|
LEFKOŞA- Rum tarafında ne dediklerini bilmem. Ama bizim tarafta ve de Türkiye’de Kıbrıs sorunu “Milli Dava” olarak isimlendirildi.
Görüşme masasında Türk tarafını temsil edenler ise davanın avukatı oldu.
Dr. Fazıl Küçük davanın avukatıydı...
Rauf Denktaş, daha Dr. Küçük döneminde davanın ezeli ve ebedi avukatı kabul edildi.
Şimdi görüşme masasında Türk tarafı adına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat var. Bilmiyorum Talat da kendini davanın avukatı görüyor mu?
Aslında yukarıdan aşağıya akıtılan propagandanın etkisiyle Kıbrıs sorunu, siyasi yelpazenin neredeyse tüm dilimlerinde DAVA olarak görüldü. Önüne MİLLİ sözcüğü konmasa da Kıbrıs sorunu bir dava oldu herkes için.
Rum tarafı için de çok farklı olmadı aslında.
Böyle olduğu içindir ki Kıbrıs sorununda birlikte kazanım hiç ama hiç olmadı, olamazdı.
* * *
CTP’nin Kıbrıs Türk Halkı’nın avukatlığını yapma zorunluluğu için de şu hikaye anlatıldı.
Memleketin birinde yeni mezun, genç bir avukat mesleğini icra etmeye başlamış. Ancak bu genç avukat hırsızlık, yolsuzluk, namussuzluk, cinayet gibi davaları kabul etmiyormuş. Bir başka tanımlamayla kirli davaları almıyormuş.
İşte o ülkede namusuyla çalışıp kazanan ve evine helal ekmek götüren bir işçi de varmış. Her gün fırından geçer parasını verir, ekmekleri alır eve gidermiş. Bir gün işini kaybetmiş.
Fırıncıya gidip, “İşimi kaybettim. Ama mutlaka yakında iş bulur yeniden çalışmaya başlarım. Bu süre içinde sen bana ekmek vermeye devam et ki çocuklarım aç kalmasın. İşe başlar başlamaz geriye dönük borcumu öderim” demiş.
Fırıncı kabul etmemiş.
Adam da çaresiz ekmek çalmış. Acemi olduğu için yakayı da ele vermiş.
Avukata gereksinimi var. Bizim genç avukata gitmiş ama daha ağzını açmadan, “Ben hırsızlık davası” almam yanıtı gelmiş.
Israr edip durumunu anlatınca genç avukat davayı almayı kabul etmiş.
Mahkeme günü gelmiş...
Söz bizim avukata gelince, söze, “Sayın yargıç fırıncı haklıdır...” diye girince yargıç sözünü kesip davayı fırıncı lehine sonuçlandırmış.
Avukatın fenasını gitmiş. Dava sonrası yargıcın kestirme tavrını araştırınca, karşı taraf daha ilk cümlede hak vermiş olduğu için davayı kaybettiğini öğrenmiş. Deneyimli avukatlar kendisine, “Zaten karşı tarafın avukatı vardı. Karşı tarafın haklı olduğunun söylemek sana mı kalmıştı?” demişler.
Kıbrıs Türk solu ya da daha genel tanımlamayla azıcık da Denktaş – UBP karşıtlığıyla Rum tarafının haklı yanlarını uzun süre daha fazla seslendirdi.
Ama zamanla fark edildi ki Rum tarafından hiç bir siyasi parti ya da lider Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarını savunmuyor.
En soldaki AKEL bile seçim zamanı oy istediği Rum seçmenlere yönelik siyaset yaptı.
İşte bu gözlem ve saptama CTP ve Mehmet Ali Talat’ı Kıbrıs Türk Toplumu merkezli siyaset yapma noktasına getirdi.
Kıbrıs Türk Halkı’nın çıkarlarını ağırlıkla ya da öncelikle savunan siyasi parti ve liderler Rum tarafından bakılınca yeni nesil Denktaş olarak görüldü.
Aslında bu algılama bizim taraftan Rum tarafına bakılınca da pek farklı olmadı.
Kıbrıs sorununa Türk tarafını memnun edecek yaklaşım içinde olmayan tüm siyasileri Papadopulos görmüyor muyuz?
Hristofyas, bizim tarafın hoşuna gitmeyen ilk demeçlerinin ardında erken Papadopuloslaşmakla suçlandı. Tıpkı Talat’ın Denktaşlaşmakla suçlandığı gibi.
* * *
Talat ve Hristofyas bir araya geliyor.
Çok aşırı iyimserliği gerek yok.
Daha yolun başında bile değiller.
Ancak şurası bir gerçek ki barış karşıtı güçlerin çabaları ne olursa olsun Talat ve Hristofyas çok zor şahin olur. İkisi de köken olarak barış yanlısı yani güvercin.
Bir anda çözüm noktasına gelmeleri imkansız. Çünkü uzun yılların çözümsüzlüğüyle Kıbrıs sorunu ünlü tiyatro oyunundaki YEDİ KOCALI HÜRMÜZ’e döndü.
Eşlerin ihtilafına yardım için eve gelen herkes Hürmüz’e koca oldu.
Bu çok kocalılık geriletilmediği süreci çözümsüzlüğün davulu biz Kıbrıslıların omuzlarında olsa da çözüm tokmağı bizim elimizde değil.
* * *
Bu noktada Hristyofyas’ın durumu Talat’tan daha rahat.
Yıllardır Yunanistan, Rum tarafında belirlenen siyasetlere saygı duyup destekliyor.
Aynı durum bizi için de geçerli mi?
Kesinlikle değil.
Kıbrıs Türk tarafı için hala öncelikle belirleyici Ankara’dır. Ankara’nın etkin belirleyiciliği sürdüğü içindir ki Hristofyas, Talat değil Ankara çözüme hazırsa çözüm olabileceğini söyledi.
Teşbihte hata olmaz, hatasız teşbih olmaz. Benzetme yerindeyse Talat ve Hristofyas’ın önlerinde birer çek defteri var. Hristofyas çeki yazıp altına da imzasını attı mı o çek bozulur. Ama sıra Talat’a geldiği zaman Talat çeki yazıp imzasını atsa da o imzanın yanına bir de Ankara’dan Erdoğan ya da Gül’ün imza koyması gerekir. Yani bizim çek hala iki imzalı.
Görüşme sürecinde Talat’ın masada güçlü olabilmesi için öncelikle tek imza ile çek yazabilecek konuma gelmesi gerekir.
Bu başarıldıktan sonra ideolojik dili yakın iki lider Kıbrıs sorununun çözümüne tarihi bir katkı koyabilir. Aksi halde yeni dönemde de aradan geçen zaman ne olursa olsun bir arpa boyu bile yol alınmaz...
|