|
Ah yaşamak.
Sen nelere kadirdin...
İsmin aklıma gelir gelmez geride bıraktığım yılları kuşanıyordum kayıtsızca...
Yaşamak...
Bir daha ele geçmez bir fırsat.
Zordun, karmaşıktın ama güzeldin.
Herşeye rağmen ayakta kalma savaşıydın.
Zor olanın daha tatlı olduğunu gösterendin.
Ve oradan oraya savurandın.
Bense savrulandım.
Bir yerden alıp başka bir yere fırlatmıştın beni.
Sonra oradan koparıp başka yerlere serpiştirmiştin...
Her an toplanmayı bekleyen parçalar bütünüydüm.
Aradan zaman geçtikçe olup bitenleri ayırt etmeye başlamıştım.
Sanki bir masallar dizisiydim şimdi.
Başı belli, çilesi dinmeyen ve sonu mutlulukla bitecek bir masal.
Uzun kış akşamlarında düşünecek çok zamanım oldu arkadaşlar.
O akşamlarda vakitli vakitsiz yığınla hezeyan şakaklarımda çınladı.
Meğer ne kadar çok şey biriktirmişim bu masalda...
Ve meğer ne kadar çok şey gebe kalmış bilinmezliğe.
Bu bilinmezlik bazen düğüm düğümdü.
Bazen de ilmek ilmek çözülüyordu.
Netleşiyordu yaşamak kavramı.
Ben o netliğin ortalarında bir yerlerdeyim şimdi.
Yıllardır bu kavramla cebelleşmiştim...
Ne mutlu ki, git gide netleşirken birçok yolu ardımda bırakmıştım.
İki iki daha dört eder mantığını yıkmaya çalıştığım saatleri de elimin tersiyle itmiştim.
Geride bıraktıklarıma dönüp bakıyordum.
Sonra kapatırım deyip de açtığım parantezleri kapatmak için kolları sıvadım.
Sonra yeni cümleler düşündüm...
Ardından önemli paragraflara başladım.
Adım adımdı bugüne kadar herşey, bundan sonra da adım adım olmalıydı.
Derken çıktığım kapıdan girdiğimi farkettim.
Etrafıma bakındım.
Pek birşey değişmemişti.
İyi ki çıkmıştım o dar kapıdan...
Yaşamak dedikleri buydu.
Uzun, dar ve bitmeyen koridorlar.
Oysa ben nasıl da değişmiştim.
Zaman değiştirmişti farkına varmadan.
Ben istememiştim, bilinçlice olmamıştı.
Farkındalıklarla sarılmıştı dört bir yanım.
Acının tatlıyı katık ettiği bir yorgunluk durağındaydım.
Efkar basmıyordu eskisi gibi ama yüzüme bir hüzün çöküyordu.
Kalbimin orta yerinde avaz avaz bağıran bir çığlık vardı, susturmayı başaramıyordum.
İlginçtir kimse duymuyordu, görmüyordu, bilmiyordu.
Savaş halindeydim her an.
Barışa susamıştı gözlerim.
Barışmayı çok istiyordum ve birgün belki diyerek ilerliyordum.
Rüzgar üşütüyordu kulaklarımı...
Kırmızı iki katlı otobüsün ön camından seyre dalıyordum tanıdığım sokakların beni bezdiren dünlerime.
Yaşamanın erişilmez tadına varıyordum yeniden.
Birleştiren, dağıtıp toparlayan, kucaklayan, korkutup kaçıran ve sonra geri döndüren sokaklardan geçiyordum barış için.
Gidişimle küsmüştüm birşeylere, küstürmüştüm birşeyleri...
şimdi barış zamanıydı.
Masal devam ediyordu.
Acıyla tatlı el ele vermiş yaşamın rengini anlatıyordu.
Bense onların arasında netleşiyordum.
Yaşamak güzel diye haykırıp el sallıyordum yeni doğacak günlere....
|