|
LEFKOŞA- Kıbrıs sorununun çözümünde en hassas, en alıngan siyasi lider KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tır. Rauf Denktaş gibi özü ve sözü Kıbrıs’ta barışa ve çözüme katkı koymayan karizmatik bir liderin ardından göreve gelen çözümsüzlükten oldukça rahatsız.
Çözümsüz geçen günlerin toplumsal bedelinin ağır olması kaygısını gizlemiyor.
Geçtiğimiz günlerde önce aşağıdaki görüşlerimi ortaya koydum.
* * *
Kıbrıs Türk tarafı olarak görev süresi dolmak üzere olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’dan genelde şikayetçi olmadık.
O şikayetçi olmadığımız Kofi Annan, 15 Aralık’ta görev süresi dolacak olan Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması için BM Güvenlik Konseyine sunduğu raporda, “Kıbrıs için üzgünüm” ifadesini kullanıp ardından şunları ekledi: “Siyasi süreçte devam eden tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları düşününce üzülmekten kendimi alamıyorum. Hem Rum hem de Türk tarafının, birbirlerine duydukları karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak için irade ve iyi niyet göstermesi gerekir.”
... Ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasından her iki tarafın da sorumlu olduğunu belirten Annan, taraflara seslenip, “Birbirini suçlama oyunundan vazgeçin” dedi.
* * *
Dıştan bakıldığı zaman Kıbrıs’ta kısır bir döngü gözlenir.
Tarafların karşı tarafı neredeyse hiç ama hiç düşünmeden ortaya koyduğu tavırlar dıştan bakanları ister istemez rahatsız eder.
Annan, kendi ismini taşıyan plana bizim EVET, Rumların HAYIR demesine rağmen, Kıbrıs’la ilgili son yazdığı raporda Kıbrıs’ta çözüm bulunamamasında bizleri de Rumlarla eşit oranda suçlu bulmuştur.
* * *
Annan’ın “Birbirini suçlama oyunu” adını koyduğu siyasi düellolara özellikle Kıbrıs Türk basınında çok sayıda arkadaşla birlikte hep eleştiri getirdik.
Yapacak başka işi yokmuş gibi her Allah’ın günü karşılıklı laf yetiştirmeler Kıbrıs’ta yakınlaşma, barış ve çözüm sürecine bir milimlik katkı koymamıştır.
Tam tersi, güvensizliği daha da körüklerken, yakınlaşma yerine uzaklaşmaya hizmet etmiştir.
* * *
Aslında işin olmadığı yerde lafın payı artar.
Kıbrıs adasında lafı, işin yerine koyma eğilimi koltuklarda oturanlarda çoktur. Bu durum eğilimden öte hastalık gibidir.
Bugün söylenilenin yarın anımsatılacağı gibi bir gayle da yoktur.
Söyle gitsin...
Bir Allah’ın kulu gerçek anlamda yarını düşünmüyor.
* * *
Belli oldu ki Kıbrıs adasından çözümün birinci derecede tarafı olan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı çözüm için ortak proje üretme konumundan uzaktır. Bu çok açık bir gerçeklik.
Ama bir başka gerçeklik ise eninde sonunda bu adada barış ve çözümün olmak zorunda olduğudur.
Bırakın ortak vatan, ortak devlet ve ortak geleceği, yarım avuçluk bir adada düşmanlık duygularından uzak çok iyi iki komşu olmak zorundayız.
Sabah kapıyı açtığımız zaman bir birimizin yüzünü görecek kadar yakınız.
İyi günü boş verin, kötü günde, ciddi bir doğal felakette olanaklarımızı devreye birlikte sokmak durumundayız.
Bunun 1995 Beşparmak Dağları yangınında ne kadar gerekli olduğunu görmedik mi? Rum tarafı, yangın söndürme olanaklarını devreye sokmak istediği zaman bizim o zamanki sivri akıllılarımız “Nor dedi peynir demedi”. Rum tarafının olanakları da gelmiş olsaydı yanan orman alanının neredeyse üçte ikisi kurtulacaktı.
* * *
Peki Papadopulos ve onun gibi düşünenler o kafada giderse biz ne yapacağız?
Bir kere Mehmet Ali Talat, Denktaş’tan farklı, Papadopulos’u hiç çağrıştırmayan lider kimliğini çok kolay görülecek şekilde ortaya koymalıdır.
Hasan Erçakıca’nın Cumhurbaşkanlığı sözcülüğü görevine gelmesinin ardından Talat, eskisi kadar konuşmak zorunda kalmıyor.
Ancak bu noktada Erçakıca’nın yerine getirdiği görevin fotoğrafını da iyi görmek gerekir. Erçakıca, çok dürüst bir yaklaşımla “Cumhurbaşkanlığı sözcüsüyüm ama söylediklerim inandıklarımdır” diyor. O zaman Erçakıca da her gün Rum tarafına cevap yetiştiren bir görünüm sunmamalı.
* * *
Karşı tarafa cevap yetiştirme için harcayacağımız enerjiyi mevcut tıkanıklığı aşmada kullanmalıyız.
Herkes görüyor ki Kıbrıs sorununda son elli yılın en ciddi tıkanıklığı yaşanıyor. “Biz çözüm istiyoruz, Annan Planı’na evet diyerek çözüm istediğimizi gösterdik. Bizden bu kadar” demekle bizden beklentiler sonlanmıyor.
Sorundan en çok etkilenen taraf olarak mevcut tıkanıklığın aşılmasında katkı koyacak üçüncü taraflara da yön verecek politikalar üretmek gerekir.
Bu politikalar ne olabilir?
Niyetimizi netleştirdikten sonra kafa yoracak insanlarla inanın çok yeni çıkış yolları bulunabilir.
Yeter ki avukat mantığıyla tek yanlı kazanımları düşünmeyelim. Daha ticari bir anlayışla herkesin kazançlı olabileceği çözüm modellerine cesurca katkı koymayı başardığımız zaman dünya bizi Papadopulos’la aynı kefeye koymayacak. Bunun yanında Rum tarafında sağ duyu sahibi kesimlerin pozitif yönde hareketine de güç katacağız.
* * *
Bu düşünceleri ortaya koyduktan sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, güneşli bir Aralık günü açık havada öğle yemeğinde bir araya geldik. Cumhurbaşkanlığı bahçesindeki mütevazı öğle yemeğinde mönü sağlıklı beslenmeye yüzde yüz uygun ve az çeşitliydi. Ama konuştuklarımızda ciddi bir zenginlik vardı.
Talat, NTV çıkışlı haberin içeriğinde tarafların suçlanmasın aktarmasına katılmıyor. Tarafların bir birini suçlama oyunundan Genel Sekreterin rahatsızlık duyup ifadelendirmesini de doğal buluyor.
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözüm menzilinden uzaklaşmasından rahatsız. Elinden gelen tüm olanakları tıkanıklığın aşılması için devreye koymaya hazır olduğunu da çok net anlatıyor.
Papadopulos’un tavrına karşı duruşunu ise yanıt yetiştirme olarak görmüyor. Talat, içinde bulunduğumuz durumu şöyle değerlendiriyor: “Papadopulos’un BM Genel Sekreteri ve AB yetkilileri dahil herkesi yanıltarak sürdüğü siyasi çizgi barışa ve çözüme katkı koyma amaçlı değil. Bizim pozitif yaklaşım ve duruşumuzdan sonra Papadopulos’un çözüme katkı koymayan tutumu çok daha kolay anlaşılmıştır. Ancak Kıbrıs Rum Yönetiminin uluslararası toplumda devlet olarak tanınmış olması Papadopulos’un dışlanmasını engelliyor. Ben KKTC Cumhurbaşkanı olarak, sadece Kıbrıs Türkü için değil Kıbrıs adasından yaşayan herkes için barış ve çözüm mücadelesi veriyorum. Bu farklı duruşumuzun fark edilip takdir edilmesini istememiz hakkımız değil mi? Çözüme engel olan Papadopulos’la aynı kefede asla değiliz.”
|