|
Elini kıpırdatamıyordu adeta.
Üzerinde büyük bir ağırlık vardı...
Sırtında görünmeyen binlerce tonluk yük!
Onları taşımakla mükellefmiş gibi gittiği her yere götürüyordu.
Derdi korkusu gittikçe çoğalıyordu.
Azalan neydi hayatında?
Bunun cevabını bilmiyordu.
Kendisine soracak zamanı yoktu.
Kendi sesini dinleyecek zaman hiç yoktu.
Sessizliği içinde büyük bir hengame yaşıyordu.
Bir savaş alanı değildi bu.
İçinde bulunduğu durum bir muhaberinin kesiti olabilirdi.
Bir iç savaş belki de...
Film kopuyordu bir yerlerde.
Sonra sil baştan!
Yitik bir hafızaydı yaşadıkları.
Ufak tefek şeyler hatırlıyordu lakin bunlar yetmiyordu kim olduğunu anlamaya.
Anımsatacak daha önemli şeyler olmalıydı.
Yeri göğü inletecek bir borozan gibi haykırmalıydı kimliğini...
Varlığı yeterliydi sanki O’na göre.
Kimlik önemli değildi.
Bir parça ekmeği katık etmek ve karnı tok bir şekilde uykuya dalmak!
O böyle değildi.
Sırtındaki yükü alırken veya o yükten kurtulurken bile hep sorgulardı.
Gözlerine tütsüsü hiç dinmeyen bir şüphe hakimdi.
Ne yazık ki elini oynatamıyordu.
Bir karabasan gibi çöken gölgeden kurtulamıyordu.
Parmak uçlarında azminin nefesini hissetti birden.
Sonra yine aynı güçsüzlük.
Aynı bezinlik!
Parmaklarındaki gücü toplayabilse sayfayı çevirecekti.
Alice Harikalar Diyarında gibi bir masal olmalıydı yaşadıkları.
Bir aynadan geçip başka bir dünyaya açılmalıydı.
Bu dünya düş olsa bile...
Ne önemi vardı ki bunun!
Başka bir alemdi aynanın ardındakiler.
Yaşadığı gerçeklikte neye veya kime dokunabiliyordu ki zaten!
Parmaklarını oynatsa, elini kaldırsa...
Hatta ayağa kalksa!
Sayfayı çevirse.
Başka bir dünyanın kapılarını aralasa.
Hayallerden geçip gerçeğe varsa.
Bazen şart bu!
İnsanını kendini kaybettiği zamanlarda bulması için bir ilaç adeta!
Evet evet bir ilaç.
Kendimizin tadına varmak için düş dünyalarına açılmalıyız.
Aynanın öte yanına geçerken yeniden kendimizi tanıyoruz aslında.
Sayfaları bir bir çevirken, ‘eski ben yeni ben’e karşı savaş açsa bile katlanmak gerek.
Muharebe meydanları zafer kokusu yayıldığı zaman anlam kazanır.
Tüm bu yazdıklarımı O’nun kulağına da fısıldadım sessizce.
Tek bir cümlesini atlamadan.
Henüz harekete geçmedi.
Hala aynı yerde oturuyor.
Hala elini oynatamayacak kadar güçsüz.
Ama yeni bir dünyanın kapılarını aralamak için uğraşıyor.
Bunun farkındayım, anlamamak elde değil.
Gözlerinde bir yere tutunabilmenin telaşı var.
Birden kalkacak ayağa, birden çevirecek sayfayı, birden geçecek aynanın öte yanına.
Birden varacak eskidiğinin ayrımına.
Ve birden yeninin yolunu tutacak bilmediği muhabere meydanlarında...
|