|
Geçtiğimiz Çarşamba günü 28 Şubat darbesinin 10’uncu yıldönümüydü.
Zaman Gazetesi’nden Mümtaz’er Türköne 28 Şubat darbesi için ‘Türk usulü nasyonal sosyalizm’ diyor.
28 Şubat’ta askerler fiilen iktidara gelmedi ama, ülke genel oyla seçilmiş yasal bir iktidarı “laiklik elden gidiyor” gerekçesini ileri sürerek silah zoruyla deviren demokrasi düşmanı bir cuntanın faşizan uygulamalarına sahne oldu.
O süreç içinde Refah Partisi -Doğru Yol Partisi kolasiyonu, tek tek milletvekilleri tehdit edilerek iktidardan düşürüldü. Yargı, devlet bürokrasisi, üniversiteler ve medya brifinglerle, özel yöntemlerle ve tabii gerekirse çeşitli baskılarla cuntanın uygulamalarına uygun davranmaya ikna edildi. İkna olmayanlar ise bulundukları kurumlardan tesfiye edildiler.
Medyada ise bu cuntanın başı olan general Çevik Bir ve arkadaşlarının hazırladığı düzmece bir iddianameden yararlanılarak tasfiyeler yapıldı. Çok sayıda gazeteci, yazar-çizer generallerin talimatıyla ya da bu baskılardan korkan işbirlikçi gazete patronları ve yöneticileri tarafından işten çıkarıldı.
Bazı demokratik kitle örgütleri, siyasi partilerle bu darbeye karşı çıkan demokrat yazar-çizer, bilim insanları karanlık güçlere hedef gösterildi. Bazıları yargının hışmına uğrarken İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal’ın ise silahlı saldırıyla canına kastedildi.
28 Şubat sürecinde İstanbul Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle cezalandırıldı ve hapse atıldı.
Bütün bunlar yapılırken Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı ve daha önce 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine muhatap olan bu politikacı bu kez bizzat cuntacılarla birlikte bu darbeyi yönlendirmek ve darbecilerin işini kolaylaştırmak için elinden geleni yapıyordu.
Demirel’in ifadesine göre, onun sayesinde fiili bir darbe önlenmişti ama ülkede nasyonel sosyalizm uygulamalarının kalıcı bir hale getirilmesi için uygun bir zemnin yaratılmıştı.
Buna rağmen darbecilerin hesapları tutmamış ve zoraki olarak kurulan DSP-ANAP-MHP koalisyonunun ardından Refah Partisi’nin kapatılmasından sonra kurulan AKP iktidarı yüzde 35 civarında bir oyla kazanarak halkın 28 Şubat’a karşı tepkisini değerlendirmesini bilmiştir.
Aradan 10 yıl geçtiği halde ve AKP halkın 28 Şubat’a yönelik tepkilerinin sandığa yansıyan sonucu olduğu halde Türkiye’de bu sürecin yine silahlı kuvvetlerin koordinatörüğünde devam ettirildiğini görüyoruz.
Bu sürece şimdi ‘Yeni ulusalcılık’ deniyor.
Mümtaz’er Türköne Zaman Gazetesi’nin 28 Şubat tarihli sayısında çıkan yazısında bu ‘yeni ulusalcı’ akımın da aslında nasyonal sosyalizmden farklı bir şey olmadığını söylüyor ve şunları yazıyor:
“Türkiye'de 28 Şubat'ın da beslendiği darbe geleneği, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geleneklerinin, Türk tarihinin özgün karakterinin eseri değildir. 27 Mayıs'la birlikte başlayan bu gelenek, ordu içinde elindeki silahı ve komuta ettiği askeri iktidara tahvil etmeye çalışan İttihatçı komitacılığın, yani çeteciliğin tezahürüdür. Elinizde silah ve komutanız altında askerler var. Bundan kişisel bir çıkar elde etmeye niyetlenirseniz önce bir çete kurarsınız. Bu çeteye, üzerinizde üniforma olduğu için "cunta" denir. Sonra darbe yaparsınız. Önce eylemi yapıp, akabinde eyleminize meşruiyet aradığınız zaman, düşüncede yaratıcı olamadığınız için tedavüldekilerden birine müracaat edersiniz.
Türk ordusu içindeki 27 Mayıs'la başlayan cuntacı damarın ilk müracaat ettiği düşünce Baasçılık, yani Arap sosyalizmidir. Bu düşüncenin özü, Marksist sınıf analizleri ve anti-emperyalist milliyetçiliktir. Bunun Türk versiyonu olan "27 Mayıs Ak Devrimi", askerî gelenekleri kuvvetli bir topluma yaslandığı için daha fazla hiyerarşik ve otoriter bir versiyon üretmiştir. Hem sosyalizmi, hem de milliyetçiliği güçlü bir sentezle, fazla da kafa yormadan bir araya getirmek istiyorsanız elinizin altında kuvvetli birikimiyle nasyonal sosyalizm yani Alman faşizmi durmaktadır. 27 Mayıs'tan sonra ikiye ayrılarak hem sağa hem de sola savrulan bu gelenek, ilk defa 28 Şubat Süreci'nde yeniden bir senteze tabi tutulmuştur. Bu sentezin adı sol milliyetçilik veya ulusalcılık değil nasyonal sosyalizm yani faşizmdir.
Bugün 28 Şubat ideolojisi olarak yükselen 'Yeni Ulusalcılık'ın nasıl bir ideoloji olduğunu anlamaya çalışanlar, sosyalizmle milliyetçiliğin sentezlendiği geleneği yeniden gözden geçirmelidir. Hem solcu olmak, kapitalizmden ve liberalizmden nefret etmek, Kürt düşmanlığını ırkçılıkla temellendirmek; anti-emperyalist olmak bir yandan da otokratik askerî bir yönetimi demokrasiden ölesiye nefret ederek savunmak ve devleti ulu bir mabud gibi yükseklere yerleştirmek nasıl mümkün olabilir? Bunun bir tek yolu vardır: Faşizm.
Faşizmi, bir siyasî eğilimi nitelemek yerine bir hakaret olarak kullananların "Yeni Ulusalcılık"ı bu gözle yeniden değerlendirmesi gerekir. Brifing salonlarında vülger bir Marksizm'le kendini ele veren 28 Şubat'ın ideolojisinin elimizdeki zengin ideolojiler listesindeki karşılığını arayanların ise Alman nasyonal sosyalizmine ve İtalyan faşizmine müracaat etmesi gerekir. Dört askerî darbemizden ikisi cunta eseridir, ikisi ise emir- komuta zincirine riayet edilerek gerçekleştirilmiştir. Emir komutaya uyan darbeler, meşruiyetini kurumsal yapısına dayandırdığı için ideolojik arayışlara girmek yerine sınırları belirsiz yumuşak bir Atatürkçülükle iktifa etmiştir. 28 Şubat Süreci, tıpkı 27 Mayıs gibi bir cunta eseridir. Cuntanın yani çetenin adı, hepimizin bildiği Batı Çalışma Grubu'dur. Bütün cuntalar gibi ideolojik bir desteğe ihtiyaç duymuş ve el yordamı ile bulduğu nasyonal sosyalizme dört elle sarılmıştır.
28 Şubat'ın ideolojisi işte bu el yordamı ile bulunmuş, ama ısrarla savunulmuş Türk tipi bir nasyonal sosyalizmdir. Ve bu ideoloji günümüzün Yeni Ulusalcı akımı tarafından hakkıyla temsil edilmektedir.”
Bu yazı, AKP’ye muhalefet etmeye çalışırken demokratik ölçütlerden uzaklaşanların düştükleri feci durumu anlamalarına yardımcı olabilir.
Mesele Türköne’nin de belirttiği gibi, AKP’nin dinciliği değildir. Mesele AKP’nin demokrasiye nasıl yaklaştığı meselesidir.
|