5 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



‘Derin Devlet’e karşı daha fazla cesaret

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   31 Ocak 2007, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

 

Hrant Dink cinayetinin tetikçisi yakalandıktan sonra herkesin , “Acaba arkasında kim ya da hangi örgüt var” dediği bir sırada İstanbul Emniyet Müdürü’nün “Örgüt yok,  milliyetçi duygularla işlenen bir cinayet söz konusu” dediğini biliyoruz.

İstanbul Valisi’nin bu açıklamayı düzeltmiş olması birşey değiştirmiyor.

Belki  vali bey de aynı şekilde düşünüyor ama, şimdilik hükümeti zor durumda bırakmamak için  müdürünün açıklamasını düzeltme ihtiyacı duymuş olmalı.

Aksi olsaydı, vali bey  Hrant’ı tehdit etmek amacıyla vilayete çağıran ve iki kamu görevlisi ile birlikte onu adeta tehdit eden yardımcısı hakkında enazından bir soruşturma başlatmaz mıydı?

Trabzon Valisi de görevden alınmadan önce  aynı şekilde konuşuyordu. ” İşin ucunda bir örgüt yok” diyordu. Daha önce de öldürülen rahiple ilgili olarak benzer açıklamaları olmuştu.

Sonunda olayı soruşturan, zanlıların ifadesini alan savcı işin adını koydu.

“Cinayet örgüt işi. Ama örgüt niteliksiz örgüt.”  Yani, “Cürüm işlemek amacıyla oluşturulan bir teşekkül.”

Hani bazı aklıevvellerin hedef saptırmak amacıyla  birkaç gündür yazıp çizdikleri,  ‘Psikopat Varoş Lumpenleri Örgütü’ ( Kısaltılmış şekliyle PVLÖ) bu olsa gerek.

Halen var olan bir örgüte  ( Devlet içindeki illegal yapılanmanın bir bölümüne, yani Derin Devlet’te)  bağlı olarak çalışan  insanların oluşturduğu  bir teşekkül değil kastedilen.

Basına yansıyan sanık ifadelerine ve bölük pörçük sızdırılan bazı bilgilere baktığımızda

cinayetin çok daha başka bağlantılarla ilgili olduğu anlaşılıyor. Hatta işin içinde polise bilgi taşıyan bir muhibirin olduğu ve bu kişinin Hrant’ın öldürüleceğini polise bildirdiği söyleniyor.

Polise gerçekten böyle bir bilgi gelmiş mi, gelmişse polis niçin tedbir almamış tabii bunlar bilinmiyor.

Tetikçinin yakalandıktan sonra Samsun Emniyet Müdürlüğünde Türk bayrağı önünde fotoğrafını çekip medyaya dağıtanların kim oldukları da henüz bulunabilmiş değil.

Bunun gibi bir sürü belirsizlik söz konusu.

Hrant’a yapılan onca tehide tağmen İstanbul polisinin israrla koruma vermemesini de  bu zincire eklersek Hrant cinayetinin nasıl bir geniş organizasyon içinde işlendiğini daha iyi anlayabiliriz.

 İddianame de aşağı yukarıı bu bağlantıların ve şaibeli oalyalrın hiçbirine yer verilmediğini görürsek buna hiç şaşmamak gerek.

Oysa bu cinayete bulaşan bazı sanıkların, Susurluk olaylarının en şaibeli ismi olan ve JİTEM’in kurucusu olarak bilinen emekli general Veli Küçük’le bağlantıları, polis içindeki örgütlenmeler ve Trabzon’daki ‘derin Devlet’ örgütlenmeleriyle ilgşili medyaya yansımış bazı bilgileri dikkate alınmadan  bu cinayetin birkaç kişilik bir örgüt tarafından işlenen bireysel bir cimayet olduğuna inanabilir miyiz?

Ya da bu örgüte varoş psikopatlarının kurduğu bir örgüt diyebilir miyiz? 

