|
Mavi bir hüzündü şimdi hayat.
Siyah beyaz film karelerinin görünmeyen yüzüydü.
Gecenin öteki adıydı.
Cazip bir ürkeklikti.
Rüzgarda savrulan perdenin gizlediği mahremiyetti!
Telli duvaklı bir sonsuzluktu.
Belki de rengarenk bir boşluktu.
Derin kuyularda siyahtan ötesi olabilirdi elbet.
Kör kuyuların maviye açılan bir kapısı vardı...
Mavi bir hüzündü hayat!
Denizler ortasındaki sarhoşluktu.
Tatlı bir yabancılıktı.
Turnaların bağrışları...
Martıların dinmeyen çığlıklarıydı.
Hem kesişme hem de ayrılma noktasıydı.
Halk ozanlarının deyişlerindeki hasretti.
Evet evet o deyişlerdeki sevdaydı.
Gurbet şarkılarıydı.
Bağrı yanık sevdalıların kalplerine yazdıkları sözlerdi.
Kısacası mavinin tüm tonlarındaydı hayat.
Ne gösterebiliyor...
Ne de anlatabiliyordu rengini bütünüyle.
Kimi zaman parçacıklardan ibaretti.
Kimi zaman sarsılmaz bir bütündü.
Anlatmaya çalışan bile anlatmakta güçlük çekiyordu.
Hayat yaşanarak ve yaşlanarak anlam buluyordu.
Mavi bir hüzündü hayat!
Ruhları göğsüne hapsetmişti adeta.
Ruhlar özgür ufuklarda dolanıyordu.
Ama biçare değillerdi!
Huzursuz hissetmiyorlardı.
Kırılgandılar sadece.
Biraz da alıngan.
İçlerinde bir yerlere kayıplarını gömmüşlerdi.
Kabul etmişlerdi yaşamaları gereken herşeyi gerektiği gibi yaşamayı.
Maviden kaçmak imkansızdı.
Kısmetten ötesi olmazdı.
Kendine biçilen kaftanı giymeliydi insanoğlu.
Kaderine boyun eğmek değildi bu!
Mavide boyun eğmek yoktu.
Üzerimize biçilen kaftanı giymeliydik mutlu olabilmek için.
Gözümüzü uzaklara dikip de gerçeklerden uzaklaşmamak için...
Aksi taktirde korunmasız ve savunmasız kalınabilirdi.
İşte bu yüzden kırılma noktası hep maviyle özdeşleşir olmuştu.
Ne zaman raylarda ilerleyemese doğru dürüst...
Ya da güz yapraklarıyla bezense ruhlar, özgür olmak istiyordu.
Özgürlüğü mavi ufuklarda buluyordu.
Ufuk çizgisinden kesişme hattına kadar hüzünle özgürlük öyle bir el ele veriyordu ki; o noktaya kilitlenip kalmak geliyordu insanın içinden.
Kilitlenmek ama hapsolmamak...
Elbette sürgün ruhun bitmeyen bir hikayesi veya hikayeleri vardı o ufuklarda!
Bu yüzden göğe salıveriyordu sürgündeki ruhları...
Böylece yaşanılan hüzünlerden de tat almasını biliyordu büyük düşünceli kişiler!
Yüzüne yakışan tebessümleri esirgemiyordu kimse.
Tutsak tarihin en özgür hüznü yaşanabiliyordu yaşamdan zevk alınarak.
Ozanların bağrı yanık seslerinden yol alınarak; hasretle yaşamak fiilleri maviyle kuşatılabiliyordu.
Ve böylelikle hayat mavi bir renge dönüşebiliyordu!
|