|
Geçen hafta, yeni yılın ilk yazısında, “2008 AKP için de Türkiye için de bir sınav yılı olacak” dedikten bir hafta geçmeden ‘sınav’ başladı.
Diyarbakır’da patlayan bomba, tamamı masum sivillerden oluşan 6 kişinin ölümüne yol açtı. Hedef asker taşıyan bir otobüstü ama, ölenler bombanın patlatıldığı yerde bulunan dersaneden çıkan öğrenciler ya da velileri oldu.
Önceki yazımızda şunları yazmıştık:
“Herşeyden önemlisi Türkiye 2008 yılına savaşın sürdüğü bir ülke olarak girdi.
Bu görüntüler 2008 içinde de devam edemez”
Gerçekten de Diyarbakır’da patlayan bomba –Kimin tarafından konulduğu çok önemli değil- barışa ve çözüm umutlarına ve hatta Türkiye’nin geleceğine yönelik şiddet ve vahşi bir saldırı özelliği taşıyor.
Türkiye savaşın, şiddetin ve karşı şiddetin sarmalında bir ülke olarak hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edemez.
Tabii mutlaka sorumluların bulunması ve bu gibi girişimlerin engellenebilmesi için güvenlik tedbirlerinin alınması gerekiyor.
Ama bir yandan da bu gibi olayların sebebi olan şartların ortadan kaldırılması, meselelerin çözüm yoluna sokulması için bazı adımların atılması da gerekiyor.
Bunlar yapılırken de demokratik yaklaşımlardan, insan hakları ve hukukun temel ilkelerinden sapmamak şart.
Yoksa bu şiddet olayını düzenleyenlerin tuzağına düşülmüş olur.
Şartlar ne kadar ağır olursa olsun şiddete karşı şiddet ve devlet baskısı uygulama yoluna gitmemek barışçı demokratik yöntemleri terketmemek lazım.
Çünkü o yazımda da belirtttiğim gibi AKP’ye oy veren seçmen aslında barışı, huzuru ve istikrarı tercih etti. Ülkede sürekli kan dökülmesine neden olan Kürt meselesinin ve diğer hayatı meselelerin çözümü yolunda AKP’ye hem destek hem de yetki verdi.
Seçmen refah beklentisi içinde AKP’ye destek verdi. AB sürecini hızlandırma ve AB yolunda gereken reformları yapmak için AKP’yi görevlendirdi.
Geçmiş dönemde kısmi de olsa sağlanan istikrarın daha da yaygınlaştırılması ve pamuk ipliğine bağlı olmaktan çıkarılması için AKP’ye oy verdi. Oysa içinde bulunulan savaş ve çatışma ortamı ülke refahı ve istikrarı için en büyük tehdit olarak ortada.
Seçmenin talepleri arasında, 301’inci maddenin değiştirlmesi, türban yasağının kaldırılması ve ana dilin öğretilmesi, öğrenilmesine olanak tanınması, azınlıklara ve farkılılıklara ayrımcılık yapılmaması için etkin önlemler alınması vb. talepler de bulunuyor.
O yazıyı şu cümlelerle tamamlıyorum:
“Ancak AKP 2007 yılında bu meselelerin çoğunda çözüm için niyeti olmadığını gösterdi.
En önemlisi de askerlerin savaş taleplerine boyun eğdi. Hem içerde kendi vatandaşlarıyla savaşan hem de dışarda yine kendi vatandaşları ile savaşırken Irak Kürtlerini de tehdit eden bir ülke görünümünü pekiştirdi.
Kürt meselesini Kürtlerle konuşmadan ve barışcı, demokratik, siyasi yolları denemeden çözmeye – aslında çözmemeye- niyetli olduğunu gösterdi.
İşte bu nedenlerle 2008’e ilişkin beklentiler ve umutlar çok fazla.
Bakalım AKP neleri yapabilecek, neleri yapmayacak.
Türkiye’nin zaman kaybetmeye ve meselelerin de artık daha fazla beklemeye tahammülü kalmadı.
2008 bu nedenle Türkiye için bir dönüm noktası olacak.
Dileriz umutlar, beklentiler bu kez de boşa çıkmaz.”
Evet, bu son patlama da gösteriyor ki Türkiye’nin artık daha fazla beklemeye tahammülü yok. Biran önce Kürt meselesinin çözümü konusunda ciddi adımlar atmak, meseleleri tartışmaya açmak gerekliyor.
Diyarbakır’da patlayan vahşet bombasının verdiği mesaj belki bombayı atanlar açısından bir uzlaşmazlığı, bir umutsuzluğu teşvik etmeye, savaşın devam etmesini, bu yolla savaştan nemalanan güçlerin varlıklarını bir süre daha sürdürmelerini sağlamaya yönelik olabilir. Ama asıl mesaj bence şudur:
Kürt meselesinin artık şiddet yöntemleriyle, savaşla, çatışmayla, sınırötesi savaşla ve operasyonlarla çözülemiyeceği kabul edilmelidir. Meseleye barışçı ve demokrfatik bir çözüm yolu bulunabilmesi için bir an önce harekete geçilmelidir.
Türkiye bu yolda harekete geçmek için çok geç kalmıştır. Daha fazla gecikme başka felaketlere davetiye çıkartmak olacaktır. Son şiddet olayları, sınırötesi ve sınıriçi operasyonlar ve bu patlama ile iyice ajite olan Kürt-Türk ilişkileri bu kez bir iç savaş tehlikesi ile karşı karşıya gelecektir.
Bu patlama, gecikmeden acil önlemler alınması gerektiğinin mesajını vermektedir.
Ayrıca gerek Diyarbakır halkı, gerekse AKP ve DTP bu konuda gereken tepkileri göstererek, patlamadan sertlik, gerginlik ve çatışma adına umutlu olan odaklara gereken cevabı vermişlerdir.
AKP demokratik yöntemlerden sapılmayacağını ve reformalara devam edileceğini açıklamıştır DTP ise nereden gelirse gelsin teröre, şiddete karşı çıkılacağını kararlı bir şekilde ifade etmiştir.
Diyarbakırlı sivil toplum örgütleri de Diyarbakır’ın “vahşete teslim olmayacağını” kararlı bir şekilde haykırmışlardır.
Bunlar patlayan bombanın verdiği doğru mesajlardır.
Bu bomba, kuşkusuz son 25 yıl içinde Türkiye’de, bölgede, Diyarbakır’da patlayan ilk bomba değildir. Ama bu doğru mesajların doğru algılanması durumunda bu bomba son bomba olabilir.
Evet Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’nun dediği gibi,
"Sivil anayasının tartışıldığı, Kürt sorununda yeni bir açılım oluşması için basınç oluşturulduğu bu dönemde patlayan bu bombayı patlatan her kimse, amacı Kürt sorununda şiddeti dayatmak, Kürt sorununun demokratik olarak çözülmesini engellemektir."
Karşılıklı şiddetten medet umanların oyunu artık bozulmalıdır.
2008 gerçekten de Türkiye için bir sınav yılı olacak gibi görünüyor.
Dilerim Türkiye, daha fazla kan dökülmeden ve acı çekilmeden barışa yönelik akıllı ve kararlı adımlar atma basiretini gösterir.
|