İşte bu nedenlerle  bu ‘niteliksiz örgüt’ açıklamalarından ve ‘psikopat lumpen’ tanımlarından kimse tatmin olmuyor. Birçok kişi bunların asıl örgütü saklayan saptırmalar olduğuna inanıyor.

Başbakan bile sonunda ‘Derin Devlet’ lafını teleffuz etmek zorunda kaldı. Trabzon valisi ve emniyet müdürünü görevden aldı. Meselenin üzerine gidileceğinin işaretlerini verdi.

Dileriz bunlar bir kararlılığın göstergesidir. Dileriz yeni bir Şemdinli ve Danıştay fiyaskoları yaşanmaz..

Yalnız yeni bir fiyasko yaşanmaması ve ‘Derin Devlet’ denilen illegal yapının günışığına çıkartılmasına ilişkin son umutlarımızın da yok olmaması için Trabzon’a iki Mülkiye Müfettişi göndermenin ötesinde yapılacak başka işler de olmalı.

En başta  şu anda görevdeki İçişleri ve Adalet Bakanları ile  bu meselelerin çözülemeyeceğinin kabul edilmesi  gerekiyor. Çünkü onlar bu meselerde taraf olduklarını

ilan ettiler. Hrant Dink gibi düşünenlere ‘vatan haini’ diyen bir Adalet Bakanı ile bu işler yürütülebilir mi?

Öte yandan  İçişleri Bakanı’nın da, Türkiye’de geçmişte ve günümüzde cereyan etmiş  birçok şaibeli olayın, cinayetin, katliamın gerçekleştiği dönemlerde hep değişik sorumlu makamları işgal ettiğini görüyoruz. (Liste hayli kabarık: Kahraman Maraş olaylarından, Muammer Aksoy, Bahriye Uçok, Hiram Abas, Çetin Emeç cinayetlerine,   Şemdinli olaylarından, Danıştay, Trabzon’da öldürülen rahip ve Hrant Dink cinayetine kadar birçok olay var listede)

Bu kara listeye rağmen halen AKP iktidarı döneminde de bu makamı işgal edebilmesi hayli anlamlı bir durum.

Kaldı ki bu mesele sadece hükümetin meselesi değil.Silahlı kuvvetlerin, yargının ve herşeyden önemlisi medyanın da bu konuda hükükümetin yanında olması lazım.

Özellikle de medyanın.

Hürriyet başta olmak üzere bazı büyük gazetelerin Hrant Dink cinayetinin arkasındaki derin güçlerin varlığını örtbas etmek için gösterdikleri yoğun çabaya rağmen medyanın bir bölümü meselenin üzerine gidilmesi konusunda daha istekli ve cesur görünüyor.

Başbakan’ın bile ‘Derin Devlet’ lafını telaffuz ettiği bir süreçte gazete yöneticilerinin  meselelerin üzerine giden yazı ve haberlere karşı daha esnek olmaları gerekir.

Susurluk’ta, Şemdinli’de bu fırsatlar kaçırıldı. Şimdi hala bir umut var.

Türkiye, sahip olduğu devlet güçlerini ve olanaklarını illegal bir biçimde kullanarak korku salan ve  faşizan paranoyalarla ülkeyi karanlığa gömmeye çalışan bu hastalıklı yapıdan biran önce kurtulmak zorunda.

Gazeteleri yönetenlere ve genel olarak gazetecilere  bu konuda çok büyük bir sorumluluk düşüyor.

   863 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Dönüşü olmayan yol’ politikası kimseye fayda sağlamadı
22 Ekim 2008, Çarşamba   Gerginlik gerginliği, şiddet şiddeti körüklerken...
15 Ekim 2008, Çarşamba   Artık deniz bitti. Kimse eski masallara inanmıyor
01 Ekim 2008, Çarşamba   "Bu kriz bizi etkilemez. Bizim yardımlarımız var"
20 Eylül 2008, Cumartesi   "Birisi vurmadan kafanız çalışmıyor mu?"
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital