20 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Bir rüya gerçek oldu
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Aslında sen yoktun

Ali KESKİN
ali@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Aralık 2006, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

 

 

Madde olarak vardın belki ama varolduğunu hissedemiyordun. Tek başına olamamışken, onunla birlikte olduğunu düşünüyordun. O yanındaydı. Ama sen başka yerdeydin. Gördüğün ve gezdiğin yerler ancak onunla anlam buluyordu.  Yaşadığın şeyler onunla güzelleşiyordu. Ama gerçekten görmemiştin. Görememiştin o gördüğünü sandığın yerleri,  Yaşamamıştın. Yaşayamamıştın o yaşadığını sandığın şeyleri. Görmeyi düşünmüştün, yaşadığını ise sadece düşünde yaşamıştın.

Aslında sen yoktun. Hissettiklerini onunla anlamlandırmaya çalışmak çabası içindeydin sadece.  Bir kimliğin bile yoktu. Kendini aramıştın hep.  Bu kentte kendi karşılığını maddeleştirmeye çalışırken hata yaptığını  anlayamadın. İlişkilerde, dostluklarda,  bakışlarda, birlikteliklerde aradığın şeyi bilmiyordun. Bu nedenle de hiçbir zaman bulamadın o aradığın şeyleri.  Arayışların büyüdükçe çoğalan ince ayrıntılar kanatmaya başladı seni. Sınırsız bir heyecan içinde olmayan birşeyi arıyordun.

 

Aslında sen yoktun. O sen değildin. Onda kendini görmek istedin. Veya onun seni görmesini istedin. Ama sen kendini görememişken onun seni göremeyeceğini anlayamadın.  O değiştiremedi seni. Sen onu değiştiremeyeceksin.  Sen ona benzedikçe,  o seninle onun arasındaki uzaklık olacak. O seni bulmaya yaklaştıkça ve sen onu bulmaya yaklaştıkça birbirinize iki yabancı gibi olacaksınız. Sen seni bulmaya o ise kendini bulmaya yabancılaşacak böylece.

Aslında sen yoksun. Sen kendine yaklaşmaya çalıştıkça o etrafına ördüğün duvarın kalınlığı buna engel oldu. Ve  karmaşıklığından boğulmaktan korktu hep seni bulmaya çalıştıkça o. Onu bazen sevmiştin. O da seni sevmişti belki. Senin arada bir düşüncelerin derinleşiyordu. Onun ise gözleri doluyordu. Onun gözleri dolduğu zaman uçsuz bucaksız kainatların derinliğinde doyumsuz yolculuklara çıkabilme şansına sahip oluyordun. Ama  sen gökkuşağında bile bulunmayan onun bu deli divane haline tımarhanelik teşhisi koydun.  Onun gözleri de anlatılamayacak kadar güzel olabilir diye düşünemedin hiç.

Aslında sen yoktun.  Arada bir kızgın güneşte kavrulmuş kumral ve siyah saçları yüzünü kapatıyordu. Sen ona hayran hayran bakıyordun. Cam inceliğinde ve ipek yumuşaklığında sanki sonsuza dek sürüp gidecekmiş gibi uzayıp giden bir rüyanın kızıl tonuydu gülümseyişi. Bir hayalin sonuna kadar sürüp gidecekmiş gibi geldi bu kovalamacalar. Oysa hayat düşündüğünden daha kısaydı. Her an onu bulabilmişsin gibi geldi sana. Ama asıl korktuğun onu kaçırmaktı. Sana tutunarak onun varolabilmesi imkanını zayıf olduğunu anlayamadın nedense.

