|
Kuzeye Geçiş
Beyarmudu
sınır kapısında en az 5 polis memuru kaldırımdaki sandalyelere oturmuş sohbet
ediyorlar. Formaliteler sorunsuz tamamlandıktan sonra ikiye bölünmüş Kıbrısımızın
kuzey yarısına geçiyoruz.
Beyarmudu
girişinde göze çarpan ilk şey yolun iki tarafındaki direkler üzerine dizilmiş
KKTC ve TC bayrakları oluyor. Sanırım ikinci ‘Barış Harekatı’ kutlamalarına
hazırlık yapılmış. Vadiliye giderken üç köyden geçiyoruz. Onlar da Pile ve
Beyarmudu gibi hayalet köyleri andırıyor. İn, cin top oynuyor. Efsanevi Mesarya
ovası tepsi gibi dümdüz uzanıyor. Kupkuru ama vakur. Bakmayın onun bu kurak
haline. Ben onun Bahar aylarındaki muazzam görüntüsüne de tanık oldum. Lale,
papatya ve daha birçok rengarenk kir çiçeklerinin Mesarya ovasını baştan başa gelin
gibi süsleyişini görme zevkini de tattım.
Vadiliye
varırkenden kendimizi klimalı salonun serin kucağına atıyoruz. Oh be, dünya
varmış. Ama herşeye rağmen Kıbrıs’ta olmak çok güzel bir duygu. Vadili de birçok yerler gibi kuraklıktan
nasibini almış. Kap kacak yıkanılmadan tankerlerle verilen su tükeniyor. Bu sıcak günlerde her gün duş yapmak kişiler
için mejburiyet değil, bir lüks oluşturuyor.
Kiralık
araba firması telefon edip arabayı Vadiliye getirebilecekleri müjdesini veriyor.
Böylelikle Ercana gitmekten kurtuluyoruz. Araba bir saatten fazla geç geliyor.
Bu sebebsiz bir şey değil. Bize verilecek orijinal araba saatinde yola çıkmış.
Ama dikkatsiz bir kamyon sürücüsü tarafından sıkıştırılınca yol kenarındaki
derin bir çukura yuvarlanmış. Şans eseri sürücü ufak tefek sıyrıklarla kazayı
atlatmış. Kıbrıs’a hoş geldiniz! Amma uğursuz bir başlangıç! Peuget 206 marka
arabaya atlayıp Karpazın yolunu tutuyoruz. Yeni yolu bulamadığımızdan eski
Mağusa yolunda seyrediyoruz. Bu dümdüz, güzel yolda nasıl olur da bu kadar kaza
olduğuna şaşıyor insan. Mağusa da Lefkoşa gibi surların dışına yayılmış büyük
bir metropol olmuş. Pek aşina olmadığım bir yer. Boğaza giden yol bir sürü lüks
oteller, restoranlar, eğlence yerleri ile dolu. Boğaza varıyoruz. İki gün sonra
kalmaya başlayacağımız Exotic Otel yolun solunda. Otelin üst kısmındaki tepeye
kocaman iki bayrak dikilmiş. Biri KKTC, diğeri TC bayrağı. Anlaşılan tatil
sırasında bu bayrak enflasyonu sık sık rastladığımız bir görüntü teşkil edecek.
Karpaz
yolu boyunca doğaya yeşil hakim. Yığınlarca yeni, tamamlanmamış villalar etrafa
yayılmış. Klimayı kısıp pencerelerimizi açıyor ve Karpazın henüz kirletilmemiş
temiz havasını ciğerlerimize dolduruyoruz.
Gün Batımında 40 Yemeği
Boltaşlı.
Eski ismiyle Litrangomi. Küçücük bir köy. Sulak, verimli toprakları bol bir
köycük. Küpdüşen sineklerinin rahat uyumaya izin vermediği rahatsız bir geceden
sonra sabahın ilk saatlerinde horoz sesleri ve köpek havlamaları ile
uyanıyoruz. Bir an nerede olduğumu anlamadan bön bön etrafa bakınıyorum. Hava
serin. Küpdüşenler geceye dönmek üzere çekip gitmiş. Etraf huzurlu bir sükunet
içerisinde. Uykusuzluğa rağmen kendimi çok zinde hissediyorum. Tekrar, bu sefer
derin bir uykuya dalıyorum. Gözlerimi açtığımda telaşlı bir kahvaltı hazırlığı
yapıldığını duyuyorum. Kahvaltı masası limon, zerdali ve yenidünya ağaçlarının
altındaki gölge bir alana kurulmuş. Yakıcı sıcağa rağmen serin bir yer.
Kahvaltı sofrasındaki herşey hemen oradaki bahçenin mahsullerinden. Hem de
organik. Tomates, karpuz, biber, patlıcan (evet çiğ patlıcanı kahvaltı yemeği
olarak ilk kez görüyorum), zeytin v.s. Dama çıkıp ulu incir ağacından bir tabak
incir kesip sofraya ekliyorum ve bu zengin sofrada sohbet ederek iki saat
boyunca doyumsuz bir kahvaltı yapıyoruz.
Köydeki
ilk günümüzün gecesi köy muhtarının annesinin 40 yemeğine davet ediliyoruz. Hiç
de iç açıcı bir şey değil ama ayıp olur diye gitmemezlik edemeyiz. Akşam 6.00
civarında yokuşu tırmanıp muhtarın evine doğru yürüyoruz. Karpaz doğasının
çarpıcı güzelliği evin altında uzanmış, muhteşem bir görüntü sergiliyor. Evin
avlusu ve civarı onlarca masa ile doldurulmuş. Kadınların büyük çoğunluğu evin
içerisinde, mevlüt hazırlığı yapıyor. Köylüler Kıbrıs insanına has bir
sıcaklık, yakınlık gösteriyor. Herkes güleryüzlü. Kadın, erkek, çocuk masamıza
gelip bizlerle sohbet ediyor. Yandaki köyün hocası elinde modern bir ses
sistemi ile eve giriyor. Biraz sonra hoparlörden hocanın gür sesi etrafa
yayılıyor. Güneşin Karpaz ovasındaki kızıl batışını izleyerek mevlüt ve
ilahiler dinliyoruz. Bir saat süren
insanı mest eden bu olaydan sonra muhtar önlüğünü giyip evin yanındaki fırının
başına geçiyor ve kendi elleriyle hazırlayıp pişirdiği doyumsuz fırın kebabını
eşi ve birkaç yardımcısı ile hazırlayıp tabaklara dolduruyor ve annesinin ruhu
için tüm ziyaretçilere ikram ediyor.
Devam
edecek...
|