21 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Bir rüya gerçek oldu
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Darbelere ve askeri veseyet rejimine hayır...

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   3 Mayıs 2007, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Türkiye’de bir haftada baş döndürücü gelişmeler yaşandı. Aynı zamanda da ister istemez yepyeni bir döneme de girilmiş oldu.

Ülke, cumhurbaşkanı seçim süreci başlamışken askerin yine faşizan bir müdahalesi ile karşı karşıya kaldı. Demokrasi ayaklar altına alındı.

Geçtiğimiz cuma gece yarısı genelkurmay tarafından yayınlanan bir muhtıra ile hem milli irade, yani Meclis hem de yargı hiçe sayıldı.

Silahlı bürokrasi kendi geleceği için bir tehdit olarak gördüğü milli iradenin, yani halkın kendi tercihinin cumhurbaşkanlığı makamına çıkmasını engelledi.

Bunun için genel oy ve milli iradeye değil, kapalı kapılar arkasında çevrilen daleverelere, kumpaslara bel bağlamış başta CHP olmak üzere DYP, ANAP gibi bürokrasinin hizmetindeki siyasi partilerle, medyanın darbe yanlısı, özgürlükle düşman kesimiyle işbirliği yaparak rejime yine müdahale etti.

Türkiye’yi, kendi silahlı kuvvetlerinin elinde tutsak olmuş, seçimlerin, Meclis’lerin ve kurumların göstermelik hale getirildiği, yargısı, medyası ve sivil topum örgütlerinin büyük bir çoğunluğu kuklalaştırılmış zavallı bir ülke durumuna düşürdü.

Ülke henüz 10 yıl önce aşağı yukarı aynı gerekçelerle gerçekleştirilen 28 Şubat darbesinin izlerini silememiş, siyasette, toplum hayatında yaptığı tahribatları onaramamışken yeni bir darbe yemiş oldu.

Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci sabote edildi. Ülke kendi özgür iradesiyle cumhurbaşkanını seçmekten alıkonuldu.  Demokratik süreç baltalandı.

Önceden hazırlanan ve CHP’nin de iktidar hırsı kışkırtılarak kullanıldığı  bu plan gereği, hiçbir cumhurbaşkanlığı seçiminde uygulanmamış olan  Meclis toplanma yeter sayısının 367 olması gerektiğine ilişkin ve hiçbir kanunda yazmayan saçma varsayım, Anayasa Mahkemesi’ne de dayatıldı.

Bildiri, yani muhtıra tam da bu saçmalığa ilişkin CHP müracaatının Anayasa Mahkemesi’ne verildiği günün gece yarısı yayınlandı.

Normal şarflarda hiçbir hukuki kurumun, mahkemenin bir hukuk katliamı yapmadan böyle bir müracaatı kabul etmesi söz konusu olamazdı.

Nitekim ilk gelen haberler incelemeyi yapan rapörtörün bu başvurunun reddini talep edeceği doğrultudaydı.

Buna rağmen Anayasa Mahkemesi adeta yeminli bir şekilde ve hazırol vaziyetinde bu hukuk dışı müracaatı kabul etti.

Böylece cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu iptal edilmiş oldu. Kanunları katleden bir karar kanunen uygulanmak zorunda kalındı.

Muhtırayı yayınlayan askerlerin ve bir yıldır AKP’li bir adayı cumhurbaşkanlığına oturtmamak için yemin etmiş ve kirli temiz, gizli açık her türlü olanakla mücadele eden şer koalisyonunun şimdilik dediği oldu.

Böylece hükümet zaten muhtıra nedeniyle yapmak zorunda olduğu şeyi yaparak erken seçim kararı aldı.

Şimdi Türkiye erken seçime gidiyor. Duruma göre seçim 24 haziran ya da 1 Temmuz’da olabilir.

Bu rezaleti temizlemenin başka çaresi de yok. Şimdi halkın iradesini hiçe sayıp Meclis’in çalışmasını engelleyen bu  faşizan bürokrasi darbesine karşı halk son sözünü söyleyecek.

Ama buna rağmen bürokrasinin milli iradenin bu doğrultuda oluşmasını engellemek için de mutlaka bazı planları olduğuna inanıyorum. Seöim sandığından AKP çıkmazsa buna da şaşmamak lazım. Burası Türkiye!!

Tabii  bu arada Türkiye hala, milli iradeyi hiçe sayıp kendi iktidar güçlerini kaybetmemek amacıyla darbe peşinde koşan generallerin tasallutu altında, güçsüz, çapsız bir ülke durumuna düşürülmüş kimsenin umurunda değil.

Muhtıradan sonra şimdi kim Türkiye’yi ve tabii Türk ordusunu ciddiye alır.

Kim bölgesel ve evrensel meselelerde  Türkiye’yi önemli bir güç olarak hesaba katar?

Gözü dönmüş muhtıracıların bu gibi meselelerle ilgilendiklerini sanmıyorum.

Onlar açısından aslında önemli olan laklik, şeriat vesaire de değil. Nitekim yayınladıkları bildiride laiklik karşıtı diye gerekçe olarak sundukları olayların intipüftenliğine, kıytırıklığına baktığınızda bunu anlıyorsunuz. 

Onların asıl amacı o değil. Şeriat yanlısı bir eylem olursa kanunları uygulamak savcıların görevi değil mi? Bu iş niye silahlı kuvvetlerin işi olsun?