Aslında sen yoktun. Ne  pahasına olursa olsun onu bulmalıydın.Ama bu arayış da  diğerleri gibi gözünün önündeki güzelliği görmezden gelip seni hiç tasarlamadığın bir yerlere götürüyordu. Gözlerinin önünde akıp giden gerçeklerin  farkında değildin.  Bu adımlar ona gidiyor olabilirdi. Eğer ona gidiyorsa her şey olabilir diyordun. Ama sen yine aynı senken o başka biri olmuştu bu defa.  Sen dünyadayken o olamazdı. Onu bırakıp sana bakmalıydı. Kendini bulup, sonra onu aramalıydın.

Aslında sen yoktun. O da yoktu. Konuşacağı, söyleyeceği, haykıracağı onca şey varken o susmayı seçmişti. Söyleyeceklerinin yanlış anlaşılacağından korkmuştu. Veya onu ifade edemeyeceğinden çekindiği için susmuştu.  Başkalarını dertleriyle üzmek istemiyordu. Belkide dertlerini anlatsa bile çözüm bulunabileceğine inanmıyordu. Bunlardan ötürü bir sessizlik, bir suskunluk silahına sarılmıştı. Hayat sahnesinde her denileni sakin bir şekilde yapan, her türlü azarlanmayı sineye gömen yetim bir çocuktu üstlendiği rol. Ama sen yönetmen olduğunu iddia edip bunları dahi göremiyordun.

Aslında sen yoktun. Sadece o vardı bu ilişkide. Deveranı en ince ayrıntısına kadar yorumlayabilecek kabiliyeti vardır da yolun kenarın yürüyüp hiçbir şeye müdahale etmeme kararlılığıyla vazgeçmez bu sessizlik orucundan. Bir gizemli havada seyreden suskunluğu ona ölüp ölüp dirilmeyi yaşatırsa da konuşmaz ve konuşmayacaktır.

Aslında sen yoktun. O ise sadece yalnız başına kaldığında, kendi dünyasına çekildiğinde bozuyordu o ölümcül suskunluğunu. Sıradışılar hep böyle olmuştur zaten; dertlerine ortak ettiği odası ve karanlıklarda sakladığı gözyaşlarıdır günlükleri. Ağlamak, ağladıkça sabrını büyütmek onun yegane rahatlama yoludur. Gözyaşlarını ve yüreğini çoktan bu yola feda etmiştir.

Aslında sen yoktun. O ise sanki dünyadaki bütün acılar onun  hesabına yazılmışçasına kedere gömülmüştü. Ama anlatamaz ki bilesin acısı. Sende de zaten yokki o yürek hiç, görebilesin dışa yansımasını ruh halinin sigarasının dumanından. Değişik ortam durumundan yüzünde meydana gelen gülümsemenin sahte olduğunu bakışlarındaki acı ifadeden bilirim. Çevresindeki dostları onun için endişelenirken çaresiz çaresiz, bazıları ise varlığını görmezden gelirken; kimi de onun bu halini kendini acındırma edebiyatı şeklinde yorumlarken o herkese ve her şeye küskün bir rotada yakında bir yolculuğa çıkacaktır ve asla dönmeyeceğini de bir ben bilirim. Bir de o.

   1269 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Büyükler günahlarınızın bedelini çocuklara ödetmeyin
22 Ekim 2008, Çarşamba   Çözüm ne değildir?
15 Ekim 2008, Çarşamba   Anlatın bakalım Engin Ceber nasıl öldü ?
01 Ekim 2008, Çarşamba   Thatcher'lı yıllar ve Anti Poll Tax Hareketi
20 Eylül 2008, Cumartesi   Ali Aktaş'ın son mektubu
04 Eylül 2008, Perşembe   Kraliçe'nin Muhafızları 200 yıllık kalpaklarını çıkaracak mı?
28 Ağustos 2008, Perşembe   1 Eylül Dünya Barış Günü’nde barış çağrısı: Çocuklarımız ölmesin
13 Ağustos 2008, Çarşamba   İngiltere’de yeni dönem
08 Ağustos 2008, Cuma   Önce yeryüzü
01 Ağustos 2008, Cuma   Kanlı Tarih



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital