|
Bir düş kırığıydı hayat.
Bir yangın yeriydi ‘ömür’.
Cam kırıkları üzerine basarak yürümekti yaşamak.
Kolay değildi.
Acıtıcıydı.
Hüzünlu bir beste gibiydi her nakaratı.
Yaralar açıyordu.
Hünerli olmak lazımdı sanırım.
Evet beceri gerektirir yaşamak.
Üstesinden gelmek!
Hepsinden önce cesaret işidir yaşamak.
Nefes almak asla olmadı.
Olamaz!
Yemek, içmek değil yaşamak.
Göze almak lazım birşeyleri.
İçinde ateşler olmalı.
Dışında koca bir zar.
Öyle bir zar ki geçilmezliği dillere destan.
Sağlam bir geçit.
Yasamak kanmaktır ve kanatmaktır sanırım.
İyiyi ve kötüyü avuçlayabilmek.
Yasamak aldığını verendir, verdiğini alandır.
Karşı gelmektir.
Kaybetmeyi göze almak belki de.
Göz göre göre uçurumdan yuvarlanmak değil…
Yeni doğacak günü sabırla beklemektir.
Umut etmek.
Evet evet hamurunda hiç tükenmeyen bir umut duygusu var.
Bitirmeyi kabul etmektir yaşamak.
Yeni başlangıçlara gebe kalmak.
Ya da başlamak sözcüğünü ilke edinmek.
İnat etmek…
Diretmek ve direnmek…
Başkaldırmak kimi zaman.
Yeri geldiğinde sessizce de olsa ‘evet’ demeyi bilmek.
Yeni şeyler öğrenmek ve ufuk çizgisinin bir adım ötesine geçebilmek için yarışmak.
Hayal etmek!
Eğriyi doğruyu ayırtedebilmek.
Haksızlıklara kitabına uygun karşı gelmek.
Mücadele etmektir herzaman.
Bazen cam kırıklarıdır acıtan…
Bazen verilen ucuz sözcükler.
Kimi zaman bir bütün hayattır acıtan, yaşamak zorunda olduğumuz!
Yaşamak her baba yiğidin harcı değil anlayacağınız.
Dedim ya kolay değil diye!
Öğreniyoruz her geçen saat ve her geçen gün yeni başkalıkları.
Kimileri avuçlarımızı kanatıyor.
Kimileri ayaklarımızı.
Ama başka caresi yok ki bu işin.
Yasamak, ille de yasamak!
Cam kırıkları üstünde yürümek olsa bile.
|