|
LEFKOŞA- Kendimi bildiğim ilk günden bugüne Kıbrıs sorunu hayatımızı etkileyecek özellikleriyle hep vardır.
Gelecek kaygımız hiç eksilmedi. İnsanların cebi düne göre daha çok para görse de psikolojik olarak hiç rahat yüzü görmedi.
Halk diliyle başımızdakilerde çok çektik.
Sırat köprüsü üzerinde ömür tüketiyoruz.
Gazeteci – yazar olarak gerçeklere, toplumsal kaygılara her zaman ışık tuttum. Bundan “başımızdakiler” hiç memnun olmadı.
Onların memnun olup olmadığı beni hiç alakadar etmedi.
* * *
Hayatın her alanında olduğu gibi Kıbrıs’ta politikanın da dünü, bugünü ve yarını var.
Dün yazdıklarımızı bugün de okuyarak geçmişle pozitif anlamda kıyaslar yaparken bugünde geleceğe yürüyüşün yol haritasını da ışıklandırmaya çalışırız.
Kuzey Kıbrıs’ta siyasal yaşamımızda isimler bazında önemli değişimler oldu. Ancak isimlerden daha önemli olan politikaların gerçek anlamda ne kadar değişip değişmediğidir.
2001 yılında 28 ve 29 Kasım günleri KIBRIS Gazetesindeki köşemde iki gün , “Sırat Köprüsündeyiz” başlığıyla iki makale yayımlamıştım.
O yazımda yazdıklarımı bugün TOPLUM POSTASI okurlarıyla paylaşmak istiyorum.
Neden mi? Bugün ki koşullarda bu yazıya benzer bir yazı yazmaya kalksanız neler yazardınız diye bir düşünmenizi istiyorum.
İşte beş yıl önce yazdığım yazımın tümü:
“Kıbrıs sorununun taraflarca kabul görecek bir çözüme süratle ya da belirlenen takvime göre yaklaştığına olan inancım eksilmedi.
Tüm gergin demeçlerin içeriği ne olursa olsun, her zamankinden çok daha fazla çözüme doğru yaklaşıyoruz.
Gelişmeler, siyasi kulislerde yazılan tüm senaryolar istense de istenmese de, bütün yollar Roma’ya çıkar misali çözüme çıkıyor.
Kıbrıs konusundaki gelişmeleri tüm cephelerden izlemeye çalışırken bazı senaryolar var ki o senaryolar beni ürpertiyor.
Bir Kıbrıslı Türk gazeteciyim.
Kendi insanımın doğup büyüdüğü, yaşamda olmayan yakınlarının mezarları olan bu topraklarda, öz yurdunda mutlu ve huzurlu olmasını isterim.
Geçmişi unutmadım. Ancak geleceğe geçmişin korkusunu künyeme kalıcı yazarak yürüyemeyeceğimi de biliyorum. Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün Kıbrıs Türkü’nü azınlığa, ikinci sınıf vatandaş statüsüne düşürmesini hayal bile etmek istemem.
Ancak gazetecilik görevimi yerine getirirken resmi politikaya uyum, aklımın kenarından bile geçmez.
Görevini evrensel gazetecilik ilkelerine dayalı yapan gazetecilerin barış, demokrasi ve insan hakları mücadelesinin en önemli parçası olduklarına inanırım.
Bunların altını çizdikten sonra neden “SIRAT KÖPRÜSÜNDEYİZ” konusuna gelelim.
1963 sonrası Kıbrıs sorunu hiç bu denli kritik viraja girmedi.
Bugüne kadar tatlı sert politikalarla Kıbrıs sorununda çözüm arayışlarına taraf olan Türk tarafı bu kez Avrupa Birliği kayasına çarpmışa benziyor.
Avrupa Birliği, Kıbrıs’ın AB üyeliğini, üyelik öncesi de Kıbrıs sorununun çözümünü istemektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sözcülüğünü yaptığı Türk politikasının tutumu uzlaşmaz ve çözümü engelleyici taraf olarak niteleniyor.
Son zamana kadar Türk tarafının tavrına karşı politik sınırlar içinde yumuşak sayılacak bir tavır takınılmıştır.
Rauf Denktaş’ın Kıbrıs konusunda politik tavır belirlerken Kıbrıs Türk toplumu içindeki dinamikleri, muhalif diye devre dışı bırakması ve yüzünü tümüyle Ankara’ya dönmesi batıda farklı yorumlara ve senaryolara fırsat yaratmıştır.
