|
Kimi zaman
“boşuna yapılan” yargılamalar vardır hayatlarımızda...
Bize yapılan...
Bizim yaptığımız!
Yargılar!
Yargılayanlar!
Haksız
yargılamalar...
Haksızca
yargılayanlar...
Suçunuz yoktur
ama sanık sandalyesine oturturlar.
Bağırıp
çağrırsınız; ağlayıp sızlarsınız kulak asmazlar.
Sağdan soldan
etrafınızı sararlar.
Alanınız daralır;
ruhunuz sıkılır!
Kendinizi ifade
edemezsiniz.
Veya ifade
etmenize izin vermezler.
Kimsenin umrunda
değildir bu...
Dinlemezler.
Dinlemeye
çalışmazlar.
Anlamazlar.
Anlamazlıktan
gelirler.
Kulaklarını
tıkarlar!
Sorgular sorgular
sorgular...
Hiç bitmez.
Ardı arkası
kesilmez.
Konuşmaya
çalışırsınız susturular.
Konuşturmak için
uğraşırlar; tam konuşacakken ağzınızı kapatırlar.
Hükümlerini en baştan
koyarlar.
Peşin hükümlüdür
şu yargılayanlar.
-Durun, dinleyin,
anlamaya çalışın.
Yoooo, hayır!
Böyle bir
şansınız olamaz.
Sizin cezanız
kesilmiştir çoktan.
Bu yüzden
açıklamak için boş yere nefesinizi tüketmeyin, herşey nafile.
Neden, nasıl,
niçin sorularıyla başlayan ve hayatımızı kuşatan şu yargılayıcı cümleler, kimi
zaman boş yere insanları kırıyor.
Kırıyoruz;
kırılıyoruz.
Ama hiç akıl
koymuyoruz.
Bir zamanlar
birilerinin bize yaptığını hiç düşünmeden biz de bir gün aynı şeyi başkalarına
yapabiliyoruz.
Oysa
karşımızdakini anlamak önemli önce.
Dinlemek.
Şans vermek.
Belli bir süre
beklemek.
Zorlamadan
sabretmek.
Yargılamak yerine
anlamaya çalışmak önemli!
İçimizde kabaran
duyguları dizginleyebilmek şart.
Yara almamak,
yaralamamak için başkalarının sesine de kulak vermeliyiz.
Peşin hükümlülük
bazen suçsuz günahsız insanların hayatlarını mahvedebiliyor.
Basit veya
sıradan birşey değil bu.
Dinlemek,
dinlemeyi bilmek bir hüner.
Kararı vermeden
son bir şans tanımak!
Sonradan pişman
olmamak için kulak vermek karşımızdakilere...
Yargılamadan önce
muhakkak karşımızdakinin sesine kulak vermeliyiz.
Ve yargılamak
yerine anlamaya çalışmayı denemeliyiz.
|