|
Ne zamandır bilinen ve de beklenen bir kriz Türkiye’nin kapısında.
Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden henüz bir ay bile geçmeden gündeme gelen bu Kriz yine Ermeni meselesiyle ilgili.
İki yılda bir ABD Kongresine sunulan Ermeni soykırımıyla ilgili bir karar tasarısı yeniden bugünlerde ABD Temsilciler Meclisi’ne sunuluyor.
Şimdiye kadar, -son yıllarda- ABD yönetimleri, yani Beyaz Saray, Türkiye ile ilişkilerin bozulmaması adına bu tasarıları engelledi. Daha doğrusu Beyaz Saray adına, çoğunluğu oluşturan partinin etkin bir iki temsilcisinin Yahudi ve silah lobilerinin de desteğini alarak bu tasarıları engellediklerinie şahit olduk.
Krizler ‘güya’ geçiştirildi.
Görevdeki ABD Başkanları buna karşın, ‘Soykırım’ lafını ağızlarını almamakla birlikte katliamlardan, Ermeni toplumunun çektiği acılardan bolca söz eden konuşmalar yapmakta bir sakınca görmediler.
Türkiye açısından “Soykırım’ sözcüğünün, bir zehirli biberle eş değerde olan bu kavramın kullanılmaması yeterli görüldü. Katliam kınanıyordu ama olsun, ille de o menhus ‘Soykırım’ sözcüğü ağza alınmıyordu ya, bu yeterliydi.
Türkiye’nin dış politikası tam bir devekuşu mantığı, -yani gerçeklerden bucak bucak kaçmaya dayalı- olduğu için şimdiye kadar bu durum devam etti.
Cumhuriyetçilerin son seçimlerde Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da çoğunluğu kaybetmesi üzerine Türkiye’de bu politikayı kullanarak Ermeni meselesini idare etmeye çalışan politikacılar, diplomatlar, bürokratlar ve medyanın kendisini devletin bir uzantısı gibi gören önemli bir parçasının etekleri tutuştu.
Şimdi bazıları bunun bir milli mesele olduğunu ve ABD’de ya da başka ülkelerde Ermeni soykırım tasarılarının engellenmesi çalışmalarının mutlaka desteklenmesi gerektiğini söyleyenler olacaktır.
Hatta bunun bir vatan görevi olduğunu iddia edenler de bulunacaktır.
Ben bu konuda da, o ‘Vatan görevi’ denilen mesele hakkında da farklı düşünenlerdenim.
Yok, ben bu deve kuşu travmasının milli politika olarak yutturulmaya çalışılmasını kabullenenlerden değilim.
Buna milliyetçilik, vatanseverlik denilmesini de büyük bir samimiyetsizlik olarak değerlendiriyorum.
İki senede bir ABD başkanlarını bu tasarıyı engellemek üzere devreye sokmak için Türkiye’nin yoğun çabalar harcaması, Yahudi ve silah lobilerine yalvar yakar olması mı milliyetçilik oluyor?
İşte şimdi deniz bitti. Çoğunluğu kazanan Demokrat Parti’den Temsilciler Meclisi Başkanlığına seçilen Nancy Pelosi, Ermeni seçmenlerine verdiği söz doğrultusunda bu tasarıyı Temsilciler Meclisi gündemine getirmeye hazırlanıyor.
Bu sefer Başkan’ın bu tasarıyı engellemeye gücünün yetmeyeceği çok iyi biliniyor.
Nitekim bu amaçla ABD’ye gidip yoğun faaliyetleride bulunan Dışişleri Bakanı Gül dahi bu gerçeği vurguluyor.
Tabii herhangi bir yaptırım gücü olmamakla birlikte ABD Kongresi’nden geçebilecek böyle bir tasarının Ermeni diasporası ve soykırım tezlerini savunanlar açısından çok büyük moral önemi bulunuyor.
ABD Kongresi’nin kararı, aynı tezlerin birçok ülke tarafından da benimsenmesi için çok ciddi bir dayanak haline gelecek. Örnek gösterilebilcek.
Türkiye’nin başı ağrımaya devam edecek.
Görüldüğü gibi imkar politikaları bir yere kadar gelebiliyor.
Sonunda deniz bitiyor. Şimdi Türkiye iş işten geçtikten sonra, “Bu meseleyi tarihçiler
tartışsın” demeye başladı. Oysa artık çok geç. Doğru yanlış, eksik fazla artık dünya kamuoyu Ermeni tezlerinin doğru olduğunu benimsemiş durumda.
Bu aşamada Türkiye’nin, “ Mesele tarihçilere bırakılsın” demesi de, “ O zamanın savaş şartlarında birşeyler olmuş, iki taraftan da insanlar ölmüş” diyerek katliamı utangaç bir eda ile ‘lütfen’ o da karşılıklı olması şartıyla kabul eder görünmesinin hiçbir yararı ve değeri bulunmuyor.
Türkiye bu aşamada yıllardır sürdürdüğü bu inkar politikasından hemen vazgeçemez. Hele oluşturulan bu faşizan ortamda, yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler de dikkate alınırsa milliyetçi oylara olan talep nedeniyle herhangi olumlu bir adımdan söz etmek çok zor.
Ama buna rağmen şimdi Türkiye’nin başka adımlar atması lazım.
Hem Türkiye’de yaşan Ermenilere hem de Dink cinayeti sonrasında büyük bir tedirginliğe kapılarak kendilerini güvende hissetmeyen bütün gayrımüslüm azınlıklara karşı devletin, hükümetin yapması gerekenler var.
Hükümet, Hrant Dink cinayetinin oluşturduğu ve cenaze töreninde daha da belirginleşen olumlu havadan yararlanmaya çalışmadı.
Oysa Türkiye Ermenistanla olan ilişkilerini de tek taraflı olarak iyileştirebilir. Diplomatik ilişki kurabilir, Kars sınır kapısını açabilir. Malların Ermenistan’a serbestçe nakledilmesine olanak tanıyabilir.
Bana göre şimdi Türkiye’nin yapması gerekenler bunlar.
Türkiye, ‘Soykırım’ tasarıları, Ermeni katliamı vesaire meseleelrini şimdilik bir tarafa bırakarak bu adımları atabilse bütün dünyada Türkiye açısından çok farklı bir olumlu hava oluştuğunu görecektir.
Böylece, Dink’in cenaze töreninden etkilenen Ermeni diasporasının yaklaşımlarının değişmesi için de bir fırsat ortaya çıkabilecektir. Katı yaklaşımların yumuşaması için bir süreç başlayabilecektir.
Artık deniz bitti. Türkiye gerçekleri ile yüzleşmeye başlamak durumundadır. Gerçeklerle yüzleşmek aslında büyük ülkelere mahsus birşeydir.
Türkiye şimdi bu yola yönelmelidir.
|