün bir genelkurmay başkanı parlamentonun tümünü ve demokrasi isteyen, Kürt meselesinde çözümü isteyen kurum, örgüt ve kişilerin tamamını hainlikle suçluyor, ama bu genelkurmay başkanına karşı bırakın herhangi bir işlem yapmak, doğru dürüst eleştiri bile yapılamıyor. Hükümet zaten askerle uyum içinde olmayı devam ettirmek adına Meclis’e yapılan saldırıyı görmezden geliyor. Meclis Başkanı, başkanı olduğu Meclis’e yönelik saldırılara oralı bile olmadı. Kalkıp genelkurmaya, “milli iradeye küfür etmeyi bırak”diyeceğine siyasi partileri silahlı kuvvetleri kızdırmakla suçladı. Suçlamalara maruz kalan CHP ve MHP ise şimdi geri adım atıp bu mutlak gücün karşısında olmadıklarını gösteren açıklamalar yapıyorlar. Demokrasi adına, “meseleyi kapatalım” sinyali veriyorlar. Ve Türkiye’de sadece gerçek ‘Başkan’ konuşmaya devam ediyor. Mutlak dokunulmaz ve yargılanamaz olan üniformalı ‘ Başkan’ dünyaya ilan ediyor: “Türkiye işte böyle bir demokrasi” diyor.
|