21 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Şükran mı Hüsran mı?

Ertanc HIDAYETTIN
info@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Temmuz 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

34 yıl önce, 1974 tarihinde Türkiye Kıbrıs’a 1960 Garantörlük Anlaşmaları haklarını kullanarak bir “Barış Harekâtı” yaptı. 34 yıl sonra bu harekâtin yapıldığı gün olan 20 Temmuzda “şükran” belirtmek için türlü etkinlikler düzenleniyor. Gerek Kıbrıs’ta gerek yaşadığımız ülke İngiltere’de, gerekse Avustralya v.s. gibi Kıbrıslıtürklerin yoğun olarak yaşadıkları ülkelerde.  Her yıl 20 Temmuzda Türkiye Başbakanı veya Cumhurbaşkanı, veya Meclis Başkanı veya hepsi KKTC’ye akın eder ve bu önemli günde Kıbrıslıtürk siyasileri ile günün ‘anlam ve ehemmiyetini’ belirten kokteyllere katılırlar! Bu yıl da öyle oldu. Başbakan Erdoğan partisinin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu krize rağmen çıkıp KKTC’ye gitti. 

 

KKTC Londra Temsilciliğinden “Türkiye Büyükelçiliğine şükran ziyareti” davetini içeren e-postayı alınca çabucak okuduktan sonra derneğimin komite üyelerine forward yapıp sildim. Üzerinde pek düşünmedim. Katılmayı ise hiç. Çünkü böyle bir ziyarete katılmak kendime karşı dürüst bir tavır olmayacaktı.  Kıbrıslıtürklerin içinde bulunduğu çıkmaza bakarak kime, nasıl şükran belirtebilirim ki? Bu en azından benim için büyük bir riyakârlık iki yüzlülük, çifte standard olurdu.

 

Kadın olsam bu günlerde adımın Şükran olmasını hiç istemezdim doğrusu. Çünkü bugünlerde bu söz bende çok olumsuz hisler çağrıştırıyor. Bugünlerde bu sözü duymaktan tiksiniyorum, utanıyorum.

 

20 Temmuz 1974 Harekâtını gerektiren darbe Kıbrıslırumlar tarafından 15 Temmuzda yapıldı.  Ve Türkiye Cumhuriyeti ABD’nin rızasıyla yapması gerekeni yaptı, ve önceleri özellikle faşist EOKA karşıtları Kıbrıslırumlar da dahil tüm dünyanın desteğini aldı. Harekât Yunanistan’daki askeri juntanın da sonu oldu.

 

Sanırım dünyanın hiçbir yerinde aynı topraklar üzerinde yaşayan halklar aynı günü böyle zıt duygularla kutlamıyorlar.  Bizim için “kutlama, şükran” günü olan 20 Temmuz, adanın diğer halkı için bir matem havasında kutlanıyor. Belki de Türkiye asayişi sağladıktan, ve çıkarları için gerekli limanı elde ettikten birkaç ay içerisinde adada belirli sayıda asker bırakıp gitseydi adanın iki halkı da bu günü aynı duygularla kutlardı. Belki de. 

 

Normal şartlarda şükran duygusu çok güzel bir duygu. Hem o duyguyu duyanlar hem de o duyguyu yaşatanlar için. Ama bugünkü şartlar hiç de normal değil. Bu duyguyu her Kıbrıslıtürk gibi ben de 1974 yılında yaşadım.  Hem de çok heyecanlı bir şekilde.  1974 Ağustos ayında ikinci harekâtın yapılacaği günü radyolarımızın başında büyük bir heyecan ve arzu ile bekledik. Çünkü Rum ve Yunanlı çapulcu sürüsü birçok köy ve kasabalarımızı almışlar, birçok masum Kıbrıslıtürkü katletmişlerdi.  Onlar kurtulmayı bekliyorlardı.  Lefke’de yakın aile fertlerimden birçok kişi de.  Ve kurtuldular. Kahraman Anadolu çocukları tarafından. İşte benim, bizim onlara şükran borcumuz var asıl. O tarihten itibaren beceriksiz, korkak bir siyaset güden Türkiye, KKTC politikacılarına değil.

