|
Hrant Dink’in, adeta toplumun ve devletin çeşitli kesimlerinin işbirliği ile katledilmesinin üzerinden neredeyse 20 gün geçti.
İşin geldiği noktada cinayet bir anlamıyla çok açık bir şekilde ortaya çıktı. Anlamak isteyenler için ayrıntılar dışında anlaşılmayan bir şey yok.
Buna rağmen bir yandan da kafa karıştırma amaçlı bir yığın bilgi, söylenti de sürekli akmaya devam ediyor. Amaç asıl meselenin unutturulması.
Yani bu cinayetle ‘Derin Devlet’ arasındaki ilişkilerin örtbas edilmesi.
Bu çabalar sayesinde devlet içindeki, Emniyet ve Jandarma gibi güvenlikten sorumlu kurumların nasıl bir kirlilik batağında olduğunu daha iyi görebiliyoruz..
Cinayet ve onu izleyen olaylar vesileyle bu kurumların birbirini suçlama yarışı içinde olduğu da gözden kaçmıyor.
Hrant'ı öldüren ve kısa bir süre sonra yakalanan -aslında teslim olan- gence Samsun'da bir karakolda polis ve askerler tarafından nasıl kahraman muamelesi yapıldığına ilişkin kayıtların yayınlanması emniyetle jandarmayı karşı karşıya getirdi.
Bunlar aslında ‘Derin Devlet’in görüntüleriydi. Bu utanç verici görüntülerde asker, polis birarada bir katilin ya da bizlere katil olarak sunulan kişinin adeta zaferini kutluyorlardı.
Olayın vahim tarafı buydu. Olayın vahim tarafı devletin iki temel kurumunun anlayış olarak nasıl çeteleştiğiydi. Mesele aslında bu utanç verici fotoğrafın çekldiği yerle ilgili değildi. Mesele böyle bir utanç fotoğrafının çekilebilmesine imkan veren anlayışın bu iki devlet kurumunun genel felsefesine, yaklaşımına hakim olmasıyla ilgiliydi.
Mesele, bazı devlet kurumların milliyetçilik ve hatta vatanseverlik yaftası altında çeteleşmeyi ve bir suç örgütü gibi çalışmayı normal bir durummuş gibi kabul etmesiydi. Bir takım başka kurumların da –bürokrasinin diğer kurumları ve yargının bir bölümü- bu durumu anlayışla karşılayarak olup bitene seyirci kalması ve hatta ses çıkartmayarak olanı biteni örtbas etmesiydi.
Yoksa o fotoğrafla ilgili sıkıntı ve kızgınlık üzüntü ve utanç nedeniyle değil
fotoğrafların medyaya sızdırılması nedeniyle ortaya çıkmıştı. Bir de bu utanç verici sahnenin mekanı polis karakolu mu yoksa jandarma karakolu mu tartışması yapılıyordu.
Askerler, sivil görevlilerin silahlı kuvvetleri bu cinayet vesilesiyle hedef göstermesinden yakınıyorlardı.
Oysa farkeden bir şey yoktu. Hrant’ı vuran zanlıyla sarmaş dolaş olanların bir kısmının asker olduğu fotoğraflarda açıkça görülüyordu. .
Bütün bu görüntülerin önemi aslında bu kurumların kanunsuzluk batağına saplanıp ülkeyi faşizan bir sürece götürmeye çalışan odakların ekmeğine yağ sürüyor olmalarıdır.
Bir de, “Bu görüntüleri kim medyaya sızdırdı?” meselesi var. Genelkurmay bu aşamada meseleye müdahil oluyor ve TGRT'yi – o da yanlış bir TGRT’yi- kendi usulünce cezalandırıyor.
Bir açıklama yaparak, “Bu tür elemanların Silahlı Kuvvetler'in içinde bulunmasının düşünülemeyeceğini” belirtip bu kanunsuzluğa karşı kesin bir tavır alması beklenirken, adeta bu işin içinde kendisinin de olduğunu ihsas ettiriyor.
Belki de bu konuda adım atmak isteyenlere mesela Başbakan'a, “Bu meseleyi fazla kurcalama' demek istiyor. ( Başbakan’dan zaten böyle bir adım beklenmiyor ama) Medya da bir yandan cinayetle ilgili gelişmeler nedeniyle suçlama yarışı içinde.
Kimi katili, azmettirenleri suçluyor. Kimi azmettirenlerin ardındaki muhtemel örgütleri. Bunlar azınlıkta.
Cinayette 'Derin Devlet'i sorumlu görenler de var tabii. Bunlar iyiden iyiye azınlıkta. Bir kısmı ise, cinayeti cinayet olduğu için kınıyor ama, neticede bir 'Ermeni'nin üstelik de devlet düşmanı, hele de Ermeni soykırımını kabul eden bir Ermeni'nin öldürülmesi sebebiyle katillere anlayış gösterilmesini savunuyor. Empati diyor, sempati diyor, psikopat varoş lümpenleri diyor ve katillere hoş görüyle bakılması gerektiğini anlatmaya çalışıyor.
Tesadüf müdür bilinmez, bu gibilerle 'Derin Devlet' falan yoktur diyenler çoğunlukla aynı kişiler.
Kendi düşüncelerine, ideolojilerine uygun katilleri kutlayan, sempati ile bakan ve bunu yaparken kanunları ve hukukun temel ilkelerini dikkate almayan elemanlardan oluşan bir jandarma ve polis teşkilatı ile yargı organının, hatta medyanın Türkiye’nin gerçek sorunu olduğunu artık görmeyen kalmadı.
Böyle bir canavarın oluşmasında medyanın da rolü çok büyük. ‘Derin Devlet’i savunan son tartışmalar ve ‘Derin Devlet’ meselesindeki gelişmeleri saptırma çabaları bunun açık bir göstergesi.
Herkes çok açık bir şekilde olanı biteni görüyor.
Kim milliyetçilik kisvesi altında faşizmin, despotizmin, militarizmin propagandasını yaptı ve halen yapıyor? Kimler ırk ayrımcılığını körüklüyor? Kim sürekli savaş kışkırtıcılığı yapıyor?
Kim Hrant'ı şimdiye kadar çetelere ve eli silahlı katillere hedef olarak gösterdi?
Kim Orhan Pamuk’u ve Etyen Mahçupyan’ı hedef göstermeye devam ediyor?
Bu gibiler artık teşhir edilmeli medya bu pisliklerden temizlenmelidir..
‘Derin Devlet’in bu kadar dokunulmaz hale gelmesinin en önemli sorumlusu bu ‘Derin Medya’dır.
Hukuka, insan haklarına ve uluslararası değerlere saygılı emniyet ve jandarma örgütlerine sahip olmayı ne kadar istiyorsak, faşizme prim vermeyen, barış, demokrasi ve insan haklarını savunan bir medyanın oluşması için de mücadele etmemiz gerekiyor.
|