|
Çocukları PKK ile savaşta toprağa düşen, şehit olan bazı analardan, babalardan çıkan farklı sesler, devletten, silahlı kuvvetlerden hesap soran haykırışlar savaştan yana olan çevreleri çok rahatsız etti.
Çocukları öldüğü için “vatan sağolsun” demek yerine, bu anlamsız savaşı sorgulayan, “Evlatlarımız ne için ölüyor?” demeye başlayan acılı aileler çok önemli bir süreci başlattılar.
Çünkü profesyonel olanlar dışında bu çocukların hiçbiri savaşa kendi istekleri, iradeleri ile gitmiyor.
Genç yaşta hiç bilmedikleri bir coğrafyada hayatlarını kaybeden bu gençlerin öykülerini ailelerinden dinlediğimizde durumun sanıldığından daha vahim olduğunu ve bu çocukların doğru dürüst bir eğitim bile verilmeden ve yetersiz teçhizatlarla bir gerilla savaşına sürüklendikleri gerçeğini ortaya çıkarıyor.
Bu nedenle anaların-babaların dillendirdiği farklı haykırışlar bir anlamda Türkiye’de cereyan eden ve kasıtlı bir şekilde ‘terörle mücadele’ olarak nitelendirilen savaşın gerçek boyutuyla tartışılmasını sağlayabilecek bir ortamı da hazılayabililirdi..
Yani aslında anaların-babaların alışılagelmiş, devletin işini kolaylaştıran standart ve gerçek olmayan, “vatan sağolsun, evladım vatana feda olsun” türünden söylemler yerine gerçeklere yönelmesi, barış ortamına ulaşabilmek için bir başlangıç olabilecekti.
Barış ortamının sağlanması, meselelerin barışçı ve demokratik yollarla çözülmesi için kaçınılmaz bir süreç.
İşte bu nedenle böyle bir barış sürecinin düşmanı ve savaştan çeşitli çıkarları olan odaklar hemen duruma el koydular. Anaların-babaların feryatları giderek yaygınlaşabilir ve bu memleketin Kürt-Türk gençlerinin sırtından, kanından, canından sürdürülen bu kanlı savaşa dur denilebilirdi.
Böylece Hürriyet Gazetesi eliyle başlatılan alçakca ve rezilce yayınlarla şehit ana-babaların bu feryatlarının susturulmasına yönelik bir kampanya başlatıldı.
Bu acılı insanlar PKK’lı olmakla, PKK’nın planladığı sinsi taktiği uygulamakla suçlandılar. Adeta tehdit edildiler.
İradeleri dışında, bir anlamda zorla ölüme gönderilen bu genç çocukların acılı ailelerine bir darbe de bu kan içici, savaş yanlısı odakların tetikçisi gazetecilerden, gazetelerden geldi.
Hürriyet Gazetesi bu konuyu ‘Sinsi Plan’ adıyla duyurdu. Güya PKK’nın bu amaçla hazırladığı sinsi bir plan vardı ve analar-babalar PKK’nın talimatıyla evlatlarının acılarını dile getirirken devleti, silahlı kuvvetleri sorumlu tutup, hesap sormaya başlamışlardı.Bu silahlı kuvvetlerin moralini bozuyordu.
Oysa ortada gerçekten de bir plan vardı ama, o plan PKK’nın planı değil, bu savaşı yürüten ve yönlendiren odakların psikolojik savaş planıydı.
Hemen, her zaman ellerinin altında bir psikolojik savaş makinesi gibi çalışan Hürriyet Gazetesi devreye sokuldu ve bizzat Genel Yayın Yönetmeni’nin koordinasyonunda ana-babaları karayan, aşağılık bir şekilde bu insanların acılarına daha da acı katan bir sindirme ve korkutma kampanyasına girişildi.
Yayınların temel amacı, acılı anaların hesap soran, savaşın anlamsızlığını hedef alan açıklamalarıyla bir barış sürecinin yolunu açma ihtimalini daha başından ortadan kaldırmak ve Türkler Kürtler arasında bir kin ve nefret ortamı yaratmaktı.
Bu çatışmalarda hayatlarını kaybeden Türk ve Kürt gençlerinin ailelerinin kader birliği ederek bu hain tuzağa karşı çıkmalarının, ortak düşmana, yani savaş beylerine karşı birleşmelerinin ve yakınlaşmalarının önünü kesmekti.
Oysa bir barış sürecinin en temel taşlarından birinin, çatışmanın iki tarafında ölen insanların yakınları arasındaki diyalogtan, birbirlerini affetme ve anlama sürecinden geçtiğini bal gibi biliyor olmaları gerekirdi.
Türkiye eğer Kürt meselesinde bu şer odaklarına ve kana meraklı medyasına rağmen bir barış sürecine girerse, Türk anaları ile Kürt analarının biraraya gelmelerinden doğal bir şey olamaz. Dünyada çözüm için masaya oturulan bütün silahlı çatışmaların sonunda böyle bir süreç yaşanıyor. Üstelik bu süreç, siyasi süreçten çok daha uzun sürüyor.
Bizim, psikolojik savaş merkezlerinin tetikçiliğini yapan medya takımı bunu bilmez mi? Tabii ki bilirler, ama şimdiki plan bu. Bunu uygulamak zorundalar.
İşte bu hain planın sinsice tezgaha sokulduğu günlerde bu planı ve Türklerle Kürtleri birbirine düşürücü ve giderek yükselen linççi komploları boşa çıkartıcı bir atekes çağrısı dile getirildi.
DTP, PKK’ya koşulsuz ateşkes ilan etmesi çağrısı yaptı.
DTP Başkanı Türk, 'Barışçı çözüm ve eşit bir Türk-Kürt birliğinin sağlanması için ateşkes çağrısında bulunuyoruz. Türk-Kürt birliği şoven dalgayla dinamitlendi, birlikte yaşama istenci darbe alıyor' dedi
Türk, PKK'ya ateşkes için gerekçelerini şöyle sıraladı: "Tek bir insanımızın yaşamını yitirmemesi için, halklarımızın birbirini boğazlaması değil onurlu, özgür ve eşit bir Türk-Kürt birliğinin sağlanması için, son dönemlerde yaratılmaya çalışılan Türk-Kürt çatışması ile milliyetçi ve şoven güçlerin provokasyonlarının boşa çıkarılması için, ekonomik ve sosyal kalkınma için, Kürt sorununun barışçıl, demokratik ve diyaloğa dayalı çözümüne zemin hazırlanması için, özetle bu ülkede herkesin kendi diliyle, kimliğiyle, rengiyle onurlu yaşayabilmesi, gelecek kuşaklara acı ve gözyaşı değil, barış, sevgi, hoşgörü ve mutluluk yaşatılması için ateşkes çağrısında bulunuyoruz." Şer odaklarının kanlı oyunlarını bozmak için onların elinden savaş silahını almak lazım.
İktidarlarını ve erklerini devam ettirebilmek için savaştan ve kandan beslenen bu şer cephesine karşı ateşkes ve barışçı yaklaşımlar mutlaka yeni özveriler ve katlanılması gereken acıları da beraberinde getirecek ama, bu oyunu da boşa çıkaracak.
Buna inanıyorum.
|