|
Gün gelir bildiklerini unuturmuş insanoğlu.
Öyle diyor çileli gözler!
Ne bugün ne de dün...
Hatırlanmazmış.
Bir çırpıda unutulurmuş.
Hiç birşey tanık değilmiş yaşanılanlara.
Ve yaşanılanlar tanık değilmiş yıllara.
Öylesineymiş!
Önünüzden akıp giderken 'cepte var' dedikleriniz, yarınlar 'boş' gelirmiş size.
Sorgusuz sualsiz raylarda akıp gidermişsiniz!
Süzülürmüşsünüz!
Gözünüzden düşermiş uğruna savaştıklarınız!
Mücadele halkasına veda edermişsiniz.
Göz göre göre hem de...
'Umut' sözcüğü çok yabancı gelirmiş size.
Gittikçe uzaklaşırmışsınız kendinizden.
Düşen bir kale gibi teslim olurmuşsunuz.
Sırf bildiklerinizi unuttuğunuz için!
Hatıraları canlandıramadığınız için...
Elleriniz havada, başınız önde 'teslim' bayrağını çekermişsiniz.
Ve bir kale düşer!
Onca yaşanılan ateşe atılır.
Herşey yerle bir olur.
Büyük bir sessizlik başlar.
Kaderine boyun eğer kişi.
Bir saka kuşu başını alıp gider.
Sonsuz bir yalnızlık hali başlar!
Kan ter içinde uykulardan uyanılır.
Kabus gibi ürkütücü bir gölge çöker düşlerinize.
Sonunda siz sizden çıkarsınız.
Yüzünüz, ruhunuz, bedeniniz yabancılaşır.
Ve tüm bildiklerinizi unutursunuz.
Büyük bir yok olma hali başlar!
Öyle diyor çileli gözler...
Hadi canım sen de!
İnsan bildiğini unutur muymuş?
İnsan yaşadıklarını silebilir miymiş?
Tuhaf olur bu.
Geçin bunları...
Yaşananlar sizdedir.
Sizin yaşadıklarınızdır.
Size aittir.
Ha onları bir kenara, rafa kaldırmak size bağlı.
Üstüne bir çizgi çekmek elinizde!
Ya da onlarla ömür boyu yaşamak, hayatınızı idare etmelerine izin vermeniz bir tercih meselesi.
Yaşadıklarınız, bildikleriniz, gördükleriniz, anılarınız sizin dizginlerinizdir aslında.
Nereye kadar gidebileceğinizi ve nerede duracağınızı bir rehber gibi gösterir size.
Bildikleriniz zihninizdedir, anılarınızdadır, kalbinizdedir.
Unutmak için korku lazım.
Veya bir hafıza kaybı...
Dokunduklarınız sizden izler taşır.
Bu yüzden bir çırpıda unutulmaz hiç birşey!
Kale düştü diye sakın mücadeleyi bırakıp ellerinizi havaya kaldırmayın.
Teslimiyet bayrağını çekmek çok kolay olmamalı.
|