Geçtiğimiz yaz, adadaki görev süresini tamamlayan İngiliz Yüksek Komiseri Edward Clay’ın Kuzey Lefkoşa’daki veda resepsiyonunda Denktaş’ın yüzüne baka baka, “Sayın Denktaş, size oy vermeyenleri de temsil ediniz” içerikli sözleriyle vermeye çalıştığı mesaj çok çok önemliydi.
Bazıları bu sözleri salt protokol kurallarına uyup uymamakla değerlendirmeye çalışmıştı. Halbuki Clay, Denktaş’a ikinci turu Eroğlu’nun adaylıktan çekilmesi nedeniyle yapılamayan cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda aldığı yüzde 43 dolayında oyu anımsatıp, temsil yetkisinin üzerine bulut davet etmişti.
KKTC, Kuzey Kıbrıs’ta yönetim yapımızın, devletin adıdır.
Devlet, taşın, toprağın değil, o topraklarda yaşayan, o ülkenin inanlarının devletidir. Yani devlet, insanlarının devletidir.
Türkiyeli, Kıbrıslı tartışması, demografik yapıdaki değişiklikler çok tehlikeli ve Kıbrıs Türkü’nün birlikteliğinin temeline en güçlü patlayıcıların yerleştirilmesi senaryolarına cesaret veriyor.
* *
Nedir bu senaryolar?
Ülkemizde siyasi kutuplaşmalar şiddet noktasına gelmemekle beraber, gerilim büyüktür, gerçek anlamda diyalog uzun süredir yoktur.
Diyalogsuzluk ya da muhalif diye nitelenen parti ve örgütlerin dışlanması, siyasi erki elinde tutanlar için hep rahatlık olarak gürüldü.
Ancak insanın özünde varolan genel geçerlerden biri de, üretiminde katkısı olduğu oranda bir ürüne sahip çıkmaktır. Politika da bir üründür. Kıbrıs konusunda politikalar üretilirken Kıbrıs Türk toplumunun azımsanmayacak bir kısmı dışlanmıştır.
Kıbrıs sorununu Rauf Denktaş’a teslim ettiği için hükümet bile Kıbrıs konusundaki politikalarda pay sahibi değildir.
Rum tarafı ulusal konseye benzer bir yapının Kuzey Kıbrıs’ta da oluşmasına başta Denktaş, etkili çevreler “İşte meclis” var diyerek karşı çıktılar.
Özellikle Kıbrıs konusunda yaşanan uzaklaşma, farklı sesleri, farklı yaklaşımları, çoksesliliğin ötesine tehlikeli noktalara doğru taşıyor.
Kuzey Kıbrıs’ın 1974 sonrası nüfus yapısında yaşanan değişiklikler aradan geçen uzun zaman dilimine rağmen KKTC vatandaşlarının orijinal ya da esas ya da esas olmayan Kıbrıslı Türkler gibi birden fazla alt gruplarda algılanılıyor. Bizler buna ne kadar karşı çıkarsak çıkalım dıştan böyle bir yaklaşım vardır.
... Ve birileri Denktaş’ı Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarını savunmamakla suçlayıp, alternatifine kapı açmanın hazırlıklarını yapmaktadır.
İçte dışlanan, kolaycılığa kaçılarak “hainlikle” suçlanan muhalif hareketlere dış dünyanın duyduğu ilgi ve gösterdiği yakınlık her geçen gün artıyor.
Bu yakınlık yakın bir gelecekte Kıbrıs Türkü adına yeni bir görüşmeci taraf tartışması yaratırsa kimse şaşmasın.
KKTC’ye AB bünyesinde tanınmayan olanaklar, Kuzey Kıbrıs’ta dışlanan kadrolara tanınırsa, toplumsal uzlaşıya katkı koymayıp, tam tersine ısrarla kapıları kapatanların ne kadar söz hakkı olacaktır?
İlk kez yazımı yazarken uygun kelime bulmakta zorlanıyorum. Söylemek istediklerim açıkça şudur:
“Türk tarafının Kıbrıs sorununda bugüne kadar süren tavrı devam eder ve köprüler atılırsa, KKTC’nin ve Rauf Denktaş’ın Kıbrıslı Türkleri ne kadar temsil ettiği tartışması yükseltilecek ve o noktada ‘Kıbrıs Türkü’nü biz temsil ediyoruz’ diye ortaya çıkacak kişi ve örgütlere itibar gösterilmesi gündeme gelebilecektir. İşte o noktada toplumsal bütünlüğümüz, birlikteliğimiz kolay kolay tedavi edilemeyecek şekilde yaralanacaktır.”
Yazdıklarım salt kuşkuya dayalı değildir.
Bu noktada bunları yazmayı gazeteciliğin ötesinde ciddi bir yurtseverlik görevi olarak gördüm.”
|