 

Herşey muhakkak 1974 tarihinde başlamadı. Dünyaya bunu anlatamadık. Gelip geçen beceriksiz, sandalye düşkünü politikacılar bunu yapamadılar. Kıbrıslıtürkler 1958lerden beri acı cekiyorlar. Abluka altında, taş dolu ekmek yediğimiz günleri unutmak mümkün mü? Hele Lefke’de UN (Birleşmiş Milletler Barış Gücü) askerlerinin araçlarını görüp de un geldiğini sanarak sokaklara dökülen insanları? Kızıl güneşin altında Mağusa Kapısında yoklanmak için beklediğimiz günler de yaşadık. Cephede vurulan ve kolu katlanmayan yeğenimin bunu Rum Muhafız Gücü askerlerine belli etmemek için üstüste sigara içtiği halâ gözlerimin önünde. 

 

Önceleri hissedilen şükran duygusunu hüsrana çeviren birçok faktörler vardır. 1974 yılından beri tanınmamışlığımızı bahane ederek Türkiye’nin yardımına muhtaç yasadık. Halâ da o şekilde yaşıyoruz. Halbuki tüm zorluklara rağmen olanaklarımız vardı bizim de. Kullanmadık. Daha doğrusu kişisel çıkar uğruna bu olanaklar harcandı, eşe dosta, partiliye dağıtıldı.  Leymosunda iki üç ev bırakıp Kuzeye geçtiğinde Kazafanada yıllarca İngiliz ev sahibinin evinde kiracı olarak oturanlar varken Lefkoşa’da, Mağusa’da evi olanlar ve Güneyde hiçbir mal kaybı olmayanlara saray gibi evler verildi Girne’de, Omorfoda, başka yerlerde.  ‘Bankazade’ sözcüğünü de duyduk ilk kez Kıbrıs’ta. Ve o barışçı, pasif, aşırı tolerans sahibi Kıbrıslıtürklerin Meclisi bastığını okuduk basından.  Kimileri ganimet içinde gömülü iken aç, susuz, evsiz barksız genç kişiler bir zamanlar Ahmet Becerikli ve arkadaşlarının halkı mest ettikleri Kuğulu Parkta “TMT, MÜCAHİT DİYE DİYE, BANA KALDI BURASI HEDİYE” diye pankart açıp açlık grevi yaptılar.  Particilik, torpil aldı başını yürüdü.  Bu tür örneklerle dolu bir yazı bir yıllık bir dizi olur.  Herkesin bildiği, gördüğü şeyleri tekrarlamanın anlamı yok.  Ama Kıbrıslıtürkler tüm bu gerçeklerle boğuşurken birçoklarımızın duygularının ‘şükran’ değil ‘hüsran’ olduğunu anlayabilmek çok kolay bence.

 

Kıbrıs’ta heriki halkın da gözardı ettiği bir şey var. Kıbrıs’taki olaylardan heriki halk da etkilendi.  Heriki halk da sevdiklerini kaybetti. Heriki halk çocukları, kadınları, yaşlıları toplu mezarlardan çıktı.  Adamıza barış heriki halkın da bu gerçeği anladığı ve birbirbirine saygı ve anlayış ve toleransla yaklaştığı zaman gerçekleşecek. 

 

Kıbrıs tradejisinin gerçek kahramanları da var.  Bunlar Sevgül Uludağ’ın İncisini Kaybeden İstiridyeler” kıtabında bahsedilen Kıbrıslılardır.  Bunlar Hristoforos Skarparis’in “Ruhumuzun Gölgesi “ başlıklı şiir kitabında bahsettigi “O acı yazın yüreğinde, yıkıntılar arasında yaralanmış, dolaşıp duran sevecen gençliklerini bırakan” kahraman insanlardır.  Bunlar tüm yaşadıkları insanlık dışı drama rağmen yürekleri barış, kardeşlik duyguları ile dolu yüce insanlardır.  Bu tür insanlar varoldukça herzaman için barış umudu canlı kalacaktır.   

   1338 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Obama Kazandı Değişen Ne Olacak Ki?
22 Ekim 2008, Çarşamba   ŞENLİK BUNA DENİR
15 Ekim 2008, Çarşamba   Yaşamın Kıyısına Attıklarımız
01 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs İzlenimleri 2008 (6)
20 Eylül 2008, Cumartesi   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (4)
04 Eylül 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (2)
28 Ağustos 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (1)
13 Ağustos 2008, Çarşamba   ESKİ LEFKOŞA’YA ÖZLEM
08 Ağustos 2008, Cuma   'Ana Dili Okulları' , 'Ek okullar', ve Şimdi 'Tamamlayıcı Okullar'
01 Ağustos 2008, Cuma   KKTC'den Neler Bekliyoruz?



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital