|
Kuş kafesi hikayesi asırlardır sayısız insan tarafından dillendirildi.
Peki neydi bu hikaye?
Nasıl olmuştu da efsane haline glemişti?
Bana göre birinci ve asıl cevap 'gerçek' olduğu için.
Birgün birileri mavi göge doğru kanat açan bir kuşu kafese hapseder.
Her yanı demir parmaklıklarla kaplı olan bir hücre içinde yaşamaya terkedilir.
Bu nasıl yaşamaksa...
Kuş, kanatlarını kafesin parmaklıklarına çarpar; intihar etmeyi dener...
Beceremez!
Parmaklıklar içinde yaşamayı öğrenir sonra.
Bir zorunluluktur bu!
Bir mecburiyet.
Kaçış yolu yoktur çünkü.
Ölemeyecekse, yaşamayı dener.
Zaman geçtikçe alışır.
Ya da alışmış numarası yapar.
Başka çıkar yolunuz yoksa en büyük kolaylık kabullenmeyi bilmekte...
Daha az acı için...
Ama kalbinizin bir iki hücresinde iskankarlık tohumları her şeye rağmen boy vermekte.
Kabullenmek bir anda boyut değiştirebilir!
Belki bir gün bir el çıka gelir ve kafesinizin kapısını açar.
Sizi özünüze döndürür.
Yeniden göğe doğru kanat açarsınız.
Kuş kafesi hikayesi 'mutlu son'la biter.
Bu biraz inançla biraz da gerçekten istemekle alakalı sanırım.
Bir yanınızın kabullenmesiyle; diğer yanınızın asıl arzunuza doğru koşmasıyla ilgili!
Dünyada ne olacağı bilinmez.
Yanlışlar doğru, düz yollar bir anda ters gelebilir.
Hiç belli olmaz.
İşte bizim kahramanımız kafesini terketmeyi başaranlardan biri.
Uçmayı unutmayanlardan...
Sessizliğini gökkuşağıyla bölebilenlerden.
Eski gücünü her yerde ve her daim bulmayı başarabilenlerden.
İsyankarlık tohumlarıni 'özü' için büyütmeyı ihmal etmeyenlerden birisi...
Nerede olursanız olun 'ben de varım' demeyi sürdürdüğünüz sürece 'varsınız!
Mahpusluk ayağınızdaki prangalar değil; beyninizde yer etmiş ağlardır.
Bu yüzden özgürlük kafada başlar.
Daha sonra gerçeğe dönüşür.
Tıpkı bizim kuş gibi.
Demir parmaklıklar ardındayken, bir anda 'kartak' oluvermişti.
Yırtıcıydı şimdi!
Oysa daha düne kadar yaralıydı...
Yaralarının sarılmasını bekliyordu.
Ne olmuşsa olmuştu kısa süre içinde.
İyi de olmuştu.
Özüne dönmüştü.
Sessizliği sakinliği gitmişti.
Mahsun yüzü ince gülümsemelerle dolmuştu.
Bir şeylere serzenişi vardı yalnızca.
Ama kalıplardan kurtulmuştu.
Kaybettiği zamana ağlamıyordu.
O'nun için zaman boş yere akmamıştı.
Sayısız şey öğrenmişti.
Gerektiğinde sessiz kalmayı, ağırbaşlı olmayı ve kabullenmeyi.
Çıkar yolunuz yoksa en büyük kolaylık kabullenmeyi bilmekte!
İşte o zaman inanç kapılarınız aralanabilir.
|