Mesele de o değil zaten. Mesele, cumhurbaşkanlığı sürecine müdahale etmek. Şimdiye kadar istedikleri doğrultuda, kendi amaçlarına hizmet yolunda kullandıkları cumhurbaşkanlığı makamına istediklerini yaptıramıyacakları bir cumhurbaşkanının gelmesini askerler hiç istemedi.

Türkiye’nin cumhurbaşkanlarına bir bakın.

Atatürk’ten sonra gelen İsmet İnönü bir darbe ile cumhurbaşkanı seçildi. İnönü’nün cumhurbaşkanlığı için adı bile geçmiyordu.

Demokrat Parti’nin cumhurbaşkanı Celal Bayar tek parti faşizmininden sonra Meclis’in seçtiği ilk sivil cumhurbaşkanıdır. Akibetini belki genç kuşaklar bilmiyor. 27 Mayıs’ta yapılan askeri darbeyle devrilip gitti.

Darbeciler Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanını asarken onu da hapishaneye yolladılar.

Darbeden sonra yapılan ilk genel seçimden sonra,  1961'de aday olmaması için  açıkça dönemin paşaları tarafından ölümle tehdit edilip adaylıktan çekilen Ali Fuat Başgil yerine cuntanın başı general Cemal Gürsel cumhurbaşkanı oldu.

Ondan sonra gelenler de generaldi. Cevdet Sunay, Fahri Korutürk ve 12 Eylül cuntasının lideri Kenan Evren.

1989’da askerlere ve asker kökenli cumhurbaşkanlarına bir tepki olarak Turgut Özal cumhurbaşkanı seçildi. O da ancak görev süresinin yarısını tamamlayabildi. Seçilmesinden üç sene sonra öldü.

Sonraki cumhurbaşkanı Demirel’in ise 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde hazırol vaziyetinde şapkasını alıp çekip gittiğini, ancak askerlerin duman suyuna girmeden herhangi bir devlet görevinde bulunulamıyacağını öğrenmesinen sonra cumhurbaşkanı seçildiğini biliyoruz.

Nitekim Demirel, 28 Şubat darbesinde askerlerin en büyük destekçisi ve darbenin yürütücüsü olarak askerlere borcunu yerine getirmiş bulunuyor.

Ondan sonra gelen Ahmet Necdet Sezer’in ise askerin ve bürokrasinin isteği ile cumhurbaşkanı olduğu da malum.

Onun borcunu nasıl ödediğini ve bürokrasiye sadakatını nasıl gösterdiğini geçmiş yedi yıl boyunca hep birlikte gördük.

İşte şimdi askerler yine bürokrasinin kontrolü dışına çıkmayacak bir cumhurbaşkanı istiyorlar. Bunu da, yıllardır, “devletin son kalesi AKP’li dinci bir cumhurbaşkanına bırakılamaz” diye kamuoyuna sunuyorlar.

Yıllardır, “Aman şeriat geliyor, hayat tarzınız tehlikede” diye korkutulan

bazı safdiller de meydanlarda mitingler yaparak bu sloganın ciddi olduğunu zannedip askerlerin iktidar mücadelesine destek vermiş oluyorlar.

O askerler üstelik Türkiye’nin daha fazla demokrasiye ve refaha ulaşmasına yol açacak AB projesine ve her türlü demokratikleşmeye karşı oldukları halde.

İşin bir de başka boyutu var:

Geçmişte cumhurbaşkanları, siviller de dahil olmak üzere, sadece silahlı kuvvetlerin ve bürokrasinin gizli iktidarına destek vermekle kalmadılar, devlet içindeki gizli kapaklı ilişkilere, çeteleşmelere, devlet güçlerinin illegal faaliyetlerine de göz yuımdular. 

Susurluk Çetesi, devlet kökenli diğer çeteler, Şemdinli Çetesi bu nedenle günışığına çıkarılamadı.

Bu nedenlerle de askerler cumhurbaşkanının mutabakatla seçilmesini istiyor. Mutabakat dedikleri kendi istedikleri niteliklere sahip bir cumhurbaşkanı.

Onu da açıkça söyleyemedikleri için bazı kavramları kullanıyorlar.

“Laikliğe bağlı, cumhuriyetin temel değerlerine bağlı vesaire, hatta ‘sözde değil özde cumhuriyetin temel değerlerine bağlı’ diye” hamasi tarifler de yapıyorlar. Bunların hepsini iktidarlarını korumak için yapıyorlar.

Kendisine demokratım diyen her insanın bu oyunu görüp, hangi gerekçeyi ileri sürerlerse sürsünler askerlerin Türkiye’yi onlarca yıl geriye götürecek müdahalesine, muhtırasına, darbesine karşı çıkması gerekir.

Gün demokratlığın sınandığı gündür.

“Darbelere karşıyız, ama..” demeden...  “Darbelere hayır, askeri vesayet rejimine hayır” diyerek.

 

   1119 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Dönüşü olmayan yol’ politikası kimseye fayda sağlamadı
22 Ekim 2008, Çarşamba   Gerginlik gerginliği, şiddet şiddeti körüklerken...
15 Ekim 2008, Çarşamba   Artık deniz bitti. Kimse eski masallara inanmıyor
01 Ekim 2008, Çarşamba   "Bu kriz bizi etkilemez. Bizim yardımlarımız var"
20 Eylül 2008, Cumartesi   "Birisi vurmadan kafanız çalışmıyor mu?"
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital