2 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Aşılmak için sınır, aşmak için adımlar lazımdı

Ilke SUSUZLU
ilke@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Aralık 2006, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

 

 

Sınırlar, adımlar ve ötesi.

Tanımak, tanımamak veya tanımlayabilmek...

Bilinmez yolardan geçmek ve kendinize varmak.

Dönebilmek ve tekrardan yol almak.

Bilmediğiniz insanların yüzlerine aşin olmak.

Sıcak duygular hissetmek.

Zararı kara döndürebilmek.

İşte tüm bunlar için sınırlar, adımlar ve ötesi elzemdi!

Aşılmak için sınır olması lazımdı, aşamak için adımlar.

Yerinde sayıp durmak olmazdı.

İlerlemenin birinci şartı harekete geçmekti.

Hep ileriye...

Oysa 'O' ufuklara bakıyor, harekete geçmiyordu.

Mıh gibi çakılıvermişti o noktada.

İki parçaya ayrılmayacak kadar akıllıydı.

Akıllıydı akıllı olmasına da zaman geçiyordu.

Aynı noktada yaşlanıyordu.

İleriye gidemeden bir ömür geçirmek ürkütücüydü.

Gerçi ürkmüş bir hali yoktu.

Ama içinden geçenleri bilmemiz imkansızdı.

Ne olursa olsun aynı yere odaklanmak bir süre sonra yaşanacak mutsuzlukların reçetesiydi.

Düşünsenize hep aynı alanın adamı olduğunuzu...

Hep aynı nakarat...

'O' işte böyle bir hayatta yuvarlanıyordu.

Öyle bir sınır koymuştu ki kımıldayamıyordu.

İstese adımını atacaktı.

Ne yazık ki isteyemiyordu.

Bu hakkı kendinde göremediği için mi, değil mi bilmiyorum.

Yaşadıklarıyla yaşayacakları kuşatılmıştı adeta.

En tuhafı da etrafta kimselerin olmayışıydı. 

Anlam vermeye çalıştıkları gölgeye boğuluyordu.

Anlamsız gelenler ise göz kırpıyordu.

Boyuna bir tezatlık vardı duruşunda.

Sorunu netlikle ilgili değildi.

Bir sis perdesi yoktu etrafında.

Yanı başında kendi elleriyle ördüğü dört duvar vardı.

Yıkmak da elindeydi...

Duvarın öte yanına geçmek de...

Hatta yeni duvarlar inşaa etmek de.

Her şey rahatça görünebiliyordu.

Ama bunun için uzun süre bakmak lazımdı.

Üsenmeden bakıyordu.

Tanımak önemliydi.

Elinizin altında nelerin olduğunu bilmekle bilmemek eşdeğer olamazdı.

Anladığım kadarıyla bir iç yolculuğu yapıyordu.

Bu kişinin kendisini tanıma macerası gibi birşeydi.

Elbette çevrede bulunanlar O'na yardımcı olabilirdi.

Olabilirdi olmasına da; asıl önemli olan bizim kendimize ne kadar yardımcı olduğumuzdu.

Kendimize ne kadar zaman tanıdığımız?

Ne kadar hak verdiğimiz?

Duygularımımızı ne kadar dinlediğimiz?

Sorunlara nasıl göğüs gerdiğimiz?

Başarısızlıklarımızın üstesinden ne şekilde geldiğimiz?

Başarılarımızı nasıl hazmattiğimiz?

Asıl sorun kendimizi ne kadar tanıdığımız aslında.

Bunun için adım atmak lazım.

Ellerimizle ördüğümüz sınırları aşmak; gerekirse ihlal etmek.

Ve gördüğümüzün dışındaki yüzü görebilmek.

Yani öteyi!

   1293 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
15 Ekim 2008, Çarşamba   İnsanlara değerinden fazlasını vermeyeceksin
04 Eylül 2008, Perşembe   Vermesini de bileceksin almasını da!
28 Ağustos 2008, Perşembe   Alışmakla alışmamak birdir!
31 Temmuz 2008, Perşembe   Beklentiler, beklenilmeyenleri getiriyor bir bir.
25 Temmuz 2008, Cuma   Yargılamak yerine anlamaya çalışmak önemli!
17 Temmuz 2008, Perşembe   Hayat, hiç birşeyi hafife almayacak kadar ciddidir!
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Hayat bu işte, her an herşey olabilir.
03 Temmuz 2008, Perşembe   Bulunamadığınız an unutuluyorsunuz!
19 Haziran 2008, Perşembe   Neden bu bana necilik; niçin bu hep banacılık?
13 Haziran 2008, Cuma   Poyrazın hışmına uğrarsanız, savrulup sürüklenirsiniz!



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital