|
LEFKOŞA- 1974 genelde Kıbrıs’ın özelde Kıbrıs Türk Halkının yaşamında bir dönüm noktasıdır.
Kıbrıs’ın bütünü bir yana Kıbrıs Türkünün kendi dünyasında demokrasi neredeyse hiç olmadı.
Göstermelik demokrasi bile çoğu kez fazla görüldü.
“Bu memleket bizim biz yöneteceğiz” dedik. Bu haykırış çeşitli etkenlerle birleşti ve dıştan bakıldığı zaman meydanlardan insanların sorumlu konuma geldikleri gözlendi. Çok şey beklendi. Beklenti çıtası hayli yüksek oldu.
Özellikle Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması siyasi erkin tümüyle ele alındığı izlenimini besledi.
Tüm görselliğe rağmen siyasi erkin Ankara’da hatta Ankara’dan öte askerin elinde olduğu söylendiği zaman Cumhurbaşkanı Talat, “Asla olmaz, yök öyle şey” içerikli tepkiler koydu.
Lokmacı’da tamamen kendi topraklarımız üzerinde inşa edilen üst geçit nitelikli köprünün yapılması kadar yıkılması da olaylı oldu.
Son bir haftada öylesi ciddi gelişmeler oldu ki, bu gelişmeler, demokrasi ve kendi kendimizi yönetme hakkı konusunda kaç arpa boyu yolu gittiğimizi sorgulattı.
* * *
Bunca yıldır yazıyorum. Sekiz yılı aşkın bir süredir her gün KIBRIS gazetesinde, dört yılı aşkın süredir de her hafta TOPLUM POSTASI’na yazıyorum. Hiç bir yazım için , “keşke yazmasaydım” demedim.
Her yazım, o gün için yazılması gerekendir.
Ama bazı yazılarım var ki onları yazdığım için toplumsal görev yerine getirmişlik hazzıyla özel olarak mutlu olurum.
5 Ocak 2007 Cuma günü KIBRIS Gazetesinde yazdığım, “Talat “İSTİFA” restini çekti... Söz sırası Orgeneral Büyükanıt’ta...” başlıklı yazım toplumsal görev nitelikli yazılarımdan biridir.
Ne iyi edip de yazmışım.
Kamuoyunda geniş yankı bulan Cuma günkü yazımda ne yazdımsa arkasındayım.
Cumhurbaşkanı Talat’ın Ankara’da Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le yaptığı görüşme sonrasında yaptığı ve bir anlamda bizim yazdıklarımızı yalanlayan açıklamalarının sonrasında da yazdıklarımı geri almadım.
6 Ocak 2007 Cumartesi günkü yazımda yazdığım şu satırları bu çerçevede anımsatırım:
“Cumhurbaşkanı Talat, “askerle aramızda sorun yok” dedikten sonra aksini kanıtlama gibi bir çabaya girmem.
Benim yazdıklarım da , Talat’ın söyledikleri de orada duruyor.
Bireysel kazanım ya da yitirme çok önemli değil. Önemli olan toplumsal kazanımdır. Kıbrıs özelinde atılacak adımlarım, çözüme katkı koyması da bir başka dikkat edilmesi gereken husus.
Dün (5 Ocak 2007) çok hareketli bir gün yaşadık.
Sağduyu sesler kadar, fırsat bu fırsat bağcıyı dövmek isteyenler de oldu. İnanın o tür çıkışlar hiç kredi yapmaz.
Kıbrıs Türk insanı çatışma yerine uzlaşı ile sorunların çözümünü istiyor.”
* * *
Lokmacı’daki köprünün yerinden kaldırılmasında kendi dünyamızda seçilmiş sivil otorite ile askeri yetkililer arasında ihtilaf olduğunu kamuoyu ve gazeteci arkadaşlarımız bizlerden öğrendi.
Talat’ın Türkiye Başbakanı Erdoğan’la görüştükten sonra soruna çare bulmak için Ankara’da Büyükanıt ve Gül ile bir araya geleceğini de biz
yazmasak belki de kamuoyunun haberi olmayacaktı.
Yazdıklarımız üzerine kurulan senaryolar için hiç bir şey yazmayacağım. Hiç bir gazeteci ve politikacı önemli bir haberi bir gazetecinin köşesinden öğrenmek istemez.
* * *
Cuma günü konuyla ilgili ilk yazımın son bölümünde şunlar vardı:
“Bugün Ankara’dan gelecek haber hangi yönde olursa olsun KKTC’deki sivil otorite yara almıştır.
Neden?
KKTC Cumhurbaşkanı ve anayasal görevlerine göre Başkomutan Mehmet Ali Talat’ın sözü bir yıl öncesine kadar zaten olmayan demir yığını bir köprünün kaldırılmasına yetmedi. Son söz Ankara’da yapılacak görüşmeden öte pazarlıkla söylenecek.
