|
LEFKOŞA- Yazımı yazmak için bilgisayarın başına geçtim.
Doğal olarak akla gelen ilk soru, “Ne yazayım?”.
Hangi konu ya da konular Kuzey Kıbrıs’tan Londra’ya taşımaya değer?
Yıllar öncesinin iletişim koşullarına göre bugün gelinen nokta Londra ile Kıbrıs’ın arasını kısalttı.
BRT ve Genç Tv uydu üzerinden izlenebiliyor.
İnternetten çok sayıda radyo yayınları dünyanın en uç noktalarına ulaşabiliyor.
Gazetelerin internet sayfalarından da gazeteler okunabiliyor.
Böyle olunca azıcık merakla olan herkes “Kıbrıs’ta ne var ne yok”, bilebiliyor.
* * *
Gazeteler istedikleri kadar Kıbrıs sorununu öne çıkarmaya çalışsın.
Kıbrıs’ta sokakta yürüyen insanın gündeminde Kıbrıs sorunu çok aşağılara kaydı.
Neden?
Yanıtı çok basit. İnsanlar çözüm konusunda umutlarını yitirdi.
Çözüm umutları yitirildiği içindir ki yapılan kamu oyu yoklamalarında iki devletlilik yüzde altmış beşlerde destek bulma noktasına geldi.
Kuzey Kıbrıs’ta iki devletli çözüm yönündeki değişimin olmasında özellikle Cumhurbaşkanı Talat ve CTP’den güneye yönelik eleştiri ve bir anlamda saldırıların etkili olduğunu hem yazdım hem de katıldığı radyo-televizyon programlarında söyledim.
Bu görüşüm üzerine barış ve çözüm yanlısı çevrelerden bazı arkadaşların aşağıda özetleyeceğim yaklaşımlarını da aldım:
“ Kuzeydeki eğilimlerin değişmesinin nedeni Kuzeyden Güneye uzanan eleştiri veya “saldırılar” değil. Rum tarafında yükselen milliyetçilik, Türklerle birlikte yaşamaya karşı çıkış ve adeta bizim için iyi olan, arzulanan her şeye onların karşı çıkması...
Kuzeyden yükselen “saldırılar” esas neden olsaydı, Denktaş’ın en galiz saldırılarının devam ettiği yıllar boyunca çözüm ve barış eğilimleri yükseliş göstermezdi. Ama unutmamak gerekir, o zamanlar Rum tarafının yarattığı imaj onların barıştan yana oldukları ve bizi çok sevdikleri yönündeydi. Bu nedenle Denktaş’a rağmen Kuzeyde barışçı eğilimler serpilip gelişmişti.
Bugün ise Rum yöneticilerin saldırıları karşısında neredeyse Hz. İsa gibi davrandığımız halde Kuzeyde de ayrılık eğilimleri artıyor. Yani insanlarımız adeta aynadaki aksi taklit ediyor!.. Bu da çok doğal.”
* * *
Bu yaklaşımları özetledikten sonra durup üzerinde düşündüm.
Haklılık yanını oldukça yüksek buldum.
Rum tarafındaki egemen güçler, Kuzey Kıbrıs’ta Denktaş’sız günleri hiç istemedi. Neredeyse ısrarla karşı çıkıp eleştirdikleri Denktaş’ın ila nihayet Kıbrıs Türk toplumunun başında olmasını istediler.
Bu düşünce salt sağ unsurların eğilimi değildi. Denktaş, Rum tarafındaki siyasi yelpazede bulunan herkesin ekmeğine bal süren politikalar üretiyordu. Dahası Denktaş, uzlaşmaz gömleğini sıkı sıkıya sırtına geçirdiği için Rum tarafın barışçıl imaj çizmesini kolaylaştırmıştı.
Rum tarafının yanıltıcı imajı Kıbrıs Türk toplumunda Denktaş siyasetini mahkum eden geniş kesimlerin güneye sempatisini de olumlu yönde etkiliyordu.
* * *
Denktaş gitti Talat geldi...
UBP gitti CTP geldi...
İlk anda anlam veremedik ama Rum tarafındaki propaganda mekanizması Talat’ı ısrarla ve süratle Denktaşlaştırma çabasına girdi.
Kuşku yok ki Kıbrıs Türk kamu oyu Talat’ı Denktaş’la aynı kefeye koymayı kabul etmedi.
Hatta Kıbrıs sorununa dar bir bakış açısından salt Rumların çıkarını gözeterek bakan Papadopulos, yeni sürecin 2. Denktaş’ı olarak görüldü.
Papadopulos’un sözcülüğünü yaptığı, AKEL’in de neredeyse hiç ses çıkarmadan destek verdiği siyasi duruş Kıbrıs Türk toplumunda BARIŞ VE ÇÖZÜM isteyen güçleri olumsuz yönde mutlaka etkilemiştir.
Bu etkileşimin doğal sonucu olarak Rum tarafına duyulan güven daha doğrusu Rumlarla ortak bir gelecek kurma hayalleri yerle bir oldu.
Bugün sokaktaki on Kıbrıslı Türke, “Ortak bir gelecek için Rumlara güveniyor musunuz?” sorusunu yöneltin en az sekizi HAYIR yanıtını verecek.
Kıbrıs Türk insanı Annan Planı’nda EVET sonucunu ortaya çıkaracak noktaya gelene kadar çok şeyi göze aldı.
Kıbrıs Türkü çok şeyi göze alırken Rum tarafında beklediği göze almayı göremediğine inanır.
“Rumlar bizim EVET’imize, bizler de Rumların HAYIR’ına saygı duyalım” anlayışı Kuzey Kıbrıs sokaklarında çok itibar görmedi.
Özellikle AKEL’in Papadopulos’un güdümde bir parti izlenimi vermesi demokrat Kıbrıslı Türklerin, umuduna, moraline hançer sokmuştur.
Ortalama Kıbrıslı Türk, “Rumlar, Kıbrıs’ı birlikte yönetmemizi istemiyorsa, biz de onları ne isteyelim?” sorusunu sorup yanıtını da “Biz de istemeyelim” olarak veriyor.
... Ben ve benim gibi düşünenler her koşul altında Rum tarafına karşı daha yumuşak söylevlerden yanayız. Ancak ortaya çıkan tabloda ağırlıklı payın Rum tarafı liderliğinde olduğu görüşüne ben de katılıyorum.
... Ve yineliyorum Rum tarafı Papadopulos’un çizgisinde gitmeye devam ederse Kıbrıs adasındaki mevcut bölünmüşlük kalıcı olacak. Türkiye’nin müdahalesi adada iki bölgelilik yarattı ama kalıcı Taksim’i AKEL’in karşı çıkmadığı Papadopulos politikası sağlayacak.
* * *
Bu noktada kuşkularımı dile getirirken AKEL’in yayın organı Haravgi gazetesinde, 3 Şubat 2007’de yer alan “Umutlar yeşeriyor” başlıklı makaleden şu bölümünü de sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Diyalogla ve düzenli temaslarla, kuşku duvarları yavaş yavaş çökecek ve onun yerini güven ve yeniden birleşme yönündeki iyi niyet alacaktır.
Her iki tarafta her türlü yöntemle nifak tohumları sokmaya çalışan ve bu tür temasları engellemeye çalışanları eleştiriyoruz. Bölünme çözüm değildir. Bölünme hiç kimsenin tercihi olamaz. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, hep birlikte düşmanlığın ve güvensizliğin duvarlarını yıkmalıyız ve vatanımızla halkımızı birleştirecek bir çözümün, hepimize faydasına olacağını anlamalıyız. Yeniden yakınlaşmaya karşı olanların ağırına gitse de, bugünkü de facto durumu değiştirmek için, düşünce şeklini ve davranışları değiştirmemiz gerekmektedir. Adaya sürekli olarak yerleşik getirilmesi ve işgal bölgelerindeki Kıbrıslı Türklerin sayısının azalması, komşu ile temaslarımızı güçlendirmemiz ve daha yakına gelmemiz açısından bir teşviktir. Biz onları dinleyelim, onlar da bizi…”
|