|
Türkiye’de bugünlerde tam bir kördöğüşü var.
Toplum’da bir bölünmüşlüğe, hatta tehlikeli bir kutuplaşmaya doğru gidiş görülüyor.
Sebebi üniversitelerdeki türban yasağının kaldırılması amacıyla yapılan anayasa değişiklikleri.
Yani bir anlamda bir yasağın kaldırılması, bir meselenin çözülmesi için atılan adımlar.
Oysa eğer bir toplumda gerginlik ve kutuplaşma yaratan bir mesele çözüm yoluna giriyorsa o toplumun, ülkenin rahatlaması gerekmez mi?
Türkiye bildiğiniz gibi meselelerini çözmek yerine biriktiren bir ülke. Tabiri
yerindeyse meselelerin sürekli görmezden gelindiği, yok varsayıldığı bir ülke. Bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana, hatta daha öncesinden, Osmanlı döneminden günümüze gelen meseleler mevcut.
Ermeni meselesi, Kürt meselesi, azınlıklar meselesi, laiklik-şeria
tartışmaları, alevilerle ilgili tartışmalar vesaire.
Türban meselesi ise yokken var edilen, ortaya çıkarılan bir mesele.
resmen türbanı yasaklayan bir yasa maddesi yok. Üniversitelerde türban yasağı yasalarla değil mahkeme kararıyla, içtihatıyla oluşturuldu.
Yani özellikle yeni bir yasak icat edildi. Mevcut çözülmemiş meselelerin
yanına ilave edildi.
“Bunu kim ya da kimler yaptı?” derseniz şöyle cevap vermek gerekir:
Kürt meselesinin çözümünü hangi odaklar engelliyorsa, azınlıklar meselesi, Ermeni meselesi gibi temel meselelerin hangi odaklar şimdiye kadar tabu haline getirdiyse, özgürlükler meselesini kim şimdiye kadar engellediyse onlar.
Türkiye’de farklılıkların, farklı kültürlerin, inançların özgürce birbirlerine saygı duyarak yan yana yaşamaları için uygun demokratik ortamın oluşmasını kimler şimdiye kadar engellediyse yine onlar.
Taabii bu odaklar aynı zamanda Türkiye’deki darbelerden, ülkeyi sürekli darbe tehdidi altında tutmaktan ve yasakların kaldırılmasını engellemekten de sorumlu olanlar.
Türkiye’de kopan gürültünün temelinde bu gerçekler yatıyor.
Yasak olmayan bir yasağın kaldırılması toplumun kolayca ve yeniden ikiye bölünmesini, kuruplaşmanın tehlikeli bir şekilde yükselmesi sonucunu doğuruyor.
Doğru, toplumun büyük bir çoğunluğu ve Meclis’te onlar adına temsil yetkisini kullanan milletvekillerinin ezici bir çoğunluğu bu yasağın kaldırılmasını destekledi.
Buna karşılık yasağın kaldırılmasına karşı çıkanlar var.
Üniversite ve yargı bürokrasisi de bu konudaki tavrını yeniden açıkladı. Yasağın devam etmesinden, en azından yeni bir mahkeme kararına kadar devam etmesinden yana olduğunu ifade etti.
Medyanın bir bölümü de yasağın kaldırılışına olmasa bile kaldırılış şekline ve yöntemine olan itirazını dile getiriyor.
Yalnız bu dile getiriş özgürlükleri gerçekten savunan samimi bir yaklaşım değil.
Yasakçı odaklar adına ülkenin gerilmesini, kutuplaşmanın yoğunlaşmasını sağlamak amacıyla toplumda temeli olmayan, ortada olmayan bir yasağın kaldırılışını kullanmakla ilgili bir yaklaşım.
Medyanın bir bölümünün bu tavrı biliniyor. Daha önce de örneklerini gördüğümüz bürokratik odakların, güç merkezlerinin çıkarlarına hizmet eden bir yayıncılık anlayışı bu.
Üniversitelerde türbana serbestlik sağlanmasıyla ile ülkenin bir karanlığa yuvarlanacağını ve AKP’nin dinci bir devleti adım adım yerleştireceği ileri sürülüp yapılan anayasa değişikliğe ve türban yasağının kaldırılışına karşı çıkılıyor.
AKP de bir yasağı kaldrmış olmanın verdiği özgüvenle bu kesime saldırdıkça saldırıyor. Başbakan her geçen gün eleştirilerinin dozunu arttırarak puan toplamaya devam ediyor.
Çünkü Türkiye’deki kör döğüşü sürekli olarak özgürlüklerden yana imiş gibi davranan ve son türban yasağının kaldırılması hamlesi ile de bu konuda esaslı bir mevzi kazanan AKP’nin işine yaramaya devam ediyor.
Mevcut muhalefet maalesef yasakları savunmaya devam ettikçe batıyor.
Güç kaybediyor. Halkın gözünden düşmeye devam ediyor.
CHP’nin başını çektiği devletçi ve yasakçı muhalefet, ulusalcılardan oluşan ve sadece laikliği savunur görünen ‘sözde’ muhalefet AKP’nin giderek güçlenmesine yol açıyor.
Bir yandan da AKP’ye karşı gerçek bir muhalefetin ortaya çıkmasını engelliyor. Özgürlüklerden yana çıkacak ve halkın temel taleplerine karşı çıkmayacak, hatta onun AKP tarafından savsaklanan taleplerinin sahibi ollacak gerçek bir muhalefet bir türlü bu sahte muhalefet nedeniyle oluşamıyor.
Şu anda, bu kör döğüş içinde Türkiye’nin gerçek meselesinin bu olduğu çok daha iyi anlaşılıyor.
Bir yandan, Kürt meselesini sınıriçi ve sınırötesi operasyonlarla tümüyle askere bırakarak onlarla bir uzlaşmaya yoluna giden, öte yandan özgürlükleri savsaklayan, AB sürecini dışlayan ve giderek baskıcı bir tek parti yönetimini ülkeye dayatma çabası içinde olan AKP iktidarına karşı ciddi bir muhalefete duyulan ihtiyaç giderek yoğunlaşıyor.
Oysa böyle bir süreçte gerçek ya da sanal bir yasağın kaldırılması operasyonunda halkın büyük bir çoğunluğunun yaklaşımına ters düşmek yerine akılcı bir politika uygulanarak özgürlüğklerden yana tavır takınmak gerekirdi.
Hem yasağın kaldırılması savunulur hem de diğer yasakların kaldırılması için yoğun bir mücadeleye girişilebilirdi.
AKP’nin aslında yasaklardan medet uman, devlet içindeki odaklarla halka rağmen işbirliği içinde olan sıradan bir düzen partisi olduğu anlatılabilirdi.
Bugün Türkiye’de ortaya çıkan bu kör döğüşü neticede karanlık güçlerin işine yarayacak bir ortamın yoğunlaşmasını sağlar.
Bu oyunu bozmak ve bir yandan AKP’nin maskesini çıkartarak bu partinin sıradan, yasakçı bir düzen partisi olduğu gerçeğini ortaya koymak;
öte yandan da AKP’ye karşı çıkıyormuş gibi yaparak demokrasi ve özgürlükler karşıtı bürokratik güçlerin temsilcisi sahte muhalefet partilerinin ipliğini pazara çıkartmak gerekiyor.
|