Yarın Papadopulos, “Senin sözün bir köprüyü kaldırmaya bile yetmedi. Ben seni Kıbrıs sorununun çözümünde ne kadar güçlü ve yetkili görebilirim?” derse Mehmet Ali Talat’ın yanıtı ne olacak. Hadi çıksın biri de söylesin.”
* * *
Ankara, zirvesi sonrası Talat, “Lokmacı’yı görüşmedik” dediği zaman iyi niyetli, toplumsal yarar için söylediklerini doğru kabul ettik.
Yoksa 1 saat 50 dakikalık nezaket ziyareti olamayacağını bilmeyecek kadar saf olamazdık.
Mehmet Ali Talat’ı savunmak bana düşmez. Peşinen söyleyim gerçek neyse açıklamadığı için hata yapmıştır. Diplomatik bir dille kapalı kapıların ardında ne konuşulmuşsa söylemeliydi. Genel Kurmay’daki görüşmenin sonunda kamuoyu ile ne paylaşılacağı da anlaşılabilirdi.
Olmadı.
Talat’ın söylediklerinin doğruluğu genelde kabul görürken Genel Kurmay Başkanlığı, Talat’ı yalanlamanın ötesinde siyasi mesajları olan bir açıklama yaptı.
Yazının bütünlüğü içinde eğer okumayan varsa açıklamayı aynen buraya alıp anımsatayım:
“ KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül'le beraber 5 Ocak 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'nı ziyaret etmiştir. Ziyaret sonrası basın ve yayın organlarında, KKTC'de halen kapalı bulunan Lokmacı kapısı ile ilgili haber ve yorumlar yer almıştır. Askeri yasak bölge konumunda bulunan ve KKTC Anayasası'nın geçici 10. maddesi gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olan Lokmacı kapısına ilişkin Genelkurmay Başkanlığı'nın görüşleri daha önce talepleri üzerine hükümet yetkililerine iletilmiştir. Hükümet yetkililerine iletilen bu görüşler, 5 Ocak 2007 tarihinde 09.30-11.20 saatleri arasında gerçekleşen Cumhurbaşkanı Talat'ın Genelkurmay Başkanlığı ziyareti sırasında kendisine ayrıntılı olarak açıklanmıştır. 6 Ocak 2007 (dün) tarihli basın ve yayın organlarında konuya ilişkin yer alan haberler basına yanlış yansımış veya yansıtılmıştır."
* * *
Türkiye Genel Kurmay Başkanlığının yazılı açıklamasından sonra KKTC Cumhurbaşkanlığında suskunluk oldu.
Talat ve CTP yönetici kadrosu benzetme yerindeyse ne yapacağı konusunda ciddi kararsızlık geçirdi.
Talat, dıştan istismarı önlemek için Ankara’daki zirvenin sıkıntılarını paylaşmadı. Paylaşmama bir yana, YALAN söyleme pahasına koruma yaptı.
Peki, Talat’ın sonrasında Genel Kurmay ne yaptı? Kuzey Kıbrıs’ta kimin sözünün geçtiğini anımsatan bir açıklamayı tercih etti.
* * *
Hiç arzu edilmeyen bir durumla karşı karşıya kalındı.
Talat, doğru ya da yanlış köprünün kaldırılması yönünde bir karar verdi. Köprünün yapılması siyasi bir karardı, kaldırılması da siyasi karar olarak nitelenip işlem görebilirdi.
Sonuçta köprü Salı günü sökülüp kaldırıldı.
Köprü bizim mahallede iç meselemizdi. İç meseleyi bu boyutta sorun yapmadan halletmek gerekirdi.
Becerilemedi.
Talat, suskunluğunu bozup konuşmaya başladığı zaman söyledikleri çok şey anlatıyor.
Yenidüzen’e yansıyan görüşlerindeki şu satırlar Talat’ın düşüncelerinden öte mesajlar taşıyor:
“ Genel gelişme beni oldukça zor durumda bıraktı. Çünkü yaşananların, görüşmelerin tümü açıklanabilir gibi değildir. Yani tüm ayrıntıları, bütün diyalogları ortaya koymak Cumhurbaşkanı’na düşmez. Dolayısı ile basına çok abartılı bir şekilde yansıdığı için olay, Rum tarafınca kullanılacağını biliyorduk. Nitekim bu kriz sonrasında Papadopulos, “Muhatabım Kıbrıs konusunu görüşmeye yetkili değil” dahi diyebildi. Halbuki bu gelişmelerin tersine, Kıbrıs Türkü’nün Kıbrıs sorununda söz söyleyen, karar veren ve iş yapan taraf olduğunu göstermemiz gerekirdi. Bu süreç beni zor durumda bıraktı mı, yaraladı mı? Evet zor urumda bıraktı, yaraladı...”
|