|
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci yaklaştıkça Türkiye’de gerilimi arttırıcı bir sürü olay birbiri peşi sıra ortalığa dökülüyor.
Mesela bir süredir, 14 Nisan’da ‘Millici’ ve AKP karşıtı güçlerin Ankara’da yapmayı planladıkları gösteriyle ilgili hazırlıklar konuşuluyor.
Bu gösteri, cumhurbaşkanlığı için adayların ilan edilmeye başlanacağı 15 Nisan öncesine denk getirilmesi açısından önem taşıyor.
Bir süredir kendilerine ‘Millici’, ‘Atatürkçü’ vesaire diyen kuruluşlarla bu kuruluşlar içinde at oynatan emekli generallerin bu konudaki yoğun faaliyetlerine tanık oluyoruz.
Bu kesimler, kendilerine demokratik kitle örgütü adı veren bir takım kuruluşları ve örgütleri bu mitinge katılmaya ikna etmek için uğraşıyor.
Uğraşmaktan da öte bu kuruluşlar üzerinde adeta bir baskı uygulanıyor.
Bu ittifaka bazı siyasi partiler de dahil edilmek isteniyor. Mesela CHP’nin de bu gösteriye katılması isteniyor. CHP şimdiye kadar net bir karşılık vermese de bu çağrılarda uzak durmadığını belli etti.
Buna karşılık birçok örgüt böyle bir amaçla sokağa çıkmayı kabullenmiş değil.
Yalnız bu konuda asıl önemli olan YÖK’ün de bir kamu kuruluşu olmakla birlikte bu işin içinde olması.
Son gelen haberler bazı üniversitelerde yarı dönem sınavlarının bu amaçla ertelmekte olduğunu gösteriyor.
Tabii gerekçe olarak miting gösterilmiyor, söz gelimi hava koşullarının bozukluğu gösteriliyor ama buna inanan yok.
Amaç öğretim üyelerinin ve öğrencilerin de bu mitinge katılmasını sağlamak.
Tabii bu olay işin rengini değiştiriyor.
Üniversitelerin devletin içindeki bazı odakların karanlık emellerine alet edilmesi son derece tehlikeli bir ayrıştırmayı da beraberinde getiriyor.
Bu durum, 14 Nisan’a yaklaşırken buna benzer başka tahriklerinde olabileceğinin bir işareti.
Ama asıl tehlikeli tırmanma bir takım darbe iddialarının ortaya atılması nedeniyle yaşandı.
Nokta Dergisi’nin yayınladığı belgelere bakılırsa silahlı ku8vvetler içinde özellikle 2003 sonu ve 2004 başında bir darbe veya ülkenin seçilmiş hükümetini devirmek için yasadışı çeşitli girişimler yapılmış ya da darbe faaliyeti başlatılmış.
Nokta Dergisi, o zaman deniz kuvvetleri komutanı olan Amiral Özden Örnek’in bu ko0nudaki ayrıntılı anılarından yola çıkarak bu haberi yayınladıktan sonra ortalığı her zamanki gibi bir sessizlik bürüdü. Emekli amiral Örnek bu anıların kendisine ait olduğunu yalanladı ama geçmişte de bir anı defteri tuttuğunu kabul etti.
Her zaman olduğu gibi hiçbir savcı bu koyu soruşturmak bile istemedi. Günlüklerin gerçek olup olmadığını dahi araştırma zahmetine katlanmadı.
Halbuki Nokta dergisinin elindeki metnin 2 bin sayfaya yakın olduğunu ve anlatımın Özden çok eski okul anılarından başladığı biliniyor.
Dolayısıyla bu işten en büyük manevi zararı görenlerin başında emekli amiral Özden Örnek geliyor ama nedense o sessizliğini koruyor, bırakın savcılara Nokta dergisi aleyhinde suç duyurusunda bulunmayı, adını temize çıkarmak için basın toplantısı bile yapmıyor.
Hukukçular ise darbe girişiminin ve anayasayı silah zoruyla değiştirmeye çalışamak eyleminin Ceza Yasası’na göre suç olduğunu ve kovuştgurulması gerektiğini söylüyorlar.
Buna rağmen savcılardan ses çıkmıyor. Neyse ki Başbakan sonunda bu konuda konuşarak savcıların harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
”Burada hiçbir şey olmasa dahi, savcılıklara ciddi manada bir görev düşüyor. Ama onlardan hiç ses yok. Birinci derecede malum dergiden başlaması lazım. “ dedi.
yani en azından Nokta’da yayaınlanan iddiaların soruşturulması gerektiğini hatırlattı.
Bakalım bu durumda savcılar harekete geçebilecek mi?
Harekete geçebilirlerse bağımsız davranabilecekler mi?
Bu darbe girişimi ile ilgili sorumluları ve işin içyüzünü ortaya çıkartabilecekler mi?
Görüldüğü gibi cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Türkiye çalkalanmaya devam ediyor.
Gerginlikten medet umanların çabaları yoğunlaşıyor.
|