|
İstanbul Emniyet Müdürü’nün, 30 Ağustos törenleri sırasında yaşanan linç girişimini hoşgören sözleri hala tartışılırken, bu kez gerçek bir linç olayı yaşadık.
Hem de bu tür olayların gerçekleşmesinin düşünülemiyeceği kutsal bir mekanda.
İstanbul’da sabah namazından sonra İsmailağa Camii imamına saldırıp öldüren bir saldırgan camii cemaati tarafından hemen olay yerinde, yani camiinin içinde linç edildi.
Kuşkusuz cemaatin, gözleri önünde işlenen bir cinayete karşı duyduğu tepkiyi, infiali anlamak mümkün.
Kutsal bir mekanda bir din görevlisinin hunharca öldürülmesine tanık olmak öyle kolay bir şey olmasa gerek.
Buna rağmen imamın katilini anında olay yerinde cezalandıran, daha doğrusu linç eden cematin, tepkisini doğrudan linç olarak göstermesi, otomatik bir refleksle saldırganın işini bitirmesi bence imamın öldürülmesi kadar önemli bir mesele.
Üzerinde uzun uzun düşünmeye ve tartışmaya değecek kadar.
Olayın bir başka önemli boyutu da İstanbul Emniyet Müdürülüğü’nün camiide herkesin gözü önünde gerçekleşen, hatta cep telefonlarıyla fotoğrafı bile çekilen bir linç olayını olmamış gibi gösterme çabası.
Müdürlüğün yaptığı resmi açıklamada katilin kafasını mihraba vurmak suretiyle kendisini öldürüldüğü belirtiliyor.
Apaçık kamuoyuna yalan söyleniyor.
Sebebi ise malum. İstanbul Emniyet Müdürü’nün 30 Ağustos törenleri sırasında bir grup protestocu gencin Lübnan’a asker gönderilmene karşı çıkan eylemlerine yönelik linç girişiminin Emniyet Müdürü tarafından takdirle karşılanmasının yarattığı protestolar.
Herkes gibi İstanbul Emniyet Müdürü de mutlaka linççilerin sırtlarının sıvazlanmasının yeni linç olaylarını teşvik edeceğini gayet iyi biliyor.
Nitekim bu girişimden birkaç gün sonra bir linç olayı gerçekleşiyor.
Bu olayda da aynı şey oluyor. Linççiler hakkında herhangi bir işlem yapılmıyor. Vatandaş kafasına göre kendi adaletini kendisi uyguluyor.
Hadi diyelim ki öğrencilere, muhalif gruplara yönelik olaylarda vatandaşların çoğunluğu değil, kışkırtılmış, hatta kullanılan küçük topluluklar linçe yöneliyor.
Ama geçtiğimiz günlerde Konya’da meydana gelen ve Kürt işçilere yönelik kitlesel linç girişimi gibi, İstanbul’daki İsmailağa Camii’nde meydana gelen cinayet sonrasında gerçekleşen linç olayında olduğu gibi, kalabalık topluluklar da tepkilerini öncelikle linç olarak göstermeye hazırlar.
Nasıl oluyor da bu insanların aklına polisten, mahkemeden, adaletten daha önce linç fikri geliyor?
Nasıl oluyor da insanlar suçlu gördüklerini ( camii olayında suçüstü durumu var ama yine de farketmez ) suçlu sandıklarını ve aynı görüşte olmadıkları ‘ötekileri’ polise, mahkemeye gerek kalmadan kendilerinin cezalandırması gerektiğini düşünebiliyor?
Nasıl oluyor da akıllarına gelen ilk şey linç etmek oluyor?
Bunlar cevaplandırılması gereken önemli sorular.
İnsanların nasıl olup da böyle bir linç psikozuna sokulduğunu öncelikle bu ülkeyi yönetenlerin düşünmesi, bunu toplumsal bir mesele olarak acil gündemlerine alması gerekmez mi?
Biz işin pratiğine bakarsak, iki yıldır çeşitli olaylar vesile edilerek linçin teşvik edildiğini ve bu girişimlerin devletin valileri, kolluk kuvvetleri tarafından da hoşgörüyle karşılandığını biliyoruz.
30 Ağustos’ta Lübnan’a asker gönderilmesini protesto eden gençlere yönelik saldırıda, polisin gençleri linççilerin elinden kurtarmak yerine onlara saldırması, biber gazı sıkması tepkilere neden olmuştu.
Olaylar üzerine İstanbul Emniyet Müdürü’nün linçi savunan, protestocuları eleştirerek linççilere arka çıkan açıklamaları da tepki çekmişti. Bir emniyet müdürü böyle konuşabilir miydi?
Böyle konuşan bir emniyet müdürü görevinde nasıl kalabilirdi?
Emniyet Müdürünü’nün açıklamalarından adeta şu anlaşılıyordu:
“Bu linççi gürühlar aslında kamu görevi yapıyor. Çeşitli muhalif gösterilere, protestolara, kanunsuz yürüyüş ve toplantılara katılan bozgunculara, bölücülere polisten daha önce ve etkin bir biçimde müdahale ediyorlar. Öyleyse onlar desteklenmeli…”
Müdür adeta, “Bu bozguncular için bize gerek yok, onların işini devletine sadık halkımız halleder” demek istiyordu.
1980 öncesinde yaygın olarak uygulanan “İti iti kırdırma” politikası da bu değil miydi?
Bir emniyet müdürü linçe yönelenleri yakalayıp hakkında kovuşturma yapacağına saldırıya uğrayan gençleri gözaltına aldırıp linççilere bir misyon biçiyorsa, bu ülkede herkesin kendi işini kendisinin görmek istemesinden ( Yani herkesin kendine göre kendi adaletini gerçekleştirmeye çalışmasından) doğal ne olabilir.
Cami cemaatine gelirsek:
Tanık oldukları cinayetin vehameti karşısında duydukları üzüntüyü ve olay nedeniyle nasıl bir ruh hali içinde olduklarını tabii bizim tahmin etmemiz çok zor.
Yalnız doğrudan linçe yönelmiş olmalarını da anlayışla karşılamak mümkün değil.
İmamın öldürülmesi bir cinayetse saldırganın linç edilmesi de başka bir cinayettir.
İnsanların anlık nefretlerine ve ilkel tepkilerine hoşgörü ile bakan çapsız yöneticilerin ve onları görevde tutmaya devam eden AKP Hükümeti’nin sorumsuzluğu yeni linç olaylarına davetiye çıkarabilir.
Üstelik küçük bir kıvılcım Türkiye’yi etnik bir kan davasına da sürükleyebilir.
Linççilerin sırtını sıvazlayan yöneticiler ve politikacılar ateşle oynuyor.
|