|
Durdurulamaz duygular altında kalmak!
Bazı zaman güven veriyor!
Yeri geldiği zaman bizi eziyor, yeri geldiği zaman bir bağış gibi gökten dökülüyor...
Onlar içimizdeki sıcaklığın ve soğukluğun ayar merkezi!...
Onların altında sağnak yağışlardan korunuyoruz!
Onlarla yol alıyoruz...
Nefrete, acıya, tahammüle, sevgiye O’nların sayesinde varıyoruz.
Durdurulamaz bir akışla içimizden dışımıza, dışımızdan içimize seyahat ediyorlar!
Peki bunları size niçin söylüyorum?
Bu da nerden çıktı?
Bunların çıkış noktası hayatlarımızı nasıl ve ne şekilde tayin ettiğimizle ilgili sizlere seslenmek!
Bizler ve duygularımız!
Hani bazıları mantığın bittiği yerde “duygularımız” başlar diyorlar ya... O’nlardan bahsediyorum!
Fakat o bazılarına üzülerek katılamayacağım.
Çünkü benim duygularım her an titreşim halinde.
Hatta mantığıma hükmedecek kadar büyük bir güce sahip.
Sizinkilerini bilemem ama benimkiler sanırım doğuştan mantıklı duygular!
Vezir ve rezil edecek türden adaletli ve dengeli!
Bir alana bir bedava nevinden değil.
Sonuç itibarıyle duygularımız, dizginleme kudretine sahipler.
Her an haydi taaruza, haydi dörtnala yok yani!
Baktığımızda his dünyamızı tayin eden ‘biz’ gibi görünüyor.
Düşüncelerimiz bizim eserimiz gibi iki dudağımızın arasından çıkıyor.
Aslında duygusal gelgitlerimizdir yaşamımızın şekli...
Dıştan gelenlerle içimizdekiler birleşiyor ve ortaya duygularımızın dayanılmaz hafifliği kalıyor!
Duygularımıza söz geçiremeyecek kadar büyütüyoruz onları.
Bizden biriyken, hükmedemeyecek derecede bizim karşımıza geçiveriyorlar.
Bize ait olanlarla mücadeleye başlayıveriyoruz.
Hayatımızın yaptırım gücünü ellerinde tutuyorlar.
Yön veriyorlar...
Yön buluyorlar...
Yöneliyorlar ve yöneltiyorlar!
Katıksız bir madde gibi hesap soruyorlar!
Sert ve yansız!
Bazılarımızın güçsüz bulduğu duygularımızdan söz ediyorum.
Hani kendilerini ele verdikleri için üstünü örtmeye çalıştıkları duygularımızdan...
Saf, doğal, yalın ve yapmacıksız his dünyamızdan!
Bana göre duygularımız, o ana, duruma ve kişilere göre bir anda değişebilme özelliğine sahip renkli bir dünya.
Rol yok!
Ne ise o!
Kızmak, ağlamak, bağırmak, nefret etmek, içlenmek, güçsüzlüğe kapılmak, gücünü toplamak, suskunluğa bürünmek, sabretmek, bir volkan gibi patlamak...
Ve yığınla sayabileceğimiz ‘zengin’ duygularımız.
Bizi ödüllendiren...
Ve gerektiğinde cezalandıran duygularımız!
O’nlarsız hayatın tadı çıkmıyor.
Bizi eziyor, büzüyor...
Ama yeri geldiğinde koruması altına alıyor.
Başımızı O’na yaslayacağımız güven verici bir dost olabiliyor.
Bir anda eli silah tutan bir düşmana dönüşüveriyor.
Herşeye rağmen adaleti sağlamaya çalışıyor.
Çünkü O’nlar katıksız bir madde gibi hesap soruyorlar!
|