4 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



AKP cellatlarına özenmeye devam ederken

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Mayıs 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

 

 

 

Türkiye’yi sorarsanız.... Değişen bir şey yok.

Peki umut var mı? Yani şu anda içinde bulunulan kaostan, kıskaçtan, adına ne dersenız deyin. Deli gömleğinden, kuyudan....

Çıkabilmek için bir umut var mı?

Bunun reçetesini söyleyecek durumda değiliz. Zaten bu iş öyle hemen bir reçete ile çözülseydi IMF, Dünya Bankası, NATO, ABD Türkiye’ye yıllardır reçeteler yazıp duruyor.

Bir şeyin çözüldüğü yok.

1 Mayıs’ta neler olduğunu iyi kötü izlediniz.  Uygulanan polis vahşetini. Ülkeyi yönetenlerin, bir ülkenin insanlarına karşı duydukları nefreti, kini belki televizyonlardan izlediniz.

Yurt dışında yaşadığınız için kahroldunuz. Belki utandınız. Belki de “iyi olmuş” dediniz dayak yiyenlere. 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim’e çıkmak isteyenlere. Demokratik haklarını kullanarak özgürce, barış içinde bir gösteri yapmayı düşünen emekçilere, barışseverlere...

“Demokratik hak da neymiş. Bü ülkede –Aman yanlış anlaşılmasın Türkiye’de tabii-  öyle her isteyen istediğini yapamaz. Devlet neye ne kadar izin vereceğini bilir.” diyenlere de katılabilirsiniz.

İster öyle, ister böyle ortaya çıkan tablo ortada.

Yarattığımız ortam, geliştirdiğimiz demokrasi bu kadar.

İşin ilginç tarafı da şu:

Demokrasi, özgürlükler, uluslararası değerler diyerek ortaya çıkan ve bu söylemlerle ABD ve AB’nin desteğini alan AKP iktidarı, bir yandan ülkedeki hakim bürokratik odaklar tarafından siyaset sahnesinden silinmek isteniyor.

Türkiye bir darbe sürecinde. AKP için açılan hukukla ilgisi olmayan kapatma davası Anayasa Mahkemesi’nde ve ülkenin yargı kurumu da bürokrasinin emrinde.

Peki bu antidemokratik işlemlerin muhatabı olan ve seçmenin yüzde 46.5’unun oyunu, desteğini almış AKP ne yapıyor?

Giderek kendisini kapatgmaya, siyaset sahnesinden silmeye çalışan ve milli iradeyi hiçe sayarak ülkede bürokratik depotizmi iyice kalıcı hale getirmek için ülkeyi sürekli darbe ortamında tutmaya çalışan güçler gibi otokrasiye, militarizme yöneliyor.

Ya da şimdi hemen bazılarınızın itiraz edeceği gibi, zaten öyle olduğu için maskesini çıkarıyor ve gerçek kimliğini ortaya koyuyor.

Hemen her olayda bu maske ortada. Şemdinli’de bu maskeyi gördük.

Batılılar görmedi. Görmek istemedi beliki.

Kürt meselesinde gördük. Erdoğan’ın Kürtleri aşağılayan, Kürtlerin siyasi temsilcilerinin elini bile sıkmayan tavrını izlerken gördük.

Bunu AB bürokratları ve siyasetçileri de gördü ve görüyor. Ama sesleri çıkmıyor.

Newroz’da gördük. Newroz bayramını kana bulayan, Kürtlerin bayram kutlamalarına şiddet uygulayarak engel olan anlayışın ortaya çıktığı Hakkari, Şırnak, Siirt gibi illerde gördük.

Sınırötesi hava harekatlarında, kara operasyonunda gördük.

Kürt meselesinin topyekün askere havale edilmesiyle gördük.

Her türlü insan hakları ihlali olayında yine bu anlayışın çirkin yüzünü, Edroğan’ı izlerken gördük. Erdoğan’ın haklı suşlayan, güvenlik güçlerini ve  militarizmi kutsayan konuşmalarını izlerken hissettik.

Son olarak 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen emekçilerin, vatandaşların üzerine atılan gaz bombalarında, kafalarına inen coplarda gördük.

Daha vahimi bunu sadece biz görmedik. Bütün dünya gördü.

Taksim ve civarında uygulanan insanlık dışı vahşeti, bir ‘dünya kenti’nin nasıl bütün dünyaya polis kenti, vahşetin kenti olarak ilan edildiğini neredeyse canlı yayında izledi.

Bu rezilliği, bu vahşeti herkes gördü ama, yalnızca Başbakan Erdoğan ve meseleye onun gibi bakmayı bir görev sayanlar görmedi.

Onlar meseleye bir asayiş olayı gibi bakmaya devam ettiler.

Başbakan Erdoğan buna rağmen hızını alamıyarak gösterilere katılanların işçi olmadığını söylemeye devam ediyor. Bir yandan işçilere hakareti sürdürüyor.

Bir yandan da sanki işçi olmayanlara şiddet uygulamak normalmiş, mubahmış gibi konuşuyor.

Netice olarak AKP kapatma davasının kıskacında daha demokrat, daha uzlaşmacı, daha insancıl olacağına cellatlarına benzemeyi tercih ediyor.

Onu kapatmak isteyen odaklara benzeyerek, hatta onlardan rol çalarak, onları despotizmde deri bırakarak acaba kapatma davasından kurtulabileceğini mi düşünüyor?

“Böyle saçma bir şey olabilir mi?” diyenlerinizi duyar gibiyim.

Hakikaten bu çok saçma görünüyor.

Çünkü cellatların derdi AKP değil ki. Cellatların derdi halkın oyu ile işbaşına gelmiş herhangi bir iktidar olabilir. Bugün AKP yarın halkın iradesine dayanarak işbaşına gelmeye heveslenen başka bir iktidar...

Türkiye’nin başına bela kesilen bürokratik odakların derdi iktidar.

Şimdi iktidarlarına engel olarak AKP’yi görüyorlar.

AKP’nın bu despotik güç odağına benzemek için elinden geleni yapmasına rağmen, Kürt meselesinde tamamen bu güç odakları gibi düşünmesine, askerin ülkedeki sivil yönetim üzerinde kurduğu bu vesayet rejimini kabullenmesine rağmen.

Sebebi basit: Bu güç odakları AKP ile iktidarı paylaşmak istemiyor.

Buna karşılık AKP ne yapıyor? Oylarını aldığı kesimlere ihanet ederek kendisini yok etmeye çalışan güçlere benzemeye çalışıyor. Oysa seçmene ne söz vermişti AKP?

Bu güç odaklarının etkisini kıracağına, ülkeyi demokratikleştireceğine ve refahı getireceğine inandırmıştı insanları. Ne oldu?

Türkiye’nin işi zor. Demokrasiye inanların seslerini yükseltmelerinden başka da çıkar bir yol görünmüyor.

   1311 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Dönüşü olmayan yol’ politikası kimseye fayda sağlamadı
22 Ekim 2008, Çarşamba   Gerginlik gerginliği, şiddet şiddeti körüklerken...
15 Ekim 2008, Çarşamba   Artık deniz bitti. Kimse eski masallara inanmıyor
01 Ekim 2008, Çarşamba   "Bu kriz bizi etkilemez. Bizim yardımlarımız var"
20 Eylül 2008, Cumartesi   "Birisi vurmadan kafanız çalışmıyor mu?"
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital