|
Hrant Dink cinayetinin tetikçisi yakalandıktan sonra herkesin , “Acaba arkasında kim ya da hangi örgüt var” dediği bir sırada İstanbul Emniyet Müdürü’nün “Örgüt yok, milliyetçi duygularla işlenen bir cinayet söz konusu” dediğini biliyoruz.
İstanbul Valisi’nin bu açıklamayı düzeltmiş olması birşey değiştirmiyor.
Belki vali bey de aynı şekilde düşünüyor ama, şimdilik hükümeti zor durumda bırakmamak için müdürünün açıklamasını düzeltme ihtiyacı duymuş olmalı.
Aksi olsaydı, vali bey Hrant’ı tehdit etmek amacıyla vilayete çağıran ve iki kamu görevlisi ile birlikte onu adeta tehdit eden yardımcısı hakkında enazından bir soruşturma başlatmaz mıydı?
Trabzon Valisi de görevden alınmadan önce aynı şekilde konuşuyordu. ” İşin ucunda bir örgüt yok” diyordu. Daha önce de öldürülen rahiple ilgili olarak benzer açıklamaları olmuştu.
Sonunda olayı soruşturan, zanlıların ifadesini alan savcı işin adını koydu.
“Cinayet örgüt işi. Ama örgüt niteliksiz örgüt.” Yani, “Cürüm işlemek amacıyla oluşturulan bir teşekkül.”
Hani bazı aklıevvellerin hedef saptırmak amacıyla birkaç gündür yazıp çizdikleri, ‘Psikopat Varoş Lumpenleri Örgütü’ ( Kısaltılmış şekliyle PVLÖ) bu olsa gerek.
Halen var olan bir örgüte ( Devlet içindeki illegal yapılanmanın bir bölümüne, yani Derin Devlet’te) bağlı olarak çalışan insanların oluşturduğu bir teşekkül değil kastedilen.
Basına yansıyan sanık ifadelerine ve bölük pörçük sızdırılan bazı bilgilere baktığımızda
cinayetin çok daha başka bağlantılarla ilgili olduğu anlaşılıyor. Hatta işin içinde polise bilgi taşıyan bir muhibirin olduğu ve bu kişinin Hrant’ın öldürüleceğini polise bildirdiği söyleniyor.
Polise gerçekten böyle bir bilgi gelmiş mi, gelmişse polis niçin tedbir almamış tabii bunlar bilinmiyor.
Tetikçinin yakalandıktan sonra Samsun Emniyet Müdürlüğünde Türk bayrağı önünde fotoğrafını çekip medyaya dağıtanların kim oldukları da henüz bulunabilmiş değil.
Bunun gibi bir sürü belirsizlik söz konusu.
Hrant’a yapılan onca tehide tağmen İstanbul polisinin israrla koruma vermemesini de bu zincire eklersek Hrant cinayetinin nasıl bir geniş organizasyon içinde işlendiğini daha iyi anlayabiliriz.
İddianame de aşağı yukarıı bu bağlantıların ve şaibeli oalyalrın hiçbirine yer verilmediğini görürsek buna hiç şaşmamak gerek.
Oysa bu cinayete bulaşan bazı sanıkların, Susurluk olaylarının en şaibeli ismi olan ve JİTEM’in kurucusu olarak bilinen emekli general Veli Küçük’le bağlantıları, polis içindeki örgütlenmeler ve Trabzon’daki ‘derin Devlet’ örgütlenmeleriyle ilgşili medyaya yansımış bazı bilgileri dikkate alınmadan bu cinayetin birkaç kişilik bir örgüt tarafından işlenen bireysel bir cimayet olduğuna inanabilir miyiz?
Ya da bu örgüte varoş psikopatlarının kurduğu bir örgüt diyebilir miyiz?
İşte bu nedenlerle bu ‘niteliksiz örgüt’ açıklamalarından ve ‘psikopat lumpen’ tanımlarından kimse tatmin olmuyor. Birçok kişi bunların asıl örgütü saklayan saptırmalar olduğuna inanıyor.
Başbakan bile sonunda ‘Derin Devlet’ lafını teleffuz etmek zorunda kaldı. Trabzon valisi ve emniyet müdürünü görevden aldı. Meselenin üzerine gidileceğinin işaretlerini verdi.
Dileriz bunlar bir kararlılığın göstergesidir. Dileriz yeni bir Şemdinli ve Danıştay fiyaskoları yaşanmaz..
Yalnız yeni bir fiyasko yaşanmaması ve ‘Derin Devlet’ denilen illegal yapının günışığına çıkartılmasına ilişkin son umutlarımızın da yok olmaması için Trabzon’a iki Mülkiye Müfettişi göndermenin ötesinde yapılacak başka işler de olmalı.
En başta şu anda görevdeki İçişleri ve Adalet Bakanları ile bu meselelerin çözülemeyeceğinin kabul edilmesi gerekiyor. Çünkü onlar bu meselerde taraf olduklarını
ilan ettiler. Hrant Dink gibi düşünenlere ‘vatan haini’ diyen bir Adalet Bakanı ile bu işler yürütülebilir mi?
Öte yandan İçişleri Bakanı’nın da, Türkiye’de geçmişte ve günümüzde cereyan etmiş birçok şaibeli olayın, cinayetin, katliamın gerçekleştiği dönemlerde hep değişik sorumlu makamları işgal ettiğini görüyoruz. (Liste hayli kabarık: Kahraman Maraş olaylarından, Muammer Aksoy, Bahriye Uçok, Hiram Abas, Çetin Emeç cinayetlerine, Şemdinli olaylarından, Danıştay, Trabzon’da öldürülen rahip ve Hrant Dink cinayetine kadar birçok olay var listede)
Bu kara listeye rağmen halen AKP iktidarı döneminde de bu makamı işgal edebilmesi hayli anlamlı bir durum.
Kaldı ki bu mesele sadece hükümetin meselesi değil.Silahlı kuvvetlerin, yargının ve herşeyden önemlisi medyanın da bu konuda hükükümetin yanında olması lazım.
Özellikle de medyanın.
Hürriyet başta olmak üzere bazı büyük gazetelerin Hrant Dink cinayetinin arkasındaki derin güçlerin varlığını örtbas etmek için gösterdikleri yoğun çabaya rağmen medyanın bir bölümü meselenin üzerine gidilmesi konusunda daha istekli ve cesur görünüyor.
Başbakan’ın bile ‘Derin Devlet’ lafını telaffuz ettiği bir süreçte gazete yöneticilerinin meselelerin üzerine giden yazı ve haberlere karşı daha esnek olmaları gerekir.
Susurluk’ta, Şemdinli’de bu fırsatlar kaçırıldı. Şimdi hala bir umut var.
Türkiye, sahip olduğu devlet güçlerini ve olanaklarını illegal bir biçimde kullanarak korku salan ve faşizan paranoyalarla ülkeyi karanlığa gömmeye çalışan bu hastalıklı yapıdan biran önce kurtulmak zorunda.
Gazeteleri yönetenlere ve genel olarak gazetecilere bu konuda çok büyük bir sorumluluk düşüyor.
|