|
Eskilerin deyimi ile, ‘Dananın kuyruğunun kopmasına’ az bir zaman kala
AB’den limanlarını Kıbrıs gemilerine açması için AB’den Türkiye’ye yönelen baskıların dozu giderek artıyor.
Son olarak AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Başbakanı Matti Vanhanen, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi ve limanlarını Rum kesimine açması konusunda 6 Aralık’tan önce anlaşmaya varılması gerektiğini söyleyerek adeta bir ültimatom vermiş oldu. Vanhanen, Türkiye’nin limanlarını Rum kesimine açmaması halinde, AB Komisyonu’nun Aralık ayının ilk haftasında bu konuda tavsiyelerde bulunmasını beklediğini açıkladı.
Bu lafların tercümesi şu:
Türkiye, Gümrük Birliği’ne ilişkin yükümlülüklerini 6 Aralık’a kadar yerine getirmezse müzakerelerin şu ya da bu şekilde kesilmesi dahil, bazı yaptırımlara maruz kalabilir.
Vanhanen, Komisyon’un tavsiyelerde bulunmadan önce, limanlar konusunda bir anlaşmaya varılması gerektiğini ve bunun için son tarihin 6 Aralık’ta gerçekleştirilecek toplantı öncesi, yani 5 Aralık akşamı olduğunu söyledi..
Komisyon’un vereceği tavsiyeler doğrultusunda, AB dışişleri bakanlarının 11 Aralık’ta bir karar alabileceğine de dikkat çekti. Vanhanen, Türkiye ile ilgili kararın 14-15 Aralık’taki AB zirvesinden önce alınacağını, AB zirvesini Türkiye zirvesi haline dönüştürmek istemediklerini söyledi. Buna rağmen çözümün hala mümkün olduğuna inandığını belirten Vanhanen "Ancak zaman tükeniyor. Eğer bir anlaşma yoksa ve Türkiye, taahhütlerini yerine getirmezse, AB bunun katılma süreci için etkilerini değerlendirmek zorunda kalacak. Bu iyi bir senaryo değil ve belirsiz bir gelecek anlamına gelir" diye konuştu.. Fransız Le Monde gazetesi, Finlandiya’nın Türkiye’ye yükümlülüklerini yerine getirmesi için ültimatom verdiğini belirtti.
AB Dönem Başkanı Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen’in Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB Bakanlarının bir karar vereceği açıklaması, AB’de de yankı buldu. Le Monde gazetesi, Finlandiya’nın Türkiye’ye yükümlülüklerini yerine getirmesi için ültimatom verdiğini belirtti. Le Monde gazetesi de, bu konuyla ilgili verdiği “Brüksel, Türkiye’ye ultimatom verdi” başlıklı haberinde, Finlandiya’nın Türkiye ile yaşanan “limanlar krizi” konusunda 27-28 Kasım günlerinde Tampere’de yapılacak Euromed toplantısı sırasında ilerleme sağlanabileceğine ilişkin “küçük bir umut” bulunduğunu yazdı. Buna karşın birçok Avrupalı uzmanların Finlandiya’nın planına az şans tanıdığını öne süren gazete, planın başarısız kalması halinde Türkiye’ye karşı yaptırım uygulanması konusunda AB ülkeleri arasında ilke anlaşmasının bulunduğunu belirtti..
Gazeteye konuşan diplomatik bir kaynak şunları söylüyor: “İlke konusunda herkes mutabık: net ve inandırıcı olunmalı ve alınacak karardan geri dönülebilmeli. Koşullar yerine gerildiğinde hızlı ve kolay bir biçimde müzakere masasına yeniden oturabilmeli.” Le Monde, başta Londra olmak üzere bazı, AB başkentlerinin müzakerelerin sadece küçük bir kısmının askıya alınmasını, önlemin gümrük birliğine doğrudan bağlantılı birkaç başlıkla sınırlı kalmasını istediklerini de yazıyor. Gazete, Rum Kesimi’nin başı çektiği başka bir grup ülkenin ise daha çok sayıda başlığı içeren bir yaptırımın uygulanmasından yana olduklarını belirtiyor, ancak hiç kimsenin müzakerelerin tamamen dondurulmasını arzu etmediğinin de altını çiziyor..
Bu değerlendirmeyi size aktarmamın amacı, böyle bir sonucun ortaya çıkma olasılığının benim de aklıma yatmasından kaynaklanıyor.
Bir de, 2007 yılında yapılacak genel seçim nedeniyle şimdiden eli kolu bağlanmış vaziyette olan AKP iktidarının, şu sırada herhangi bir konuda adım atmasının mümkün olmadığını AB yöneticileri ve üye ülkelerin liderleri de mutlaka görüyor olmalı.
Öte yandan, ABD’ de Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu kazanmasından sonra gündeme gelen Irak savaşına ilişkin olası yeni strateji ve taktik değişikliklerin etkisinin sadece Irak’a ve Ortadoğu’ya yönelik olmayacağını, kademe kademe Avrupa ve dünyanın öteki bölgelerine de yayılabileceğine ilişkin endişelerin doruğa çıktığı bir süreci de yaşıyoruz.
Avrupalı bazı liderlerin, Le Monde Gazetesi’nde çıkan haberde belirtildiği gibi, bu durumu da gözönüne alarak Türkiye ile ilişkilerin kopmasını engellemeye çalıştıklarını düşünürsek, Türkiye’de ve Avrupa’da Türkiye-AB ilişkilerin bozulması için ellerini oğuşturanların şimdiden fazla sevinmemesini önermek gerekiyor.
Netice durum pek parlak değil ama, Türkiye ile AB arasında bir tren kazası o kadar da garanti değil.
Biliyorum, bunlar her tarafta kötümser senaryoların yazıldığı bir ortamda iyimser
sayılabilecek yorumlar.
Türkiye’deki şahinlerin, militarizm yanlılarının ve bizzat militaristlerin dört gözle bekledikleri böyle bir ‘Bir tren kazası’ sonrasında Türkiye’de nelerin olup biteceğine ilişkin tahminleri ve beklentileri düşünmek yerine, iyimser olmak galiba yapılacak şeylerin en iyisi.
Bunu Kuzey Kıbrıslı dostlarıma da öneririm.
|